Ara
Menü

Sayfalar 333–339

1.649 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 333–339

caktır ama, kimsenin de yaptığı yanına kâr kalmayacaktır. Her kul yaptığının karşılığını muhakkak görecektir. Herkes, kaybettigini sandığı hakkını orada alacaktır.

O, öyle bir gündür ki, dünya rütbeleri kaldırılacak ve ahiret rütbeleri aşk ehline tevdi olunacaktır. O gün, dünyada başkalarına zulmederlerken gülenler, büngür hüngür ağlayacaklar, ellerini dişleyip ısıracaklar, yaptıklarına pişman olacaklar dır ama, bu gecikmiş nedamet onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Buna mukabil, dünya hayatında zulüm görüp ağlayanlar, hakları zorla ellerinden alınanlar gülmeğe başlayacak ve zâimlerden haklarını alarak sevineceklerdir. O gün, mü'minlerin handân ve şâdan ve kâfirlerle, zalimlerin ve münafıkların makhur ve perişan olacakları gündür. O gün, mü'minler zevk ve safaya, kâfirler, münkirler, zâlimler ve münafiklar ise cevr-ü cetaya garkolacaklardır. O gün, kardeş, kardeşten, ana baba evlâttan, evlât ana - babadan, kaçacaktır. O gün dünya hayatında çok defa hor görülen mü'minler, cennet elbiseleri giyerek süslenecekler ve onları hor gören, hatta itip kakan kâfirler ve zâlimler siyah bir katrana bulanacaktır. O gün, mü'minler şeref ve ihtişamla müjdeleyici melekler arasında ebediyyen kalmak üzere cennete girerlerken, kâfirler, zâlimler ve münafiklar, elleri ve ayakları zincirlerle bağlanmış zelil ve perişan zebaniler tarafından cehenneme sürüleceklerdir. Hâsılı, hak yerini bulacak, herkes yaptığının tam karşılığını alacak ve ilahi adalet kemaliyle yerine gelecektir.

İktizayı kazayı KÜN FE-YEKÜN, Kıldı her emri vakte merhûn...

Ve terel-mücrlmlyne yevme'izin mukarrenlyne fil-asfad serâbllühüm min katıranln ve tagsa vücuhehüm-ün-nâr.....

Ibrahim: 48 -60.

(O gün, suçluları ortakları ile zincirlere vurulmuş görürsün. Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplayacaktır.)

O gün, mü'minler birbirlerini sevinçle kucaklayarak kutlarlarken, kâfirler de birbirlerinin gırtlaklarına sarılacaklar ve karşılıklı olarak birbirlerini suçlayacakladır. O gün, herkesin sırrı açıklanacak, herkesin ayıpları meydana çıkacak, kimin ne olduğu belli olacak, bu fâni âlemde herkese tepeden bakan, para ve servetlerine, geçici süs ve ziynetlerine mağrur olarak kendi halinde fakir kimselerle eğlenen ve gönül eğlendirenler, Allah yolunda kırk para fedakârlık edemeyenler ne boş hayallere, ne anlamsız hülyalara kapıldıklarını anlayacaklar, bütün mahşer halkı önünde mahcup, zelil ve perişan olacaklardır.

ilâhi! Gaflet gömleği giyene, Müslüman der misin nefse uyana, Kazanır kazanır verir ziyana, Hak yoluna bir puluna kıyamaz...

Sağlığında âyet, hadis nesine;

Son deminde muhtaç olur Yâ-sin'e, İletip koyunca makberesine, Oğlum, kızım, malım kaldı diyemez...

Allahu tâlâ'nın bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlere razı klan isinden dah z makin lere düşükmeden veren, kımlk görence rini yerine getiren, ibadet ve tâ'atten bir nefes bile ayrılmayanlar ise, sonu ve sınırı olmayan ilâhî ikramlara nail ve mazhar olacaklar, ebedî saadet ve selâmete erişerek kanaat ve tevekküllerinin mükâfatıı göreceklerdir.

Evet, o gün bu fâni âlemde Allahu teâlâ'dan gayrısına kul olmayanlar sultan olacaklar, nefislerine kul olanlar ise azap ve ıztırap içinde kalacaklardır. Aslında, bu âhiret sultanları, dünya hayatında da sultandırlar ama, giyim kuşamları, yiyip içmeleri bakımından bir çokları kendilerine ehemmiyet vermemiş-

ler, onlar da fakir ve garip görünmeği her zaman tercih etmişlerdir. Dünya hayatında sultanlar gibi yaşayan, yiyen ve içenler de aslında sultan gibi görünmeğe özenen birer şarlatandan başka bir şey değillerdir. Hoş, gerçekten sultan olsalar da neye yarar? Fira'un, Nemrud, Kirâ'lar, Sezar'lar, krallar, imparatorlar, çarlar da sultan değiller miydi? Tahtları vardı, payitahtları vardı, orduları, hazineleri, özel muhafızları, tebaaları vardı. N'oldu, nicoldu, nereye gitti o debdebe, o saltanat? Çünkü, onlar sultan değillerdi ama kendilerini sultan sanıyor ve sayıyorlardı. Inş'allah mahşerde hepsinin âkibetlerini, zillet ve mezelletlerini göreceğiz. Hesapları görülüp, defterleri dürülecek ve hepsi de zebanilerin pençesinde inleye sızlaya cehenneme sürülecektir.

Netice itibariyle; kıyamette mü'minler iyınan ve tâ'atin, kâfirler küfür ve inkârlarının, zalimler zulüm ve haksızlıklarının, zâhidler züht-ü tekvâlarıın, âbidler ihlâs ile yaptıkları ibadelerinin karşılığını alacak, hak ve adalet yerini bulacaktır.

Bu âlemde, sureti insan olanların hakikatte bir hayvan ve belki hayvandan da sapık ve şaşkın oldukları halde, vücutlarının bu hakikati gizlemesi gibi, fakir ve hakir görünen mü'minlerin bu halleri de âhiretteki hakikatlerini gizlemektedir. Bu sebeple, dış görünüşe kat'iyyen aldanmamalı ve insanlar hakkında zâhirlerine bakarak hükme varmamalıdır. Oyleleri vardır ki, en pahalı kumaştan, en meşhur terzilere diktirdikleri elbiselerle dış yüzlerini süslerler ama, iç yüzleri daima çirkin kalir. Bir bakıma, o pahalı ve süslü elbiseler, ipekler, sırmalar, mücevherler onların ayıplarını örter. Oysa, bir rüyadan farki olmayan bu fâni âlemde, iç yüzlerini süsleyip güzelleştiremeyenlerin bütün iğrençlikleri, bütün çirkinlikleri âhirette ve kıyamette meydana çıkacak ve bunların gerçek kimlik ve kişilikleri o zaman anlaşılacaktır. Dünya hayatında herkesin gözlerini kamaştıran bu zavallı gafiller tepeden süzdükleri, el öptürdükleri, önlerinde diz çöktürdükleri kimselerin lânet ve hakaretine mâruz kalacaklardır.

Ve kalo Rabben& innâ ota'na sâdatena ve kubera ena fe-edallun-es-sebly|a Rabbena &tlhim di feynl min-el-azabi vel'anhüm la'nen kebiyrâ...

El-Ahz&b: 67 - 68 (O gün, onlara tâbi olanlar: «Ey Rabbimiz! Gerçekten büyüklerimize, ileri gelenlerimize itaat ettik. Bize kütrü telkin etmişlerdi, yolumuzu onlar şaşırttılar. Ey Rabbimiz! Onlara ikl kat azap ver ve onları en büyük lânete uğrat..» diyeceklerdtr.)

Evet, bu konuyu biraz daha açıklayalım. Zenginlikleri, mevki ve makam sahibi olmaları hasebiyle etraflarıa bir sürü çanak yalayıcı dalkavuklar, bir dediğini iki etmeyen sahtekârlar, riyakârlar, mutabasbıslar toplayan ve onları hak ve hakikat yolundan alıkoyan, servet ve ihtişamları ile göz boyayan dünya saltanatı düşkünlerinden, çevrelerine topladıkları kimseler dâvacı olacak ve diyeceklerdir ki:

Ya Rabbenâ!.. Bizler, kendilerini büyük adam saydığımız, veli'ni'metimiz olduklarını sandığımız bu zâlim ve alçak heriflerin sözlerine kandık, onlara inandık ve kendilerine uyduk.

Onların zulüm ve haksızlıklarına yardımcı olduk, kötülüklerine âlet olmaktan çekinmedik. Onları paraları ve malları çok olduğu ve herkesten üstün yaşadıkları için çok akıllı kişiler olarak tanıdık, onlara özendik, onlar gibi yapmağa ve yaşamağa çalıştık. Meğer, Hak yolunu şaşırmış, o nurlu izi kaybetmişiz ki, zât-ı ahadiyyetine, rizana, cennetine ve cemal-i lâ-yezâline davet eden iki cihan serverine, onun velilerine ve alimlerine yüz çevirdik, küfür ve dalâlet, karanlık ve bataklıklarında kaldık.

Bizleri Hak yoldan azdıran, isimlerimizi şaki'ler divanına yazdıran, sana olan ahdımızı bozduran, çirkin ve kötü amellerimizle cehennem ateşini kızdıran bu zâlimdir. Bizler de, onlara tabi olmak suretiyle cehenneme ve azaba müstehak olduk.

Ey Rabbimizl Suçlarımızı biliyor ve huzur-u izzetinde hepsini

itiraf ediyoruz. Etmesek de, aliym ve hakiyın olan sen yüce Rabbimiz, günahlarımızı ve isyanlarımızı biliyorsun. Ancak, zât-1 ülûhiyyetinden niyazımız şudur ki, bizleri senin rizayı şerifine iletecek doğru yoldan ayıran bu zâlimlere, bu ha'inlere, bize vereceğin cezanın iki katını ver, bizlerin cehenneme girmemize, rahmetinden uzak kalmamıza ve hüsrana uğramamıza sebep olan bu alçaklardan intikamımızı al, onlara en büyük lânetlerle lânet eyle, diye yalvaracaklardır.

Yukarıda mealen sunduğumuz âyet-i kerime bunun delili ve isbatıdır. Onun için, Kur'an-ı aziymi te'emmül ile, tefekkür ile okumalı, anlamağa çalışmalı, okuyup anlamak ve geregince hareket etmek idrak ve irtanını bahş ve ihsan buyurması için Allahu teâlâ'ya yalvarıp yakarmalıdır. Zira, Kitabullah'a tâbi olanlar, yukarıda örneğini verdiğimiz kâfirler gibi mahcup olmazlar, hak ve hakikatlerden mahrum kalmazlar, mahşerde herkes ağlarken mahzun olmazlar ve sonunda cehenneme ve azaba mahkûm olunmazlar.

Ey benim kardeşim:

Sizlere sık sık (EY AŞIK-I SADIKLAR!..) diye hitabediyorum. Neden bilir misin? Zira, âşık-ı sadık olanlar bütün bu korkulardan emin olurlar, huzura kavuşurlar, Habib-i edib-i Kibriyâ kendilerine şefkat ve şefaat ederek ağuşunu açar. Alemlerin Rabbine hakkıyle kul ol ve kulluk görevlerini lâyıkıyle yerine getir, ibadetlerini ihlâs ile bitir ki, cennet ve cemale eresin, cennet-i zata giresin, gözlerin görmediği ni'metleri göresin.

Nefislerine kul olanlar, iki cihanda da hasret ve hüsranda, Allahu teâlâ'ya kul olanlar ise yine iki cihanda mağfiret ve gufrandadır.

Her kim, Allahu azim-üş-şâna itaat ve Resûl-ü zişâna ittibâ ve muhabbet ettiyse, feyzi aziyme nail olacaktır. Amellerini islâh edenlerin bütün günahları yarlıganacaktır. Hatta, günahları denizlerin dalgalarından ve kumların tanelerinden, hava zerrelerinden fazla bile olsa affolunacaktır. Kâfirlere ve zâlim- Envâr-ül-Kuldb, cilt: 2 — F: 22

lere, bu fâni âlemde verilen mal ve mülk, servet ve ihtişam, sakın sakın gözlerini kamaştırmasın, seni aldatmasın. Bu mal ve mülk, bu servet ve ihtişam bâki değildir, elden çıkıcıdır, eğretidir. Aklı başında olan hiç kimse, dünya hayatına, bu fâni hayatın zevk ve ziynetine değer vermez. İyi bilir ki, bütün bunlar muvakkattir ve fânidir ve böyle olduğu için de gayet acı ve çirkindir. Onun için de, âhirete talip ve rizaya ragıp olur.

Sözün burasında, bazı dinsiz ve densizlerin haksız sitem ve iddialarına da cevap vermek isteriz. Biz, ehl-i iymanı âhiret ni'metleriyle avutup aldatarak dünya ni'metlerinden mahrum etmek isteyenlerden değiliz. (IKİ GÜNU EŞIT OLAN, ZIYAN- DADIR...) ve (HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GIBİ DÜNYA İÇİN VE

YARIN ÖLECEKMIŞ GIBİ ÂHİRET İÇİN ÇALIŞIP ÇABALA- YINIZ...) buyuran bir peygamber-i âlişânın ümmeti olmakla müftehiriz. Bizim kasdettiğimiz dünya, bütün risâlelerimizde ve cami-i şeriflerdeki derslerimizde açıkça belirttiğimiz gibi, kula kulluğunu, ölümünü, âhiretini, sözün kısası sorumluluğunu unutturan dünya budur. Ehlullah indinde mezmûm olan dünya da budur. Yoksa, müslümanlar dünya için çalışmazlar, yalnız mescitlere girip namaz kılarlar, hakkı zikrederler, ne bulurlarsa ona şükrederler demek istemiyoruz. Fakat, dünyanın yalnız maddeden ve maddecilikten ibaret olmadığını da iyi biliyor ve yalnız buna karşı çıkıyoruz. Dünyanın yalnız madde ve maddecilik olduğunu kabul edersek ruhumuzu ve mâ'namızı red ve inkâr etmiş oluruz. Bizim savunduğumuz gerçek budur.

Bu konuda, bu kadarcık bir açıklama ile yetinerek dersimize devam ediyorum:

Göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçen ve elden çıkan fâni mülke mağrur olanlar, tarih boyunca aldanmışlardır ve aynı gurura kapılanlar dünya durdukça aldanacaklardır. Mevki ve makama, rütbe ve mansaba, bankadaki hesaba, ne idüğü belirsiz kimselerin yazdıkları kitaba, masalarına, kasalarına güvenenler, daima aldanmışlar, yanılmışlar ve bâtıla inanmışlardır. Hazinelerine ve ordularına mağrur olanların çoğu, kıyametin geleceğine ve bu dünya hayatında yaptıklarının ve ettikle-

rinin hesabını vereceğine inanmadılar ama, hiçbirisi de âhiretin ilk durağı olan kabre girmekten yakasını kurtaramadı. Bu gibiler, işte o inanmadıkları kıyamette (Ah nolaydı, hayvanlar gibi toprak olaydık!..) diye döğünecekler ama ne fayda!?..

"'1!o!

19.> »'s.

Ya'ref-ül-mücrimüne bi-simâhüm fe-yu'hazû bin'nevasiy vel-akdam...

Er-Rahman: 40 (Günahkârlar, suçlular kapkara yüzleri ve gök gözleriyle yüzlerinden bilinir de, perçemlerinden ve ayaklarından yakala narak cehenneme sürülür ve baş aşağı ateşe atılır.)

Cîsir "??

Hazihi cehennem-ülletiy yükezzibü bih-el-mücrimüne yetufine beynehâ ve beyne hamiymin ân...

Er-Rahman: 43 - 44 (İşte bu günahkârların ve suçluların yalanladıkları cehennemdir, denilir ve onlar o cehennem ateşiyle kaynar su arasında dönüp dolaşırlar.)

Kâfirlere, zâlimlere ve münafıklara cehennem azabından kurtulabilmeleri için hiçbir çare yoktur, onlara şefaat edecek kimse de bulunmaz. Onlar için cehennem ebedî bir mekân olacak ve orada ebediyyen cezalandırılacak, HAMIYM denilen o kaynar sudan başka içecek ve ZAKKUM denilen cehennem bitkisinden başka yiyecek bulamayacaklardır.

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, buyurmuşlardır ki:

— Mi'râc gecesi, bana cehennem arzolundu. Orada, hurma ağacı kalınlığında yılanlar, katır büyüklüğünde akrepler gördüm. Cebrail aleyhisselâma bu yılan ve akreplerle kimlere azap olunacağını sordum. Bana: «Yâ hayre halkıllah!.. Bunu, cehenneme mü'ekkel olan Mâlik'e sorunuz..» buyurdu. Ona da