Ara
Menü

Sayfalar 538–545

1.766 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 538–545

(Fesad ehlinden altı kişi nâra girer:

1. Zulümle hükmeden hâkimler 2. Cahil şehirliler 3. Şehrin ileri gelen kibirlileri 4. Taassuba kapılanlar 5. Ilim ehli âlimlerin hasetçileri 6. Ticaretlerine ihanet eden tüccarlar, cehennem azabını mutlâka tadacaklardır.) buyurmuşlardır.

Fo-ekser0 fih-el fesade fesabbe aleyhim Rabbüke sevta azab El-Fecr: 12 - 13 (Halka zulümleriyle fesatlarını artırmışlardı. Bu yüzden Rabbin celle şâne de üzerlerine bir azap kamçısı döktü.)

Dikkat buyurunuz, zulümleriyle fesatlarını artıranların üzerlerine bir azap kamçısı ineceği beyan buyurulmaktadır.

(SEVTA AZAB) tâbirinin hikmeti budur. Zâlimlerin, kâfirlerin ve fâsitlerin dünya hayatında görecekleri azap, kamçıyla dövülmek suretiyle olacaktır. Hürriyet ve istiklâllerini kaybeden milletlerin, düşman çizmesi ve düşman kamçısı altında ezilmelerinin sırrı da budur. Bunlara, âhirette de kılıçla vurularak azab edilmek gibi acı bir azap uygulanacaktır. Bu âyet-i celilede, bu hükme işaret vardır. Netekim:

(.o1)

Küllü nefsin za'ika't-ül-mevt....

El-Ankebat: 57 (Her nefis, ölümü tadacaktır...)

âyet-i kerimesinde beyan buyurulan ÖLUMÜ TADMAK tâbiri de, ölüm acısının üçyüz kılıç darbesi kadar korkunç olması anlamına gelir ki, âhirette görecekleri azabın yanında bunların ölüm acısından âdeta ZEVK ALMAK gibi bir hale düşecekleri iymâ olunmaktadır.

Hemen ilâve edelim ki, bu kâfirlerin, zâlimlerin ve fâsitlerin ölümleri ve âhiretleriyle ilgilidir. Yoksa, mü'minlerin ölüm ânında tadacakları vuslât zevki de, âhiret âleminde vasıl olacakları zevk ve saadetin başlangıcıdır.

Zikr-ü fikrim gece gündüz budur ey kalb-i selim, Beni mesrûr ede firdevs ile ol Rabbi Kerim...

Ey rahmetinin hududu ve mağfiretinin tulü ve bû'dü olma yan yüce Rabbimiz!.. Ey günahkâr kullarını affü mağfiretiyle şâdeyleyen ulu Allah! Gaffâr ism-i celilinin hürmetine, bizleri her türlü maddi ve mâ'nevî pisliklerden, kirliliklerden, kötülüklerden arındırarak, içimizi ve dışımızı, özümüzü ve gözümüzü temizle... Bizleri, rizâyı ilâhiyye ne lâyık ve muvafık kıldığın salih kulların zümresine ilhak, cennet ve cemali bâ-kemalini müşahedeye müstehak âşıklar ve sadıklar safına mülhak eyle yâ Rabbi!.. Bi-bereket-il-Kur'an-il-aziym ve bi-hürmeti men erseltehu Rahmeten lil-âlemiyn..

Muhterem din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım!..

Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerinin, düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-1 azim-ül-bürhanda, daha önce gelmiş ve geçmiş kavimlerin ve ezcümle Ad, Semûd kavimleriyle Fira'un, Nemrud, Şeddâd gibi zâlimlerin ve Nuh, Lût, Şu'ayib kavimlerinin mazhar oldukları ni'metlere mukabil isyan, tuğyân ve kötülükleri sonucu nasıl helâk edildiklerini beyan buyurmasından murad; biz ümmet-i icabete ibret, Habib-i edib-i Kibriyâ'.

ya iyman etmeyen kâfirleri ve münkirleri tehdid ve Resûl-ü zişânı teselli içindir. Gerek bu saydıklarımız, gerekse onlardan önce ve sonra günümüze kadar Allahu teâlâ'ya isyan eden ve azab-ı ilâhî ile kaldırılan ümmet ve kavimler pek çoktur. Fakat, ne yazık ki bunların neden kahrolunduklarını, neden helâk edildiklerini, neden yeryüzünden silindiklerini düşünen ve ibret alanlar pek yoktur.

Muhbir-i sadık aleyhi ve alihi salâvatullah-il-Hâlık efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

- Ümmetimden, on beş. çirkin hasleti işleyenlerin üzer lerine dünya hayatında taraf-ı Hak'tan belâlar inmesine ve âhiret âleminde de cehenneme girmesine sebeptir:

1. Ummetimin zenginleri, ganimet malını aralarında bölüşür ve fakirleri bundan mahrum ederlerse...

2. Gaza ve cihada (Savaşa) i'lâyı kelimetullah için değil de, mal kazanmak maksadile giderlerse...

3. Kendilerine zekât vermek farzolanlar, zekâtlarını gönül rizası ile ve tam olarak vermezler ve kendilerine zekât vermek ağır gelirse...

4. Erkekler, karılarının her sözüne itaat ettikleri halde annelerine muhalefet ederlerse...

5. Kişi, arkadaş ve yoldaşlarına seve seve yaptığı ihsan ve ikramı babasından esirger ve ona ihanet ederse...

6. Mescitlerde ilim ehli olmayanların sesleri yükselirse...

7. Kavmin reisi o kavmin günahkârlarından olur ve kavmin salihleri ayaklar altında kalır ve ezilirse...

8. Emanet olarak bırakılan bir mal ganimet sayılırsa...

9. Bir kimsenin bir diğerine ikramı onun kötülüğünden korunmak ve şerrinden kurtulmak için olursa...

10. Toplumda gıybet (Dedi-kodu) çoğalır ve herkes birbirini çekiştirirse...

11. Toplumda içki yaygınlaşır ve çoğunluk serhoşluk verici içkiler kullanmağa başlarsa...

12. Giyim kuşam bakımından ifrata varılır, herkes ipekli kumaşlar giyinmeğe başlarsa...

13. Ummetimden sonra gelenler, daha önce gelip âhirete göçenlere söver ve lânet ederlerse...

14. Çocuklar babalarına, atalarına ve dedelerine söver, sayar ve lânet ederlerse...

15. Karşılıklı sevgi ve saygı kalmaz ve ümmetim arasında fitne ve fesat artarsa, dünyada belâdan ve âhirette de cehennem azabından kurtulamazlar.

Ey zenginliği yalnız mal ve para toplamak, kimseye metelik koklatmamak, zenginliğine güvenip gururlanmaktan ibaret

zanneden gafil! Bilmiş ol ki, zenginlik malın çokluğunda değil, kanaattedir. Anlatacağım bu hikâyeyi dikkat ve ibretle oku, gerçek insanlığın nelerle mümkün olabileceğini anlamağa çalış...

HİKÂYE Gayet zengin bir kimse, Ehlullah'tan bir zat-ı şerifin huzuruna giderek, bazı hususlarda aydınlatılmasını rica etti ve aralarında şöyle bir konuşma oldu:

— Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerinden neler isteyim ki, bütün hayırlar ve iyilikler onun içinde bulunsun?

- Zenginlik, sihhat ve âfiyet niyaz et...

— Hamd-ü senâ ederim ki; çok zenginim, sıhhat ve âfiyetim de yerindedir.

— Kanaat sahibi olmayı niyaz et...

— İşlerimi kimlere havale edeyim?

— İşlerini daima kendisini bilenlere havalet et...

- Kimden emin olayım?

— Hased'siz dosttan...

— Bir insana ömrü içinde en çok ne lâzımdır?

— Gençliğinde ilim ve hüner öğrenmek, ihtiyarlığında iyi ve güzel ahlâk sahibi olmak ve diğer vakitlerinde ibadet ve tâ'atıyle, iş ve gücüyle meşgul olmak lâzımdır.

— Aslında doğru olduğu halde, halkın çirkin bulduğu şey nedir?

— Kişinin her fırsat ve vesileden faydalanarak kendisinden bahsetmesi ve kendi kendisini medhetmesidir.

- Büyük adam kime denir?

— Iyiyi kötüden, hayrı şerden, doğruyu eğriden ayırdedebilen ve işlerini ehline gördürendir.

- Kimlerden sakınayım?

— Yüze gülüp yaltaklananlardan ve sonradan zengin olmuş sefihlerden.

- Cömert kime denir?

— Birisine bir şey verdiği zaman yürekten sevinendir.

— Mürüvveti ne gibi haller giderir?

— Zenginlerde cimrilik, zâhitlerde u'cub, kadınlarda edepsizlik ve ahlâksızlık, erkeklerde yalan söylemektir.

— Bu dünyada bahtsız kime denir?

— Kibirli fakirlere denir.

— Akıllı kime denir?

— Çok şey bilip, az söyleyene denir.

— Akıllı adam hangi hallerde pişman olur?

— Işlerinde acele etmekten...

— Hamiyyeti gideren nedir?

— Tamah'tır.

— Ilmin âfetleri nelerdir?

— Ehli olmayana ilim öğretmeğe çalışmaktır.

— Yenilip içilmediği halde insana zarar veren şeyler nedir?

— Haklı veya haksız azar işitmek, fakir ve yoksul düşmek, nâmerde muhtaç olmaktır.

Ablâk iledir nizam-ı âlem, Ahlâk iledir kemal-i âdem..

Ahlâka nazar edilmeyince, Semt-i edebe gidilmeyince, Âlemde nice maarif ehli, Tercih ediyor ilime cehli!..

Evet, zenginlik ahlâk ve kanaat iledir. Bir bakıma, zenginlik silâh gibidir. Ahlâk sahibi bir kimsenin elinde bulununca, onunla ırz ve iffetini korur, vatan ve milletinin mukaddesatını onunla savunur, yoksul ve yardıma muhtaç olanları himaye eder, hâsılı zenginlik silâhını daima hayra kullanır. Ahlâksız bir kimsenin elinde ise o korkunç silâh bir âfet olur. Rastgele ateş ederek bir çok cana kıyar, şehevî ve hayvanî arzularını tatmin için onu tehdit vasıtası olarak kullanır, her işini onun-

la zorla gördürmeğe kalkışır ve sonunda o silâh geri teperek sahibini de helâk eder.

Zenginliği mal ve para toplamaktan ibaret sanan ve sayan çok cahiller ve gafiller, yemeğe fırsat bulamadan bu dünyadan göçmüşler, mülevves vücutlarını yılanlar ve çıyanlar, kemiklerini toprak yemiş, severek biriktirdikleri ve üzerine titredikleri malları ve paraları sevmediklerine kalmış, kendileri o mal ve paranın hesabını vermeğe çalışırken, başkaları onu lânet ve nefretle anarak mallarını ve paralarını yemişlerdir.

Ustelik, biriktirdikleri ve Allah yolunda sarfedemedikleri o mallar ve paralar, yarın cehennem ateşinde kızdırılarak yanlarına, bellerine, alınlarına yapıştırılacak ve kendilerine: (Tadın bakalım tadını!..) denecektir.

Ey fedakâr ve vefakâr anasını, karısına tercih eden şaşkın!.

Ölüm sana eriştiği gün, anacığına tercih ettiğin o kadın, belki bir başka erkekle evlenecek, onun koynuna girip seni unutacak, hattâ ikinci kocasını senden daha çok sevecek ve sayacaktır. Fakat, talihsiz anacığın, ölünceye kadar arkandan gözyaşı dökmeğe devam edecek, içi sızlayarak seni anacak, kıyamete kadar evlât acısı ile yanacaktır. Seni dokuz ay on gün, binbir zahmet ve meşakkatle karnında taşıyan, iki yıla yakın gece gündüz demeden seni sütüyle besleyen, çamaşırını yıkayıp pisliğini temizleyen, biraz ateşli olduğunu görünce sabahlara kadar gözlerine uyku girmeksizin başucunda bekleyen, bir parça düşünceli olduğunu farkedince derdinle dertlenen sevgili anacığını karına tercih ederken için sızlamıyor mu? Karının kaprislerine âlet olarak anacığına bağırıp çağırmaktan utanmıyor musun? Sevgili peygamberimizin: (CENNET, ANA- LARIN AYAKLARI ALTINDADIR.) buyurduklarını hiç duymadın mı? Senin uğrunda bir ömür harcayan, senden başka umudu ve arzusu olmayan anacığını, yarın başına ne işler açacağı bilinmeyen bir kadına değiştirirken, insanlık duygularından ne kadar uzaklaştığını sezemiyor musun? Unutma ki, bunun sonu dünya hayatında belâdan belâya uğramak ve âhiret hayatında da elim bir azaba müstehak olmaktır. Ana - baba hakları konu-

sundaki nâçiz öğütlerimizi, IRŞAD adındaki üç ciltlik eserimizde okumanızı tavsiye ederiz.

Ey baba hakkı gözetmeyen, ne idüğü belirsiz arkadaşlarını babasına tercih eden, ihvân ve yâranına ihsan ve ikramda bulunduğu halde babasını mahrum eden zâlim!.. Çok yakın bir gelecekte, babana yaptıklarını kendi oğlundan göreceğini sana müjdelerim. Ömür boyu, sizin daha rahat, daha mutlu yaşamanız, kimseye muhtaç olmamanız için çalışıp didinen babacığını kırıp incitmekle insanlığından neler kaybettiğini hatırlatmak, bilmem aklını başına getirir mi? Ey babaları şunun bunun eskileriyle idare ederken, en pahalı kumaşlardan, en usta terzilere elbiseler diktirip giyen gafil evlâtlar!.. Yarın, kefeninizin ipek kumaştan olacağını mı sanıyorsunuz? Babalarına, atalarına, dedelerine sövüp sayan, onları lânetleyen ahmaklar!...

Bu cennet vatanda insan gibi yaşayabiliyorsan, o beğenmediğin, kuruyası dilinle her zaman incittiğin dedelerin bu emaneti kanları bahasına bırakmamış olsalardı, halinin neye varacağını hiç düşündünüz mü? Hiçbir şey görmüyor, hiçbir şey bilmiyorsanız, kendi evlâtlarınızın sizlerden babalara, dedelere sövmeği öğrendiklerini ve sırası gelince onların da size söğeceklerini akıl edemiyor musunuz?

Bu risâlelerimizi okuyan, okutan ve dinleyen, okuduğu veya dinlediği ile âmil olmaya gayret eden Hak yoldaşlarıma, şu hikâyeyi sunmakla bahtiyarım.

HİKÂYE Ali Bin Hamza Isfahani diyor ki: (Basra'da Süheyl bin Tüsteri hazretlerinin dervişleri ile görüşüyor ve onlardan Hazret-i şeyhin veciz bazı sözlerini ve menkıbelerini dinliyordum.

Sonra da bunları, ihvanımdan yazısı güzel bir zata yazdırarak topluyordum. Birgün, bir akar su kenarında abdest alırken, bu defteri suya düşürdüm. Akıntıya kapılan defter ıslandı ve yazılarının bir çoğu da maalesef bozuldu. Çok üzüldüm ama, neye yarar? Olan olmuştu.

O gece, rü'yâmda Hazret-i Süheyl'i gördüm. Bana:

— Defterin suya düştüğü için çok üzülüyorsun değil mi?

buyurdu.

— Evet, dedim. Çok ama pek çok üzgünüm..

— Doğru söyle!.. O deftere yazdırdığın sözler ve menkıbelerle amel edebiliyor musun?

— Huzurunuzda yalan söyleyemem efendim, deftere yazdırdıklarımla amel etmeğe gücüm yetmez, dedim.

Bu sırada, Sultan-1 serir-i din-i mübiyn aleyhi ve âlihi salâvatullâh-il-Mû'lyn efendimizin ashab-ı soffeden bir cemaat ile teşrif buyurduklarını gördüm ve ziyadesiyle memnun ve mesrur olarak huzur-u Risaletmeablarına yüz sürmek niyazı ile yoneldim. İki cihan serveri, tebessüm buyurarak, iltifat-ı seniyyelerını ibzâl buyurduktan sonra Ashab-ı soffeyi ve cenab-1 Süheyl'i işaretle:

— Bu tâ'ifenin, bu zata ve sözlerine muhabbetleri aynıdır.

Neden hakikati söylemiyorsun? buyurunca, Cenab-ı Süheyl arz-ı i'tizâr ederek:

— Estağfirullah.. Estağfirullah yâ Resûlallah!.. dedi.

Ben de, bu halin neş'e ve süruru ile uyandım Bu kıssayı okuyan ehl-i irfan, ne demek istediğimizi elbet kendi kendilerine ve uzun uzun düşünürler.

Hatm-i Risâlet emrini tescil için kalem, Nâm-ı şerifin eyledi isbat-ı iddia!..

Evet, bu dünyada öyle işler vardır ki, o işleri görmek nâfile hac etmekten daha hayırlıdır. Dedelerimizin, kurb-u Muhammed'de olmalarının sebebi, Resûl-ü müctebâ'ya fart-1 muhabbelerindendi. Böyle olunca da, gerek devlet ve hükûmet işlerinde ve gerekse diğer bütün işlerinde iki cihan serveri efendimiz kendisini sevenlere yol gösterirdi. Rahmeten lil-âlemiyn olan zât-1 akdesin sevdiği ve yol gösterdiği kimseler de elbet her işlerinde galip ve muvaffak olurlardı.

Envâr-ül-Kulob, cilt: 2 — F: 35