Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 524–529
Recep ayının yirmi altıncı gecesi ki, biz ona Mirâc gecesi diyoruz. Işte o mübarek ve mukaddes gece, taraf-ı ilâhiden Habib-i Hüdâ efendimize emir ve ferman buyurulmuş, ümmet-i Muhammed'e de Mi'râc şerefi bahşolunarak bir hediyye-i ilâhî olarak farz kılınmıştır. Bu çok yüce ni'metin kadrini bilmek mazhariyetine eren, Allahu teâlâ'yı seven, Allahu teâlâ'dan korkan ve onun Habib-i edibine tâbi olanlar, bu ilâhî emri, bu ilâhî hediyyeyi kaçırmaz. Sevgi ve saygı ile, kalp huzuru ile, seve seve, isteye isteye namazını kılar, zâhiri ve bâtını serhoşluklardan uzak bulunarak Huzurullah"a girer ve Mi'râc devletine erer. Mi'râc ise, Rabbine yaklaşmak, cennet ve cemal-i ilâhiyye vuslâta hak kazanmaktır. Zira, Allah azze ve celle hazretleri MURID ism-i şerifinin nuru ile kulunun gönlüne teveccüh ederse, kul da Allahu azim-üş-şâna teveccih eder:
Ve mâ teşâ'une illâ en yeşâ' Allah.
El-Insan 3!
(Allahu teâlâ dilemeyince, siz dileyemezsiniz..)
sırrı zuhura gelir. Ibadetlerin efdali olan namazı böylece Kılmak lüttuna erişenler, bu yuce derecelere nail olurlar.
Dy benim kardeşım:
Bazı gafiller gibi, yalnız mübarek gecelerde Rabbine ibadet edenlerden olma!.. Daima, Hakkın emrinde kaim olan âşıklar ve sadıklar zümresine dahil olmağa çalış.. Gerçi, AIlahu teâlâ baha Allah'ı olmayıp, bahane Allah'ıdır. Mübarek gün ve gecelerde Rabbine ibadette bulun ki, o kutsal günler ve geceler Allahu teâlâ'nın ilâhî rahmet ve merhametinin coşup taştıgı müstesnâ zamanlardır. O mübarek gün ve gecelerde, sana ve bana rahmet kapılarını açmasını Rabbimizden tazarrû ve niyaz edelim.
Evet: dersimize devam ediyoruz:
Serhoşluğun zâhir kısmı içki içmektir, demiştik. İçki, içeni zillete düşürür. Çünkü, içki insanın en şerefli hassası olan aklını giderir. Bir serhoşun, o içkili halde iken ne yapacagını, nasıl davranacağını kimse kestiremez. Bir akıl hastasının hastalığının derecesinin doktorlar tarafından tayin ve
tesbiti belki mümkündür. Serhoşun ise, içki içmek suretiyle dileyerek ve isteyerek düştüğü deliliğin derecesini tesbit etmek ise ekseriya kabil olamamaktadır. Gazetelerde hergün okuyoruz, adam silâhını çekip masa arkadaşını öldürüyor ve sonra da: (Ondan sonrasını hatırlayamıyorum!) diyor. Neden hatırlayamıyor? Çünkü, alın teriyle sağladığı helâl kazancıyla, akıl ni'metini bizzat kendisi gidermiştir. Yani, daha açık bir deyımle, kendı parasıyla delılıge ozenmıştır. Boylelerıne akıllı demek bilmem caiz olur mu? İçki almadan önce kendisine milyonlarca lira verilse, yapmayacağı ve reddedeceği öyle rezaletlere ve cinayetlere ismi karışan serhoşlar görüyor ve biliyoruz ki, bunlar ayık iken çoğu zaman edepli ve terbiyeli insanlardır. Ama ne yazık ki, kendi tâbirleriyle şişede durduğu gibi durmayan alkolün buharı beynine vurunca, onları âdeta insanlıktan çıkarmakta ve her türlü kepazelige katlanmağa kendilerini mecbur etmektedir. Aslında, onlara da haram olmakla beraber içkiyi mübah telâkki eden milletlerde ve özellikle batılı ülkelerde gittikçe artan içki aleyhtarlığı, içkinin sebepolduğu felâketlerle ilgili istatistiklerle belirlenmektedir. Içkinin, insan sağlığına olan zararları ise, ilim otoritelerince riyazi bir kat'iyyetle ispatlanmıştır.
Ey âşık-ı sadık:
Etrafına ibretle bak ve iyi düşün.. İçki ile kendilerini deli edenlerden Allahu teâlâ'ya isyan edenler, Resûl-ü zişâna dil uzatanlar ve tecavüze yeltenenler, ana ve babalarına el kaldıran, döven ve sövenler, çoluk çocuğuna cehennem hayatı ve azabı geçirenler, ırz ve iffete saldıranlar, serhoşlukla adam oldurenler, butun mahalle ve semt halkına yaka sıktırenler.
yakınlarına kan kusturanlar, içki sa'ikasıyla işledikleri suclardan ötürü cezaevlerini dolduranlar da senin ve benim gibi birer insan değil midirler? O halde, onları bu feci âkibete sürükleyen, dünya ve âhirette rezil eden nedir? Allah ve Resû lünün haram buyurduğu ve yasakladığı içki değil mi? Şu hal de, bütün mahlükatın en üstünü, en şereflisi olarak yaratılan insanoğlu, nasıl oluyor da kendi parasıyla delilige özeniyor, hatta bır bakıma delilerın bile yapamayacakları rezaletleri ve cinayetlerı goz kırpmadan işleyebıliyor! Çunku serhoş, deliden de hatta hayvandan da beterdir. Dalâlet ve fenalık yönünden canavar dediğimiz vahşi hayvanların bile irtikâp edemeyecekleri kötülükleri göze alması, bunun yanılmaz bir delili ve isbatıdır.
HİKÂYE Bir hükümdar, bir akıl hastahanesini ziyarete gitmişti.
Koguşları ve hastaları gördükten sonra, bahçede şerefine kurulan bir ziyafet sofrasına buyur edilmiş ve kendisine içki de ikram edilmişti. Deli deyip geçtigimiz akıl hastalarından bazıları da, birer kenara sinmiş bu muhteşem ziyafeti seyrediyorlardı. Hükümdar, doldurulan kadehten bir kaç yudum aldıktan sonra, şöyle etrafına bir göz gezdirdi ve gözlerini iri iri açmış kendisine hayretle bakan bir akıl hastasını işaret ederek, kendisine içki verilmesini emretti. Derhal bir kadeh içki doldurdular ve hükümdarın ikramı olduğunu söyleyerek o akıl hastasına sundular. Adamcağız, bir hükümdara bir de kendisine sunulan kadehe bakarak yutkundu ve başını iki tarafa sallayarak hükümdara hitap etti:
— Devletli hükümdarım! Oyle anlıyorum ki, bu içkiyi benim halime imrendiğiniz ve benim gibi olmayı istediğiniz için içiyorsunuz ve benim de içmemi irade buyuruyorsunuz. Fakat, lûtfen bana söyler misiniz? Siz, bana benzemek için içiyorsunuz, ben kime benzemek için içeyim?
Herkes, hükümdarın öfkeleneceğini beklerken, nasihat kabul etmeğe istidadı olan o büyük zata, akıl hastasının bu sözleri tesir etti, kendisini uyandıran o akıl hastasına iltifat ettiği gibi, kendisi de bir daha içmeğe tövbe etti.
Olur mu, olmaz mı? Olmuş mu, olmamış mı? İster inan, ister inanma! Kıssadan hissesini alan alır, alamayanlar da mahrum kalır. Allah celle celâlühu, aklın muhafazası için içkiyi, malın muhafazası için kumarı, zürriyetin muhafazası için zinâyı ve livâtayı haram kılmış, bu yasaklarına uymayanları ilâhî hapishanesine koyacağını, orada azaba düçar ederek cezalandıracağını kitabı ile ilân buyurmuş ve bu ebedi cezanın küçük bir örneğini vermek için de bu haramlara rağmen içki içen, kumar oynayan, zinâ ve livâta edenleri dünya hayatında da rezil ve zelil etmiştir. İçki, kumar ve zinâ yüzünden gazete sütunlarına isimleri geçen, mahalle kahvelerinde şerlerinden söz edilen, ceza evlerinde aylarca ve hatta yıllarca en tabii hakkı olan özgürlügünden mahrum bırakılanlar, bunun ibret verici delilleri değiller midir?
Sözü uzatmaya ne hacet! Bugün, bütün dünyada içkili bulunanların direksiyona oturmaları ve otomobil kullanmaları kanunlarla yasaklanmış olup, aksine hareket edenler iki
katlı cezalandırılmaktadırlar. Içki, aklı gidermiyorsa, böyle bir yasağa ve kanuna lüzum var mıydı?
Içki yüzünden cinayet işleyenler cezaevlerini dolduruyorlar da, kumar oynayanlar bu dünyada cezadan kurtulabiliyorlar mı? Niee kumarbazlar biliriz ki, ellerinden bütün servetleri alınmış ve kendileri, eşleri ve çocukları aç, perişan, zelil ve sefil kalmışlardır. Bunların, ateşten daha yakıcı olan yokluk azabına ve nâmerde el açacak kadar alçalmaga mahkûm olmaları, âhirette görecekleri azabın bu dünya âlemindeki küçük bir örneği değil de nedir?
Zinâ edenler de, yakalandıkları korkunç ve bulaşıcı hastalıklarla hem kendilerini, hem de nesillerce sonra gelecek evlât ve ahfâdını rezil ve zelil etmiyorlar mı? Allah korusun, zinâ yüzünden frengi illetine yakalananlardan bazılarının yedi batın sonra doğacak evlâtlarının ağız ve burunlarında o dehşet verici hastalığın izlerinin belirmesi, âhirette görecekleri azabın yine bu dünya âlemindeki örneği sayılmaz mı?
Evet, bunlar halka ibret olmaları için böyle küçücük örnekler halinde teşhir edilmektedirler. İbret almaktan nasibi ve istidadı bulunanlara ne mutlu.. Görenedir görene!.. Köre nedir, köre ne!..
Bir göz ki, anın olmaya ibret nazarında;
Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde..
Kulak ki, öğüt almaya her dinlediğinden;
Akıt ona kurşunu hemen sen deliğinden..
Şol el ki, olmaya anın hayr-ü hasenâtı;
Verilmez ona cennet ilinin derecâti..
Ayak ki, ibadet yolunu bilmez, anı kes;
Öğrensin anı mescit önünde kapıda as..
Bir dil ki, Hakkın zikri ile olmaya mu'tâd;
Vurma sen o et parçasına dil diye hiç ad..
Nefsim deme şol dev'e ki, seni iletir şerre, Nefs odur, anın fikr-ü meyli ola hayre..
Gönül müdür ol ki, içi vesvâs ile dolmuş, Kibrile hased askeri her yanını almış..
Şol can ki, cismi diri tuta, deme can;
Can ol ki, NEYAHTU dedikuandaona hakan..
anda ona hak, Ol nefha-i Rahmaniyyedir bu sırrı mutlâk..
HİKÂYE Zengin ve ârif bir zat, ölümünün yaklaştıgını hissederek, çok sevdigi oglunu yanına çağırdı ve ona şu vasiyette bulundu:
— Oglum! Sana bir hayli mal bırakıyorum. Bunların hepsini helalden kazandım, zekâtını ve sadakasını da verdim.
Ben öldükten sonra, sakın har vurup harman savurmağa kalkışma! Sen de çalış, helâlinden kazanmağa alış ve Rabbine şükredicilerden ol.. Ona ibadet ve kulluk görevinde kusur eyleme, ancak ondan yardım dile.. Ben de, bir zamanlar senin gibi genç, kuvvetli ve yakışıklı idim. Saglıgım ve sıhhatım yerınde idi. Şimdi, görüyorsun ki, malik olduğum cümle varlıktan soyundum, artık bana âhiret yolları görünmege başladı. Rabbimin rahmetine güveniyor ve mağfiretine sığınıyorum. Sana vasiyyetim olsun ki, öldüğüm zaman beni yıkadıktan sonra kefene sararlarken, şu eski ve yamalı çoraplarımı ayağıma giydireler. Bunu, senden hasseten rica eder ve isterim. Sana ayrıca bir mektup bırakıyorum. Bunu, ben öldükten sonra açacak ve yazdıklarımı aynen ve harfiyyen yapacaksın. Babalık hakkım olarak bunları senden bekliyorum. Bu mektubu, ölümümden tam kırk gün sonra açarsın, okursun ve icabı neyse yaparsın, dedi ve gerçekten oğluna kapalı bir zarf verdi.
Bir süre sonra, adamcağız Hakkın rahmetine kavuştu.
Kara haber tez duyuldu ve eş, dost, ahbap, yarân, akraba ve ihvân toplandilar. Kendisini gasledecek hoca efendi de geldi, cenazeyi yıkadılar, kefene sarıp tabuta koyacakları sırada, çocuk bıraz beklemelerini rica etti ve babasının kendisine bıraktıgı eski ve yamalı çorapları getırerek ayaklarına gıydirmeğe teşebbüs etti. Hoca efendi:
— Evlât, bu caiz değildir! diyerek itirazda bulundu. Etrafındakiler de, yapılması caiz olmayan bir vasiyyetin terkedilmesinin caiz olacağını mütalâa ettiler. Genç adam, her ne kadar:
— Efendim, merhum pederimin vasiyetini yerine getirmekle mükellefim. Onun için, müsaade buyurun da bu eski corapları ayaklarına giydireyim, dediyse de şer'an caiz olmadıgını ileri sürdüler. Ihtilaf, beldenin müftüsüne kadar intikal etti ve müftü de buna engel olarak:
— Böyle bid'at olmaz! diyerek kesti attı. Ne yapacağını şaşıran biçare genç adam, bir tarafta babasının vasiyyeti
ve diğer tarafta şeriatin hükmü karşısında âciz kaldığı sırada, babasının arkadaşlarından ve samimi dostlarından bir zat, kendisine kapalı bir zart uzatarak:
— Oglum, merhum pederin vefatından önce bu zarfı bana emanet etmiş ve ölümünden sonra sana tevdi etmemi istemişti. Onun, bu arzusunu yerine getiriyorum, aç oku bakalım, rahmetli neler yazmış, dedi. Delikanlı, mektubu açtı ve okudu. Babası, kendisine bu mektubunda şöyle diyordu:
Evlâdım:
Şu hale bak da ibret al.. Bu kadar malım ve mülküm bulunduğu halde, beni âhirete sekiz arşın kefenle gönderiyorlar. Bir eski ve yamalı çorabı bile yanıma vermiyorlar. Birgün, Allahu teâlâ gecinden versin, sen de benim halime düşeceksin ve dünya malı olarak beraberinde hiçbir sey götüremeyeceksin. Demek oluyor ki, insana dünyada malik olduğu şeylerden hiçbir fayda yoktur. Ancak, âhirete madde olarak sekiz arşın kefen götürmene izin veriliyor. O kefen de kısmet olursa!.. Onun için aklını başına al ve sana bıraktığım malı buna göre kullan..
Cenazeyi defnettiler, aradan günler geldi geçti. Genç adamın acısı biraz yatıştı. Kırkıncı gün, Mevlid-i Nebevî okundu, ruhuna Fâtiha'lar gönderildi ve delikanlı babasının ölümünden kırk gün sonra açılması kayıt ve şartiyle verdiği vasiyyetnameyi açtı. Merhum, bu vasiyyetnamesinde de şöyle diyordu:
(Hayatta bulunduğum sürece senin içki içtigini görmedim, hatta böyle çirkin bir halini de sezmedim. Ölümümden sonra, üzerinden baba baskısı kalkacaktır. Dilediğin gibi yasayacak, gezip tozacaksın. Eğer, yanılır da içki içmeğe başlarsan, meyhaneye gece yarısına bir saat kala git.. Daha sonra, gönül eğlendirmeğe barar verirsen, o kabil eğlence yerlerine de sabaha karşı ugra…. Kumar oynamaya heveslenirsen, şehrin en büyük, en tanınmış kumarbazları ile oyna..)
Esasen, şeytan ve nefs-i emmâre genci bu yollara teşvik edip duruvordu. Babasının vasiyetindeki öğütleri öğrenince, kendi kendine: (Bunlar, zararlı şeyler olsaydı, rahmetli babam hana böyle tavsiyelerde bulunmazdı..) diye düşünerek bir rece yarısına doğru meyhanelerden birisine gitti. Kan!dan iceri girer girmez, başı döndü ve midesi bulandı. Ortalızi ağr hir icki ve sigara dumanı kaplamıştı. Serhoslardan kimisi kusmuş, kimisi masanın altında sızmıs, bir kısmı ya- Envar-Ul-Kulûb, Cilt 1 - F: 34