Ara
Menü

Sayfalar 302–309

1.831 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 302–309

2. Cömert olup halka ve bütün mahlüklara yemek yedirenlere, 3. Kur'an-ı aziymi okuyup kendisini onun hükümlerine tâbi kılanlara.

Evet, cennet bu üç zümreye âşıktır, müştaktır. Bunun, hem izahı hem de isbatı mümkündür. Zira, Kur'an-ı kerimi okuyarak ona hakkıyle ve lâyıkıyle tâbi olanlar, onun bütün hükümlerini gereği gibi yerine getirenler, gerçek iyman sahipleridirler.

Ehl-i iyman ise, ehl-i cennettir. Cennetin bahası iyman, anahtarı tevhid, dereceleri de kulluktur. Iki cihanda da, kulluk yani ABDIYYET derecesinden ulu ve yüce hiçbir derece yoktur.

Onun için de cennet, fazl-1 ilâhî iledir.

Ey iymanlı başlarına düşünme ni'meti, hayâ dolu gözlerine ibret devleti bahş ve ihsan buyurulan Hakka talip ve rizayı ilâhiyye'ye ragıp Hak yoldaşlarım:

Bilmiş olunuz ki, ilkbahar mahşer gününe misaldir. Dikkat ve ibretle bak, ölü toprak bağrında gizlediği tohumun nüvesini nasıl meydana getiriyorsa, Israfil aleyhisselâm sûrunu ikinci defa üflediği zaman da kabirlerinde yatan mevtalar da, zi-ruh olanlar da baharda filizlenen bitkiler gibi yerden zuhura getirecektir. Ilkbaharda kara topraktan fışkıran nebatlar misali, insanlar da kabirlerinden kalkacaklar ve mahşer yerinde toplanacaklardır.

Ve in küllün lemma cemiy'un ledeyna muhdarun ve âyetûn lehüm-ûl ard-ül meyteh ahyeynâha ve ahrecna minha habben fe-minhü ye'külan...

Ya-Sin: 32 - 33 (Yaratılanların hepsi, muhakkak toplanıp huzurumuza getirileceklerdir. Onlar için ölü gibi kurumuş yeryüzünü, kudre-

timize ve ölüleri de dirilteceğimize de delâlet eden bir alâmettir ki, yağmur yağdırarak hayat verir ve o ölü topraktan çeşit çeşit hububat çıkarırız da, yiyip dururlar.)

Insanlar, kabirlerinden üç sınıf üzere haşrolunacaklardır. Birinci sınıf peygamberler, sıddıyk'lar, şehitler, salihlerdir. Bu zevat-1 âlişan kara topraktan çıkan bitkiler gibi başlarından toprakları silkeleyerek kalkacaklar, emirlerine tahsis olunmuş cennet bineklerini hazır bulacaklar, cennet elbiselerini giyerek Bürak'larına binecekler, cennet ni'metleriyle taltif olunacaklar, müjdeci melekler kendilerine diğer cennet ni'metlerini de tebşir edecekler ve muhteşem bir kafile halinde ve büyük bir saltanat ve debdebe ile arşın gölgesinde toplanacaklardır. Orada iltifat-ı ilâhiyye'ye de nail ve mazhar olacaklar ve kendilerine ihsan buyurulan altun, gümüş, zümrüt ve saire gibi kıymetli madenlerden hazırlanmış ve süslenmiş kürsülerine oturarak emr-i ilâhiyye'ye ve fazl-ü kerem-ü sübhaniyye'ye muntazır bulunacaklardır.

Hz. Ömer-ül-Faruk radıyallahu anh, Seyyid-ül-ebrâr aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Gaffâr efendimizden naklen, arşın göl-

gesinden başka gölgelenecek bir yer bulunmayacak olan kıyamet günü, arşın gölgesinde ağırlanacak yedi sınıfı şu veçhile beyan buyurmuşlardır:

1. Imâm-1 âdil (Adil hükündarlar, emir ve padişahlar), 2. Genç yaşından itibaren Allahu teâlâ'ya ibadet edenler, 3. Kalpleri mescitlere bağlı olan ve Allahu teâlâ'ya ibadet etmeğe doyaınayan, bir ibadetten sonra diğerine başlayan, yani kısaca âşık-ı billâh olan kutlu ve mutlu kişiler, 4. Allah için birbirlerine muhabbet edenler, Allah için sevdiklerini ziyarete gidenler, Allah için buluşup, Allah için ayrılan, Allah için sevişen hak yolcuları, Issız ve tenha yerlerde Allahu teâlâyı unutmayarak daima zikredenler, onun haşyetiyle gözyaşı dökenler, onun aşk ve muhabbetiyle ağlayan âşıklar, 6. Servet ve asalet sahibi, zengin, güzel bir kadının gayr-1 meşrû buluşma teklifini Allah korkusu ve zinâ kaygusu ile reddeden müttekiler, Allah için gizlice sadaka veren ve bunu herkesten gizleyen, hattâ sağ eliyle verdiğini sol eline bile göstermeyen ve bu suretle riyâdan kaçınan muhlisler...

Habib-i edib-i Kibriyâ'nın, hepsinden önce âdil hükümdarları sayması elbette boşuna değildir. Zira bir Hadis-i şeriflerinde de:

El-Adlu esas-ül-mülk....

(Adalet, mülkün temelidir.)

buyurmuşlardır. Adil hükümdarların, ülkelerini ve milletlerini tam ve mutlâk bir adaletle idare eden devlet reislerinin makamı, kıyamet günü arşın gölgesi olacaktır. Bu zevat-1 ze-

vil-ihtiramın dünyadaki makamları ise, mensup oldukları milletlerin tarihlerinin şanlı sahifelerinde, âriflerin ve kendileri gibi âdil önderlerin, hak ve hakikate gönül vermiş bütün insanların gönüllerindc Adil olanlar nasıl ki, hayırla, rahmet ve minnetle yâd edilirlerse, zâlimler de lânet ve nefretle anılacaklardır. Yalnız dünyada lânet ve nefretle anılmakla da kalmayacaklar, yarın âhirette de cehennemin en derin yerine, ateşin en şiddetlisine atılacaklardır.

Evet, o şiddetli günde âdil hükümdarlar arşın gölgesinde izzet ve ikram ile ağırlanırlarken, zâlimler de kızgın güneş altında, beyinleri kafa tasları içinde kaynayarak, gözleri yuvalarından uğramış şaşkın, bitap ve perişan, korku içinde âkibetlerini bekleyeceklerdir. Âdil devlet reisleri, Allahu sübhanehu ve teâlâ tarafından taltif olunurlarken, zâlimler zebanilerin pençelerinde sürüklenerek cehenneme götürülecekler, yürümeğe takat ve mecalleri kalmadığından dizleri üstüne çökmüş, bitkin ve bütün bedenleri tiril tiril titreyecekler, ağlayıp inleyecekler ama hallerine acıyan bulunmayacak ve üstelik kendilerine:

— Hani sen büyük adamdın, karşına gelenleri tepeden süzer, kimseye ağız açtırmaz, önüne gelene zulmeder, bir çok mâsumları ezer ve kahrederdin. Merhamet dileyenlere alaylı alaylı bakar, onların halleriyle eğlenirdin. Ne oldu şimdi sana? Neden titriyorsun? Haydi, ne duruyorsun, çağırsana muhafızlarını, haykırsana senin için can veren fedailerine... Bakalım, imdadına koşacak ve sana yardım edecek bulabilecek misin? Ne O, ağlıyor musun? Oysa, bir zamanlar senin karşında gözyaşı dökenlere hiç acımaz, haklarındaki kararından aslâ caymazdın..

Günün birinde öleceğini ve başına bu hallerin geleceğini söyleyenleri, hiddet ve şiddetle kovar, bir saat adaletle hükmetmenin Allahu teâlâ katında altmış yıl nafile ibadetten sevgili olduğunu haber verenlere güler, geçer ve onları başından savardın. Eğer, onları dinleseydin, ülkende milletine adaletle hükmeteydin, şu ânda arşın gölgesinde âlemlerin Rabbi tarafin- Envâr-ül-KuiQb, cilt: 2 — F: 20

dan bizzat ağırlanan âdil hükümdarlar arasında bulunur, rahata, ebedî saadet ve selâmete kavuşurdun. Yürü bakalım şimdi yıllarca başkalarına tattırdığın azabı tatmağa, cehennemin korkunç alevlerini yutınağa hazır ol.. D.

ünlerin erges gelip çatacağına iyman etseydin, ülkeni adaletle yönetseydin, nefsinin ve şeytanın hevâsına uymayarak doğru yolda gitseydin bu hallere düşmez, bu azabı görmezdin... Oysa, sen bugünlerin mukadder ve muhakkak olduğuna iyman etmedin, sana bahş ve ihsan buyurulan o fâni makamın ebediyyen elinde kalacağını, o gelip geçici saltanatın hep öyle sürüp gideceğini ve hiç elinden alınmayacağını sandın, başkalarına hesap sorarken birgün senin de hesaba çekileceğini hatırlamadın, herkese keyfince ceza verirken, günün birinde kendinin de cezalandırılacağını aklının köşesine bile getirmedin, başkalarından farkı olmayan alelâde bir insan olduğunu ve işgal ettiğin makamın Rabbinin bir ihsanından gayri bir şey olmadığını gözönüne getirmedin, hiçliğini ve bir hiç olacağını dikkate almadın, Rabbine âsi ve ülken halkına zalim oldun, sonun ve sonucun işte bu cehennem azabıdır, diyerek hakaret edeceklerdir. Zâlimler, o mühlik ânda ellerini ısırarak ah ve feryat edecekler, ömür boyu inkâr ettiklerini ikrar etmek zorunda kalacaklar ve çok pişman olacaklar ama, bu ikrarlarının da, pişmanlıklarının da kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır. Zira, ikrar etmek bu âlemde gerektir, pişman olmak bu âlemde gerektir, hakka ve hakikate gelmek bu âlemde gerektir.

Yevm-i ceza dediğimiz o büyük ve korkulu günde herkes hesap ve mizana fiilen ve ahlâken kendisine uydukları, fiil ve hareketlerini taklit ettikleri kişilerin ardı sıra getirileceklerdir.

Meselâ, yeryüzünde ilk katil KABIL'dir. Kadın ve kıskançlık yüzünden kardeşi HABIL'i katletmiş ve babası Hz. Adem aleyhisselâma karşı çıkarak kâfir olmuştu. Binaenaleyh, hemcinslerini öldüren bütün katiller önlerinde Kabil olduğu halde divân-1 ilâhiyye çıkarılacaklar, ilk katil onların önderi durumunda bulunacak ve kıyamet gününe kadar aynı suçu işleyenler onun peşinden geleceklerdir. Keza, bütün zâlimlerin önü sırada Fira'un huzur-u izzete gelecektir. Bu açıklamalarımızdan da

anlaşılmaktadır ki, katillerin bayrağı Kabil'in ve zâlimlerin bayrağı da Fira'unun elinde bulunacaktır.

Buna mukabil, SIDDIYK'ler dâvet olununca onların imamları ve rehberleri de Hz. Ebu-Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anh olacak ve sıddıyklerin bayrağını da o mübarek zat-ı şerif taşıyacaktır. ADIL'ler dâvet olununca onların imamları ve rehberleri de Hz. Ömer-ül-Faruk radıyallahu anh olacak ve âdillerin bayrağını da o mübarek zat-1 şerif taşıyacaktır. Hayâ sahipleri çağırılınca, onların da imamları ve rehberleri Hz. Osman-ı Zinnûreyn olacak ve hayâ sahiplerinin bayrağını da o mübarek zat-ı şerif taşıyacaktır. Şehitlerin önderi Hz. Hamza, mazlûmların önderi ve imamı Hz. Imam-ı Hasan ve Hz. İmam-ı Hüseyin, yiğitlerin önderi Hz. Imam-ı Ali ibn-i Ebi-Tâlib rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'ıyn efendilerimiz olaraklardır.

Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Osman ibn-i Affan radıyallahu anha: «Ey Osman-ı Salih!.. Bana dua ediyor musun?» iltifatıyla hitap buyurdukları cihetle, hayâ sahibi salih mü'minler huzur-u izzete çağırılırken (Server-i Enbiyâ'ya tâbi olan ümmet-i Muhammed'den salihler gelsin...) denilecek ve bu kutlu ve mutlu kişiler Hz. Osman radıyallahu anhın peşi sıra divan-ı ilâhiyye varacaklardır.

Bilmem anlatabiliyor muyum? Huzur-u Hak'ta hesap vermeğe herkes bu şekilde davet olunacak ve (Ey ehl-i sünnet), (Ey Hanefi'ler), (Ey Şâfiiler), (Ey Mâliki'ler), (Ey Haneli'ler), (Ey Hâfız-u Kur'anlar), (Ey müfessirler), (Ey muhaddisler), (Ey âşıklar, âbidler, müttekiler) davetinden sonra zâlimler, katiller, serhoşlar, zâniler, yalancılar, münafıklar sıra ile ve başlarında tâbi oldukları kimseler bulunduğu halde, bu fâni âlemde işlediklerinin hesabını vermek, mükâfat veya cezasını görmek üzere Mahkeme-i Kübrâ'ya çağırılacaklardır.

Evet, her zümre tâbi olduğu imamın peşi sıra gidecektir.

Kazi Beyzavi, IMAM kelimesinin kök olarak ÜMM yani ANNE kelimesinden geldiğini söylemekte ve insanlara kabirlerinde ve mahşer yerinde ana isimleriyle hitabedileceğini kaydetmektedir. Halkın, kabirlerinde ve mahşer yerinde bu şekilde çağırıl-

malarının, hesaba ve mizana bu nam ile davet olunmalarının sırrı Hz. Imam-ı Hasan ve Hz. İmam-ı Hüseyin radıyallahu anhüma efendilerimizin yüce şan ve şereflerini mahşer ehline ilân eylemek ve Hz. İsa aleyhisselâmın Kudretullah ile babasız olarak doğmuş bulunduklarını beyan eylemek içindir, demektedir.

Ana isimleriyle hitabolunarak hesaba ve mizana çağırılmanın diğer bir sırrı da, gayr-i meşrû olarak doğan çocukların mahşer ehli önünde mahcup duruma düşmekten kurtulmaları içindir.

Ne denlû olsa bende yâ ilâhî günah ve isyan, Ben hâşâ kesmem ümmidimi sensin sahib-el-ihsan, Günahkârım, zâ'ifim merhamet kıl bana yâ Gufrân, Kuruldukta yarın rûz-i cezada ol ulu divan...

Gençliklerinden itibaren vakitlerini ibadet ve tâ'atle geçirenler, Habib-i edib-i Kibriyâ'nın sevdikleri arasındadır. Zira, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: (Allah celle celâlühu, gençliğinde ibadet edeni ve yaşları kemale erdikten sonra yanlışlıklardan dönerek yaptıkları günah ve isyana tövbe edenleri ve salih ameller işleyenleri sever. Ben de, gençliklerinde ibadet edenleri ve sonradan yaptıkları günahlara pişman olarak tövbe edenleri severim.) buyurmuştur.

Ibadete doymayan âşık-ı sadıkların makamları, arşın gölgesidir. Allah için ve Allah yolunda birbirlerini seven mü'minlere öyle yüce bir makam bahş ve ihsan buyurulacaktır ki, onların bu makamlara eriştiklerini görenler: (Bu zevat, hangi Nebi veya hangi Resûl'dür?) diye sormaktan kendilerini alamayacaklar ve onlara: (Bunlar ne Nebi, ne de Resûl değillerdir.

Bunlar, ümmet-i Muhammed'den Allah için birbirlerini sevenlerdir...) denilecektir.

Yevm-i cezada, Hâfız-u Kur'an olanlara ve ahlâk-ı hamide sahibi bulunanlara bahş ve ihsan buyurulacak ni'metlerin haddi ve hesabı yoktur. Evlâtlarını Hâfız-ı Kur'an olarak yetiştiren ana ve babaların başlarına öyle birer tâc konacaktır ki, şevkinden güneşin ışığı kararacaktır. Hâfız-ı Kur'an olanların ana ve babalarına iltifat-ı Rabbani ve ihsan-ı samedâni bu derece

olursa, Hâfız-ı Kur'an olup ahlâk-ı hamide sahibi olanlara ikram buyurulacak ni'metlerin ne kadar yüce ve üstün olacağını sizlerin irfan ve iz'anınıza terkederim.

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde: (Ümmetimin en şereflileri Hâmil-i Kur'an ve Hâfız-1 fürkan olanlardır...) buyurmuşlardır ki, Kur'an-ı kerimi hıfzetmek saadet ve bahtiyarlığına nail olanlara tevcih buyurulan bu rütbe-i Muhammedi dünya ve âhirette kâfi ve vâfidir. Hafız-ı Kur'an olanlar, ahlâk-ı Muhammediyye ile tahallük eder ve hâmil bulundukları Kur'an-ı kerime hürmetkâr ve riayetkâr bulunurlarsa, dünya ve ukbâda en yüce izzet ve rifate mazhar olacakları, basiret ehli için güneş gibi âyandır.

Muhterem ihvan-ı din-i mübiyn!.. Kıyamet günü, öyle şiddetli ve dehşetli bir gündür ki, o günün haşyet ve azametinden peygamberler dahi dizleri üzerine düşecekler ve kendi nefislerinden gayrı kimseyi düşünemeyeceklerdir. Yalnız Habib-i Hudâ ve şefi-i rûz-i ceza efendimiz, nefs-i nefisini, evlât ve yâlini ümmeti uğrunda feda etmeyi Allahu teâlâ'dan niyaz edecektir.

Bunun için de, zât-1 akdes-i risaletpenahilerine taraf-ı ilâhî den ŞEFAAT-İ KÜBRÂ IMTİYAZI bahş ve ihsan buyurulacak, âsi ve günahkâr ümmetine şefaat etmesine ruhsat verilecek ve ümmet-i merhumesine şefaat edecektir.

İki cihan serveri, arşın önünde secdeye vararak ümmeti için tazarrû ve niyaz eyleyince, Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri lûtfu keremiyle:

— Ey Habib-i edibim!.. Mübarek başını secdeden kaldır, niyazın kabul ve şefaatin ind-i ilâhimizde makbul olmuştur. Seni razı edinceye kadar sana bahş ve ihsanda bulunacağımı vâ'dettim.. Ey Habib'im dilediğine şefaat edebilirsin, buyurulacaktır.

.=.1.° üzülbrz Ve le-sevfe yû'tike Rabbüke fe-terdâ...

Ed-Duha: 5