Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 414–420 Ilerinin asaletini kazdıranlar, on binlerce lira harcayarak dışını özene bezene süsleyenler ise, o kabir çukuruna girince alandıklarını hemen anlarlar, kabirlerinde ne tevhid, ne zikir, ne namaz, ne oruç, ne hayır, ne hasenât bulunmadığını farkederler, dünya kadar servetleri, kamyonlar dolusu kitapları, hepsi dünyada kalmış, üniversite diplomaları, doktoraları bulunduğu halde bu sorulara cevap veremezler, çeneleri kilitlenir, dilleri tutulur ve ağızlarını bile açamazlar. Rütbe ve servetlerinin, makam ve etiketlerinin hiçbir faydası olmadığını, oğullarının, kızlarının, hayat arkadaşlarının, tanıdıklarının ve sevdiklerinin kendilerine yardıma gelemeyeceklerini anlarlar ama neye yarar? O kabir, kendileri için lüks bir fırından farkı olmayan bir yerdir, dışı gayet süslü ve mâ'mur ve içi ateşle dolu bir kümbet haline gelir. Gel ey kardeş öğüdümü sen dinle, Ahirete azık götür elinle, Ne yaparsan o gidecek seninle, Doğan ölür, kimse kalmaz dünyada... Bu soluklar birgün çıkmaz olacak, Üzerine ergeç toprak dolacak, Iki melek gelip soru soracak, Oğlun, kızın kimse…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.