Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 466–473 başlarına gelecek feci âkibeti gösterecek, kendisinden sonra buna cür'et ve cesaret edenlere de mâ'ruz kalacakları azap ve Iztırabı bildirmiş olacaktı. Sahip olduklarını zannettikleri mal ve mülklerinin, tâc ve tahtlarının, ordu ve silâhlarının, kuvvet ve kudretlerinin Fira'un ve benzerlerinden bu azabı def'u ref edemeyeceklerini ilân ve isbat etmiş olacaktı. Bu gibilere, dünya hayatında uğrayacakları belâ ve musibetlerle işi savuşturamayacaklarını ve âhiret hayatında da daha feci ve daha elim azaplara uğrayacaklarını bildirecekti. Zira, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri onlara: Çıkar feryadınız göklere istidat şeklinde, Olur semadan nâzil bin belâ imdat şeklinde... dedirtecekti. Ama, ne var ki bu sırrı hiç kimse çözemediği gibi Âsiye ile Fira'un da çözememişti. Buna, kader sırrı denilirdi. Fira'un, herkesten kuşkulanıyor ve bu yüzden doğan her mâ'sum çocuğu öldürtüyordu. Aklınca, önleyici tedbir aldığını sanıyordu. Oysa, bütün bu tedbirler de takdirden idi ama, o bunu anlamaktan âcizdi. Asiye, kocasının şüphe bataklıklarında düştüğü azap ve…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.