Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 518–523
dat'tadır. Oraya gitmek nasip ve müyesser olursa, ziyaret etmegi sakın ihmal eyleme!
Evet, Allah azze ve celle kulundan vazgeçmez. Asi dahi olsa kuluna mühlet verir, tarik-i müstakime yönelir ve zât-1 ülûhiyyetine dönerse, onu af ve magfiret buyurur. Zira; arzı, semayı, cenneti, cehennemi, meleği, cinni, arşı ve kürsiyyi, ayı ve güneşi, yıldızları hep kulu için yaratmıştır. Kullarını ise, bizzat zât-1 ülûhiyyeti için halk ve icad buyurmuştur.
Kulunu, ahsen-i takviym üzere tekvin eylemiş, onu en güzel bir biçimde, bütün uzuvları birbirine denk ve ahenkli olarak yaratmıştır. Bütün bunlara karşılık, insanlara da kulluk ve ibadet emretmiştir. Bu emrine itaat edenleri cennet ve cemali ile müjdelemiş, günahkârlara tövbe ve nedamet ni'metini bahşeylemiş, kâfirlere ise cehennem ile korku vermiştir.
Mü'min kullarına, mübarek aylar, mübarek günler ve geceler ihsan ve inayet buyurmuş, Habib-i edibinin ümmetini affetmek için bahaneler, vesileler icad eylemiştir. İşte, o yüce rahmet ve mağfiretinin coşup taştığı aylardan birisi de, mübarek Recep ayıdır, ki ona Rahmet ayı, tövbe ayı, magfiret ayı demek de caizdir. Bu mübarek ayları ve bu mübarek günleri ganimet bilmeli, bu fırsatlardan hakkıyle ve lâyıkiyle istifade etmeli ve hakkın coşup taşan rahmetinden nasip almaga gayret etmelidir.
Bir hususa daha dikkatinizi çekmek isterim:
Bazı densizlerin söyledikleri gibi: (Bu recep gitti, gelecek yıl yenisi gelir. Oysa, ben gidersem bir daha gelmem..)
hezeyanı bir saçmadan başka bir şey degildir. Bu recep ayının, ömrünün son recep ayı olmadığını nereden biliyorsun?
Elinde senedin mi var? Onun için, içkiye müptelâ isen hemen tövbe et.. İyi bil ki, sana içki sunan, senin dostun değildir.
belki düşmanındır. Sana hasım olan, sana hased eden şeytandır. Onun elinden, Allahu teâlânın men'ettiği şeyi alıp içme!
Sonra, pişman olürsun.. Bugün olmazsan, birgün mutlâka pişman olursun.. Rabbine itaatli ol, Allah'a kul ol, Allah'a kulluk et ki, Hak celle ve alâ sana aşk kadehini sunsun, seni vâlih-i mest eylesin, zatına dost eylesin, cennet ve cemalini, didarını, mülk-ü kebiri, mak'ad-ı sıdkı bahşeylesin..
Bugün, yarın deme! Ömürler gelip geçiyor. Akran ve emsalin birer ikişer ecel şerbetini içiyor. Zaman, herkese bedenine göre birer kefen biçiyor. Bunca günahlar ettin, eline ne geçti? Bunca isyan ve nisyandan sana ne fayda hasıl oldu?
Yaptıklarından, çoğu mahcubiyyet olmak üzere eline kalan
nedir? Bu isyanlarınla cesedini ateşe salmaktan, ihmallerin yüzünden yarı yolda kalmaktan gayri kârın nedir? Hayatının muhasebesini yaptın mı? Kârını, zararını hesapladın mı? Bilânçonu çıkarttın mı? Günah yükün fazla ve ağır olursa, yol alamazsın, maksuduna varamazsın.. Öyle ise, ne bekliyorsun?
Tövbeye gelsene, hakka ve hakikate dönsene, yaptıklarına nedamet etsene.. Fırsat elde iken tövbe etmemek, evvelce işlediğin günahlardan daha büyük bir suçtur. Allah'a gel, rizaya gel, cennete ve cemale gel.. Kos, yetış, yerlerın ve goklerın, yerlerle gökler arasındaki herşeyin müstakillen mâliki, âlemlerin Rabbi ve mürebbisi seni magfiretine çağırıyor:
itel!
Ve sâriu ilâ mağfiretin min Rabbiküm ve cennetin arduhas-semavatii vel-ardu u'iddet lil-müttekiyn...
Al-i-Imran: 133 (Rabbiniz celle şânenin mağfiretine, gökler ve yerler kadar geniş olan cennete koşun ki, müttekiler için hazırlanmıştır.)
Fâniyi terketmeden, bâki bulunmaz. Hak mürşide el vermeden, cemal görünmez. Kur'an-1 azime tâbi olmayınca, cennet bulunmaz. Perhiz etmedikçe, ilâcın hiçbir faydası olamayacağı gibi, tövbe etmeden de ibadetin hazzına, zevkine ve lezzetine varılamaz. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ehl-i beyti, ashap ve ensarı sevilmeyince de cennet yolları görülmez. Resûl-ü zişân, herşeyden fazla sevilmedikçe, iyman kemale ermez. Sünnetine ittibâ edilmeyince cemal görülmez.
Hakta yok olmayınca, sultan ve sübhan bulunmaz.
Ey âşık-ı sadık:
Fırsat elde, tevhid dilde iken, ruh kuşu ten kafesınden uçmadan, Azrail aleyhisselâmın harbesi bağrımızda yaralar açmadan, çenelerimiz kapanmadan, tövbe kapıları kilitlenmeden, mübarek muhteşem recep ayına yetişmişken, o muazzam ayı, o tövbe ve rahmet ayı gelip geçmeden tövbe et..
Gençliğine güvenme, fâni ömrüne ve fâni dünya malına da-
yanma ve tövbeyi ihmal edip geciktirme. Hayat denilen bu hayalin sebatı ve kararı yoktur. Ölüm, ansızın geliverir, nerede ve nasıl geleceği de aslâ kestirilemez. Ölüm, seni suç işlerken, Rabbine isyan ederken bulmasın, Azrail aleyhisselâm emanetini bir kötülük ve isyan halinde iken almasın.. Kötü yerlere gitme, kötülerle ahbaplık ve dostluk etme.. Zira, kişi sevdiği ile beraberdir. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: (Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle haşrolunursunuz.) buyurmuşlardır. Onun için, tövbede acele et, savsaklama, geri bırakma.. Bugünün işini yarına bırakan zarardadır. Iki günü eşit olan da keza ziyandadır. Ecel, ansızın hiç ummadığın bir yerde ve zamanda gelir çatar. Seni, suçüstünde yakalarsa halin perişandır. Ecel, seni ibadet ve tâ'atte, rizada, hak ve hakikat yolunda bulmalıdır. Hadis-i şerifi okudun öğrendin: Kişi hayatta ne yaparsa, ölürken de onu yapar. Ölürken ne yaparsa, kabrinde de onu yapar. Kabrinde ne yaparsa, mahşerde de onu yapar.
Onun için ibadet ve tâ'atte, hayır ve hasenatta bulun ki, ölümün kolay, kabrin aydınlık, mahşerde her türlü korkulardan emin olasın. Resûl-ü müctebâ'ya lâyık bir ümmet sıfatıyla huzur-u hakka varasın, şefaat-i uzmâyı bulasın, onun livâ-i hamdi altında haşr-ü cem'olasın, Resûl-ü zişânın mübarek elleriyle Kevser şarabından içesin, sıratı yıldırım gibi geçesin, cennet hulleleri biçesin.. Yoksa, hesapta, mizanda, sıratta çok sıkıntılar çeker, çok terler döker, çok eza ve cefa görür ve Allah korusun, nâr-ı cahiyme bile sürülürsün..
Bak, sana ne müjdeler verecegim:
Bir kimse, küfür ve günah sahibi olmayıp, recep ayının ilk gecesini ibadetle ihyâ eylese, o kimsenin kalbi kalpler öldüğünde ölmez, buyurulmuştur. Hak teâlâ, o kimsenin üzerine hayır ve bereketler ihsan buyurur, onu günahlarından arındırır ve anasından yeni dogan bir yavru kadar pâk ve mâ'sum kılar. Ahirette ise, onun ana ve babasını da at!! ve mağfireti ile şâd eylediği gibi, günah ehlinden yetmiş kişiye şefi eder ve onun şefaatiyle yetmiş kişi cehennem ateşinden kurtulur. (Zühre't-ül-âbidiyn) adındaki eserden aynen sunduğumuz bu büyük müjdeye özellikle dikkat ve ilginizi cekerim.
HİKÂYE Hz. Isa aleyhisselâm, bir dağdan geçiyordu. Baktı ki, orada nur yüzlü bir ihtiyar Rabbine ibadetle meşgul bulunuyor. Hz. İsa aleyhisselâm, o zatın yanına vardı, kendisini sevdi ve okşadı, iltifatta bulundu, hal ve hatırını sorduktan sonra ögrenmek istedi:
— Ne zamandanberi, Rabbil-âlemiyne böyle tenha ibadet ediyorsun?
O yaşlı ve nurlu zat, kendisine cevap verdi:
— Yâ Nebiyallah! Yetmiş yıldır, buracıkta Rabbime ibadet ediyorum.
Hz. Ruhullah, takdir ve tebrik etti, duada bulundu:
— Allahu teâlâ, seni mübarek kılsın..
Daha sonra, Rabbinden niyaz eyledi:
— Yâ Rabbel-âlemiyn! Acaba, zât-1 ülûhiyyetine ibadet bakımından, bu nur yüzlü ihtiyardan daha sevgili bir âbid var mıdır?
Hitab-1 izzet şeref-sadir oldu:
— Yâ Isa! Enbiyâ'lar serveri, nuru evvel ve bâ'asi sonra olan sebeb-i hilkat-i Adem ve esbab-ı bedi-i âlem Muhammed'imin ümmetinden bir kimse, Recep ayında bir gün oruç tutsa ve gecesi de ibadetle kaim bulunsa, yetmiş yıldır burada ibadet ettiğini söyleyen kulumun tuttuğu oruçtan ve kıldığı namazdan bana daha sevgilidir. Sen, benim Nebi-i zişânımsın. Seni, irsal etmekten muradım, Muhammed'imi tebşir etmek ve onun âlemlere rahmet olarak gönderilecegini insanlara müjdelemek içindir. Yetmiş yıl ibadet eden senin ümmetindir. Muhammed'im ise benim sevgilimdir. Onun için, ümmet-i Muhammed'den bir âbidin recep ayında bir gün oruç tutup ge-.
ce bana ibadette bulunması da bana bu nur yüzlü kulumun yetmiş yıllık ibadetinden daha sevimli ve sevgilidir. Netekim, Habib-i edibimin bir gün ve bir gecelik ibadeti de, senin ve senden önce gelip geçen Nebi'lerimin ümmetlerinin yetmiş yıllık ibadetlerinden bana daha sevgilidir.
Ey tâlib-i Hak:
Allahu teâlâ indindeki kıymetini ve faziletini bil.. Seni, Habib-i edibine ümmet eyledi, ind-i ilâhideki makamın ve derecen gayet yücedir. İbadetinin ecri kat kat fazladır. Bütün duaların makbul, istiğfarınla bütün günahların mağfur olur.
Tövbende sebat edersen, seyyi'atın hasenata tebdil olunur.
Butun, bu nı'met ve mazhariyetlere nall olman ise ancak ve yalnız Habib-i edib-i Kibriyâ'ya ümmet olmak şerefinden ileri geliyor. O halde, Resûl-ü zişânın sünnet-i seniyye-i Ahmediyyelerine sadakat ve samimiyetle tâbi ol ve onun izinden ayrılma ki, Allah azze ve celle seni ümmetlikte sabit eylesin.
Onun ümmeti olmak idrak ve şu'uruna erenler, Hakka ibadetin sevinç ve süruruna da erişirler, bütün ibadet ve tâ'atlerinde, bütün hayır ve hasenatlarında, bütün fiil ve hareketlerinde derin bir haz ve huzur duyarlar. Zira, ibadetlerde huzur, hudû ve huşû şarttır. Her ne kadar Imam-ı Şâfi'i (Rahimehümullah) namaza başlarken kalp huzuru ile huzura dahil olmayı ve imam-ı â'zam Ebû-Hanife (Rahimehümullah) ise kılınan namazın bir rüknünde Huzurullah'ta bulunulduğunun hatırlanmasının namaz kılana kâfi gelecegini beyan buyurmuşlarsa da, bu içtihatlar fetvadır. Binaenaleyh, kişiye lâzım olan tekvâ ve muhabbettir. Çünkü, namaz mü'minin mi'râcıdır. Çünkü, namaz Resûl-ü zişânın (GOZUMUN NURU) buyurdugu, çok sevdigi ve kendisine tarat-ı ilahiden çok sevdirilen bir ibadettir. Çünkü, namaz dinin ve islâmın direğidir, iymanın alâmetidir ve âşıkın kurbiyyetidir. Namaz, Rabbimizin de pek sevdigi bir ibadettir. Allah azze ve celle, mü'min kullarını gerçekten çok sevdigi için, günde beş kerre kullarına ikram etmek için onları huzur-u izzetinde toplamaktadır.
Hal böyle olunca, dersimizin başında da anlatmaga çalıştığımız gibi, namaza girmek için zâhir ve bâtın sekrini, serhoşluğunu terketmek, namaz kılan her mü'mine farz olur.
Netekim, me'al-i münifini sunduğumuz (LA TAKRAB-US- SALÂTE VE ENTÜM SÜKÂRA...) âyet-i celilesiyle de, bu gerçek hatırlatılmakta, serhoşlukla huzuruna yaklaşılmaması anlatılmaktadır.
Maddi serhoşluktan bir kaç saatta insanın ayılması mümkündür ve fakat, manevî serhoşluktan insan ancak teneşire başı vurduğunda ayılabilir.
Namaz, yüce ama pek yüce bir ibadet ve pek büyük bir ni'met ve devlettir. Bazı gâfillerin, namazlarını âdeta angarya gibi kılmaları, kadrini ve kıymetini bilmemeleri ve küçümsemeleri, kendi küçüklüklerindendir. Hakka yaklaşmanın bir ulu kapısı olan namaz, günde beş vakit hakkıyle, lâyıkiyle, tam bir huzur, hudû ve huşü içinde kılındıktan başka, Recep, Şaban, Ramazan, Zil-hicce ve Muharrem gibi mübarek aylarda, Recebin ilk gecesinde, Mi'râc gecesinde, Berat gecesinde, Kadir gecesinde ve özellikle cuma ve pazartesi gecelerinde kı-
lınırsa ve kılınırken de tam bir aşk ve ihlâs üzere, dünyanın zâhir ve bâtın bütün serhoşlukları terkedilirse, şevk ve vecd ile kıyam, rükû, secde, tevhid ve tesbih olunur, dua ve niyazda bulunulursa, elbet ve elbet kulu nice yüksek makama ve nice yüksek derecâta iletir ve ulaştırır. Zira, düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül-bürhanda:
..
Vescüd Vakterih...
El-Aiâk: 1!
(Secde et ve Allahu teâlâ'ya yaklas.)
buyurulmuştur. Hadis-i kudside de kulun Rabbine en yakın olduğu zaman, başının secdede bulunduğu zamandır, buyurulmaktadır. Zira, kibir ve gurur, Hakka hicaptır. Kibir ve gururla, aradaki perdeler kalkmaz. Secde hali ise, tam bir tevazû halidir, tevazü'un remzidir. Onun için, Rabbine tevazû ve tezelzül ile secde et ki, Rabbin sana senden yakın olduğu gibi. sen de Rabbine yaklaşabilesin.
Yaratılan herşeyin aslı tohum oldugu gibi, Rabbine muhabbetin tohumu da, ona secde ile başlar. Muhabbet-i ilâhiyye ateşi, kalbinde zuhura gelip, kalbin ve kalıbın Hak teâlâ'ya teveccüh ederse, bütün saadetlerin başı bu olur.
Bunun için, def'alarca tekrar ediyorum ki, aşk ve şevk ile Rabbine k1yam, rükû ve secde et ki, seni iki cihanda sultan olmaya götürecek en hayırlı ve yararlı fiil ancak budur. Resûl-ü ekrem miraca burak ile gitti, senin burakın kıldığın namazdır. Allahu azim-üş-şânı seven namaz kılar. Resûl-ü zişânı seven, onun çizdiği ve gösterdiği yoldan yürür. Çünkü, bu yolun nihayeti riza, rıdvan, cennet-i zât, didâr-1 Rabbanidir. Hele bu namaz, hudû, huşû ile ve erkân-ı malûme ve ef'al-i mahsuse ile kılınır, u'cub ve riyâdan da uzak bulunursa, dışı tâ'dil-i erkân ve içi kurbiyyet-i Rahman olur.
Hepimizin bildiğimiz gibi, erkânı islâm beştir: 1) Namaz, 2) Oruç, 3) Zekât, 4) Hac, 5) Kelime-i şehadettir. Allahu teâlâ ve Resûl-ü müctebâ'yı tasdik ettikten sonra, iymanın nuru bu dört aziz ibadetle korunabilir.
Beş vakit namazın farz olması ni'meti, bizlere taraf-ı ilâhiden ihsan ve inayet buyurulan yüce bir devlettir. Namaz,