Ara
Menü

Sayfalar 173–179

1.885 kelime

Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 173–179

Ey mü'min ve muvahhid kardeşim!..

Ezan-ı Muhammediyye'yi duyduğun zaman bu duaları okursan mağfur olursun:

Eşhedü en la ilâhe illallah vahdehu la şerike lehu Muhammeden abdühu ve ResOlehu.

Radaytü billahi Rabben ve bil-islâmi dinen ve bi-Muhammedin sallallahu aleyhi ve selleme Nebiyyen ve ResQlenve bil-Kur'ani imâmen ve bil-ka'beti kıbleten ve bis-salâti vessavmi vez-zekâti vel-hacci farizaten….. Allahümme Rabbe hâzih-it-dâvet-it-tâmme ves-salat-il-ka'ime ati Muhammeden-il-vesilete vel-fazilete ved-derece't-ir-refi'ate veb'ashü makamen Mahmuden-ellezi vâ'adtehu inneke lâ tuhlif-ül-mi'ad.

(Şehadet ederim ki, kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ'bud yoktur, ancak Allahu azim-üş-şân vardır, birdir, benzeri ve ortağı yoktur. Ben, Rab olarak Allahu teâlâ'dan, din olarak din-i mübiyn-i islâmdan, peygamber olarak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden, rehber ve önder olarak Kur' anı aziymden, kıble olarak Kâ'be-i Muazzamadan ve farz olarak namaz, oruç, zekât ve hac'dan razı oldum, kabul ve iyman ettim.. Ey bu ezanın ve namazın sahibi olan ulu Allah!.. Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyh-is-salâtü ves-selâma vesile ve fazilet bahşeyle, onu vâ'dettiğin makam-ı Mahmud'a lâyık olarak bâ'seyle, zira sen vâ'dinden dönmezsin.)

Seyyid-ül-istiğfârı biliyorsan, sık sık oku.. Zira, istiğfarların en yücesi ve efendisi odur. Bilmeyen, öğrenmeyen genç yavrularımıza ve kardeşlerimize Seyyid-ül-istiğfarı teberrüken sunuyorum:

Allahümme ente Rabbiy lâ ilâhe illâ ente halakteniy ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va'dike mestetâ'tü e'ûzü bike min şerri mâ sana'tü ebû'û leke bi-ni' metike aleyye ve ebü'ü bi-zenbiy fagfirli fe-innehu lâ yagfir-üz-zünûbe illa ente.

(Ey ulu Allahım! Sen, benim Rabbim ve mürebbimsin, senden gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak Hak mâ bud yoktur, illâ sen varsın, sen beni yoktan var edip yaratan Rabbimsin. Ben, senin kulunum, senin ahdinde ve gücümün yettiği kadar sana olan vâ'dimdeyim. Işlediğim şeylerden sana sığınırım.

Bana bahş ve ihsan buyurduğun ni'metlerini itiraf ve günahlarımı da ikrar ederim, günahlarımı yarlığa, zira günahları senden gayrı hiç kimse yarlıgayamaz, illâ sen yarlığar ve bağışlarsın.)

Sehvedip ettim hata estağfirullah-el-aziym,.

Ben bana ettim bana estağfirullah-el-aziym, Rabbenâ yâ Rabbenâ benden hata, senden atâ, Nefsime ettim cefa estağfirullah-el-aziym..

Bir mü'min, namaz kıldıktan sonra 33 kere SÜBHANAL LAH, 33 kere EL-HAMDÜ LİLLAH ve 33 kere de ALLAHU EK- BER tesbihinde bulunsa ve sonunda LÂ ILÂHE İLLALLAH

VAHDEHU LÂ ŞERİKE LEH LEH-ÜL MÜLKÜ VE LEH-ÜL HAMDÜ VE HÜVE ALÂ KÜLLİ ŞEY'İN KADİR dese, derya kadar günahı bulunsa affolunur, buyurulmuştur.

Bu zikre günde yüz kere okuyarak devam etse, yüz köle azat etmişcesine sevap hasıl olur, kendisine yüz hasene yazılır ve yüz günahı giderilir. Bu duayı okuyanlar, o gün gün boyunca şeytan şerrinden emin olurlar. Her gece yatağına girince üç kere: ESTAĞFİRULLAHİLLEZİ LÂ İLÂHE İLLÂ HÜVEL- HAYYÜL KAYYÛM VE ETÜBU İLEYH dese mağfur olur. Her namazdan sonra üç kerre ESTAGFIRULLAH dese, bütün günahlarına kefarettir. Aynı zamanda, namaz içindeki hatalarına da mağfirettir.

Allahu teâlâ'nın deryayı fazlına ve sahrayı affına nihayet yoktur. Allahu teâlâ, BAHA Allahı değildir, BAHANE Allahıdır.

Kulunu af ve mağfiret buyurmak için bahane arar. Ancak, rahmet ve mağfiretine güvenerek ona itaatte kusur etmek de çok

büyük bir ahmaklık olur. Böyle bir güvenç, şeytanın vesvesesine de açık bir işarettir. Bunun için, Allahu tâlâ'nın affina ve mağfiretine inanıp güvenmekle beraber ibadet ve tâ'ate devam etmek akıllı kişilerin işidir. Akıllı kişi kimdir? Nefsine hâkim ve galip olan kişi akıllıdır, her işinde, her nefesinde Allah rizasına talip olan kişi hem akıllı ve hem de âriftir.

Cahil ve gafil o kimseye denir ki, hem suç ve günah işler, fırsat düşünce elinden gelen kötülüğü yapar, sonra da cennet arzu eder. Günah işlediği halde cennete talip olmak, tam mânasıyle günah ve mâ siyyettir. Kula lâyık ve lâzım olan Allahu teâlâ'ya kulluk etmektir. Rabbimizin rahmet ve mağfiretine elbette son yoktur. Onun, kullarına merhamet ve şefkati çoktur. Kerim, Rahiym ve Gaffar olan Allahu teâlâ, mü'min kullarından rahmet ve mağfiretini, fazl-ü keremini elbet esirgemez, mü'min kullarının seyyi'atını hasenata tebdil ve tahvil eyler, dua ve niyazlarını kabul buyurur ve onlara icabet eder. Zât-1 ülûhiyyetine tevekkül edene her zaman, her yerde kâfidir. Onların dünyada ayıplarını ve günahlarını mestur ve ukbada da sonsuz rahmetiyle mağfur ve mesrur eyler.

Evet, dersimize devam edelim:

VE İLÂ RABBIKE FERGAB = Habibim, her işinde Rabbine rağbet ve ondan niyaz eyle... Ey şakkı sadr ve inşirah-ı kalbile nurlanan ve huzur bulan Mahbubum!.. Her halinde ve sualinde ancak ve yalnız Rabbine bağlan, Rabbine rağbet eyle. Zira, senin bütün hâcetlerini ihsan ve inayet edecek olan odur.

MANI-I HAKIKI ve MUTI-I HAKIKI ancak odur. Onun vermediğini kimse veremez, onun verdiğini de kimse önleyemez, men'edemez.

HİKÂYE Bir derviş, bir vezirin huzuruna vararak keşkül açtı. Vezir, dervişi reddetti ve ona yardımda bulunmadı. Derviş, ona duyuracak bir sesle:

— Allahu teâlâ ver demedi ki, bana yardım edebilesin? O, ver demeyince vermen mümkün mü? diyerek uzaklaşırken, ve-

zir kendisini çağırdı ve bir avuç altun verdi ve mânalı mânalı dervişin yüzüne bakınca, derviş bu dela da:

— Şimdi sana ver diye emrolundı, haddine mi düşmüştü ki vermeyesin! dedi ve çekilip gitti.

Ey âşık-ı sadık:

Bilmiş ol ki, kulunun bütün ihtiyaçlarını ancak ve yalnız Allahu teâlâ ihsan buyurur, tamamiyle onun tasarruf ve kudretindendir. Bu sebeple, bütün ihtiyaçlarımızı yalnız ona arzetmeli ve ondan istemeliyiz. Başkalarından tamamile ümidi kesmeli ve Allahu teâlâ'dan gayrısından dünya ihtiyaçları için yüz çevirmelidir. Ümmet-i merhume üzerinde Rabbimizin kudret eli açılmıştır, gerek gizli ve gerek âşikâr, gerek sûri ve gerek mâ' nevi her isteyenin istediğini mutlâka bahş ve ihsan buyurur ve bu emri aslâ başkalarına havale etmez, bizzat zât-ı ilâhiyyesiyle itâ eder. Dergâh-ı bârigâh-ı ahadiyyetine dua ve münâcat edenlerin dualarını da kabul buyurur. Zât-ı ülûhiyyetini zikredeni, zikreder. Kendisine yürüyerek gelene, koşarak gelir. Tövbe ve istiğfar edenlerin tövbelerini kabul buyurur. Allah diyen âşıklarını aslâ mahrum ve malızun etmez.

Ancak, ümmet-i Muhammed'den hayırlı olanlar şerlilere, birrü tekvâ sahibi olanlar günahkârlara, âlimleri zulüm ve isyanda emirlere yardım edecek olurlarsa, Allahu teâlâ lûtuf ve bereket elini bu ümmetten kaldırır, kıtlık, yokluk, sıkıntı, hastalık, salgın, kuraklık gibi türlü türlü belâ ve musibetlere düçar eder. Üzerlerine kâfirleri ve zâlimleri musallat eyler ve yaptıklarının cezasını çok acı bir azapla onlara duyurur.

Bu korkunç âkibete düşmek istemez ve bu meşakkat ve müşkilât ile karşılaşmak istemezsek, gözyaşlarımızla yıkanmalı, tövbe ve istiğfar sabunu ile sabunlanarak arınıp paklanmalı, başımıza iyman tâcını ve eynimize şeriat libasını giymeli, Ta.

rik-i Muhammediyye girmeli ve o nurlu yolda mesafe almağa çalışmalıdır. Kulluk kemerini hiç çıkarmadan son nefesimize kadar Rabbimize kulluk etmeli ve bunu şerefli bir görev bilmelidir. Ancak, bu sayede hakikat bahçesine girebilir, mâ'rifet güllerinden derebilir, cennet ve cemale erebiliriz.

Kaldı ki, bu mertebeye erişebilen kutlu ve mutlu kişiler, bu âlemde iken de safaya erer ve cennete girerler. Zira, ümmet-i Muhammed'in hayırlı olanları, şerli olanlarına daima galip olurlar. En az onların şerlerine mâni olurlar ve onları şerden men'ederler. Iyi bilmelidir ki, bir müslüman ülkesinin ebrâr ve salihleri, günahkâr olanlara tâbi olmaz ve onları tâ'zim etmezlerse, o günahkâr insanlar da büyük bir rahatlıkla suç ve kötülük işlemekten veya hiç değilse bu suç ve kötülüklerini açıklamaktan korkar ve çekinirler. Böyle bir toplum ise, yani şerlilerin hayırlılardan korktukları ve çekindikleri bir cemiyet ise, cennet-i â'lâdan bir örnek olur. Alimler, devleti idare edenlerin isyan ve zulümlerine yardım etmezlerse, onlar da bu zulüm ve isyanı rahatlıkla işleyemezler. İsyana sapmayan, halka zulüm yapmayan yani idare edenleri âdil olan toplumlarda tam bir adalet hâkim olur, bütün haksızlıklar ve yolsuzluklar ortadan kalkar. O ülkenin halkı tam bir güvenlik, esenlik, mutluluk ve kutluluk içinde bulunur ki, işte o ülke de cennetten bir nümunedir.

Ey âlim-üs-sırrı vel-hafiyyât olan ulu Allah!.. Bizleri cennet, riza ve cemalinden mahrum eyleme... Bizi, islâmdan ihraç ederek ve başlarımızdan iyman tâcını alarak sefil, zelil ve rezil eyleme... Bizi, Habib-i edibine, onun ashap ve ensârina, ehl-i beytine, ahbap ve âşıklarına balışeyle... Bizleri, kapından tard ve kulluğundan reddeyleme.. Kapında bende, kulluğundan sultan olanlardan eyle... Zât-ı ülûhiyyetine kulluk ve ibadet görevimizi hakkıyle ve lâyıkiyle yerine getirebilmek için bize güç ve kuvvet ihsan eyle... Ibadetinden zevk alan, kulluk vazifesine seve seve devam eden muhlislerden eyle... Bizleri, günde beş vakit huzur-u ilâhine lûtfen ve tenezzülen kabul buyurduğun, divanına durdurduğun, dua ve niyazlarına icabet eylediğin, zikrine cevap verdigin has kullarından eyle... Zâhirlerimizi nurlu, bâtınlarımızı sürurlu, akıl ve idrakimizi şu'urlu, sana kulluk ve ibadet etmekle onurlu kıldığın kullarına bizleri de ilhak eyle... Kalpleri dünya pisliklerinden tamamiyle arınmış, aşkullah, Envar-ül-Kul0b, cilt 2 — P: 12

muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah ile nurlanmış kullarından eyle... Kalplerimizden şeytanın vesveselerini def'eyle, ilhamat-ı Rabbaniyyen ile müşerref eyle, bizleri zât-ı ülûhiyyetine, Habib-i edibine ve dinine muhabbette daim, Kur'ana ve islâma hizmette kaim kulların zümresine idhal eyle... Hak didarı görmeğe yeterli göz, hak kelâmı dinlemeğe elverişli kulak, hak kelâmı söylemeğe yararlı bir dil, hakkı sevmeğe yakışır bir kalp ihsan ve inayet eyle... Ibretsiz gözden, değersiz sözden, dinsiz ve iymansız özden sana sığınırız, Hak didarını görmeğe yetersiz göz, hak kelâmı dinlemeğe elverişsiz kulak, hak kelâmı söylemeğe yararlı olmayan bir dil, seni ve senin sevdiklerini sevmekten uzaklaşmış, yerdiklerine muhabbete alışmış kalp sahibi olmaktan bizleri koru ve kurtar... Gözlerimizi hakkı görebilecek ibretle, kulaklarımızı hak kelâmını dinleyecek basiretle, dillerimizi zikrinle nurlandıracak himmetle ve kalplerimizi sana ve Resûlüne muhabbetle doldur ve süsle... Seni ve habibini sevmekle inşirah bulan, lûtüf ve inayetinle sadrı şakkolunarak ferahlanan kullarından eyle... Dünyamızı mâ'mur ve âhiretimizi nurunla pür-nur eyle.. Bu fâni dünya âleminde iyman, Kur' andan, şeref-i islâmdan mahrum olanlardan eyleme... Bizleri, sırat-ı müstakim olan ve rizayı ilâhiyyene varan o nurlu hidayet yolundan ayırma... İymandan sonra küfre, hidayetten sonra dalâlete, nurdan sonra zulmete, itaatten sonra isyana, ibadetten sonra mâ'siyyete, hayırdan sonra şerre, izzetten sonra zillete düşenlerden eyleme... Seherlerde ALLAH... ALLAH... diye aşkınla inleyen, uzun gecelerde sabaha kadar haşetinle ağlayan ve bu uğurda gözyaşı dökmekten zevk duyan, her işinde Habib-i edibine uyan âşık ve sadık kullarınla bizleri haşreyle...

Ömrü boyunca Kur'an-ı aziymi okuyan ve ahkâmı ile âmil olan, aşkınla sararıp solan ve her nefeste rizayı şerifinde bulunan kullarından eyle... Gözleriyle tevhid nurunu gören, kalplerinden mâsivayı süren, her türlü dünya kirlerinden ve pisliklerinden tamamiyle arınmış olarak huzur-u izzetine varan, son deminde IRCI'IY hitab-ı celiline eren kullarından eyle...

Yâ Rab!.. Bütün amellerimizde bizleri ihlâsa erdir, kalplerimizde ihlâsın nuru, gönüllerimizde iyman ve islâm şu'uru,

önümüzde ardımızda, sağımızda ve solumuzda Kur'an-ı aziymin nuru olanlardan eyle... Alınlarımızdan secde eserini silme, iy..

mansızlık ve ibadetsizlikleri sonucu zillete düşürdüklerinden eyleme... Bizleri rizayı ilâhiyyenden mahrum etme, dalâlet ve zulmet bataklıklarına itme….. Ravza-i mutahhara'da açan güller, zikrinle kuruyan diller, cemal kâbesini tavat eden gönüller, aşkınla ve habibinin aşkıyla mest ve hayran kalan mü'minler hürmetine, kalplerinden ağyârı silerek, yârı mihman edenlerden, ölmeden önce ölenlerden, mizanı ve hesabı burada görülenlerden eyle... Bu âciz kuluna bahş ve ihsan buyurduğun kuvvet ve gayret, yardım ve inayetinle tamamlamağa muvaffak olduğum bu risâleciği, hata ve kusurlarını bağışlayarak kabule karin eyle... Okuyanlara ve dinleyenlere tesirini halk ederek bu münâcatımız okunurken bizleri lûtuf ve mağfiretin, kerem ve rahmetinle şâdeyle... Bu risâlemizi okuyacak gayr-i müslimlere de iyman ve hidayetler nasibeyle... Bu nâçiz risâlemizin gafillerin gaflet perdesini küşâd, mahzun ve mükedder gönüllerini dilşâd olmasına vesile kılarak ibadetsizleri ibadete, kanaatsizleri kanaate, âsileri itaate muvaffak eyle... Ummet-i Muhammed'e refah ve saadet, her türlü hayırlı işlerinde muvaffakiyet, rızıklarına vüs'at ve bereket, dâreynde selâmet ihsan ve inayet eyle...

Bu âciz risalemizi ind-i ilâhiyyende, Resûlünün, velilerinin ve bütün mü'minlerin nazarında mergub ve makbul eyle... Hal-i hayatımızda hayır dualarını ve ebediyyete intikalimizden sonra üç ihlâs bir Fâtiha ile fakiri anmalarını ehl-i iymana unutturma... Onlara da Fâtiha-i şerifeler ithafiyle anacak evlât ve ahfat, akraba ve ahbaplar nasibeyle... Hâsıl olan ecr-ü sevabı ez' af-u müza'af eyle... Kıraat, tahiyyât ve tâ'zimatımızdan hasıl olan ücur-u nâ-mütenahiyyeyi evvelen ve bizzat, Hâce-i hakikat, şefi-i arasat, nuru evvel ve bâ'si sonra olan sebeb-i hilkat-i kâ'inat Ahmed, Hâmid, Hamid, Mahmud, Muhammed, Mustafa, Müctebâ, Mürtezâ, Naki, Zeki, Taki, Nur-u hak, sırâc-ı münir, Beşir, Şâhid, Adil, Ata'ullah, Habibullah, Mahbub-u Rahman, Habib-i sübhan, sahib-i mû'cizat-ı vel-Kur'an, sahib-üs-seyfi velkalem, Resûl-ü ekrem, sahib-i Mi'râc, bütün Enbiyâya sertâc, sahib-i makam-ı Mahmud, Resûl-ü mahbub, Haşimi, Arabi, Ku-