Ara
Menü

Sayfalar 505–511

1.804 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 505–511

Hadis-i şerifi ile beyan buyurmuşlardır.

Huzur-u izzette saf bağlamak, safa gelmek, yalnız namaz saflarının düzeltilmesi demek degildir. Kalpten dünya endişe ve vesveselerini, dünya gam ve tasalarını, dünya ilgi ve ilişkilerini sürüp çıkararak saf ve temiz bir kalple huzur-u ilâhiyye dahil olmak lazımdır.

Dünya serhoşlugu maddî ve mâ'nevi olmak üzere iki kısımdır:

Maddî serhoşluk, zâhiren içkili vaziyette bulunmaktır ki, ağızdan çıkan sözü anlayamayacak, mâna ve medlûlünü düşünemeyecek halde bulunmaktır. Nasıl ki, bu maddi ve zahiri serhoşluk halinde namaza yaklaşılmaması irade buyurulmuşsa, bir nevi mâ'nevi serhoşluk olan dünya sevgi ve muhabbeti, dünya dert ve mihneti, dünya fitne ve mefsedeti ile dolu olan bir kalp ile de, aynen birinci kısım serhoşluk gibi agızdan çıkan sözü anlayamayacak, sonunu ve sonucunu düşünemeyecek halde bulunulacagından, bu halde iken de huzura kabul buyurulmayacağını ehl-i aşk ve tekvâ haber vermektedir.

Islâm dini; şu'ur ve uyanıklık, hür düşünce ve ayıklık emreder. Binaenaleyh, Müslümanların bütün ibadet ve tâ'atlerinde, bütün fi'il ve hareketlerinde şu'urlu, uyanık, açık düşünceli ve daima ayık bulunmaları gerekir. Gafletle yapılan hiçbir amelin hayrı ve yararı yoktur. Hele, dinin direği olan ve bütün diğer ibadetlerin özü ve özeti mahiyetinde bulunan namazlarda tam bir şu'ur ve uyanıklık lâzımdır. Allah azze ve celle, Kitab-1 keriminde: (Yazıklar olsun, azaplar olsun o kimseye ki, kıldığı namazın kıymet ve ehemmiyetini bilmez.) buyururken, yalnız kalıbını mescide sokarak:

— Ben, sana Fâtiha-i şerife ile INNA A'TAYNA sûre-i celilesini bellettim, sen hele namazı kıladur, ben şöyle bir dolaşayım, diyerek kalbini namazla ilgi ve ilişkisi bulunmayan yerlerde gezdirenlere Cenab-1 Hakkın tevfikini refik etmesini niyaz eylemekten gayrı elden ne gelir?

Ey mü'minler:

Müslümanlık şu'ur, uyanıklık ve daimî ayıklık emreden dindir, demiştik. Zira, Allahu sübhanehu ve teâlâ kulunu affetmek ve rizasına erdirmek için, ona bir çok fırsatlar ve vesileler hazırlamıştır. Bunlardan, faydalanabilmek için ise, şu'ur ve uyanıklığa ve devamlı ayıklığa ihtiyaç bulunduğu âşikârdır. Şimdi, sizlere bunlardan bazı misaller vereceğim:

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuşlardır ki:

— Recep ayının, diger aylar üzerine fazilet ve kudsiyyeti, Allahu azim-üş-şânın kulları üzerine ululuğu gibidir. Bir kimse, tam bir iyman ve itikad ile, bu mübarek recep ayında işlediği isyan ve günahlara pişman olsa; içki, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklarını terketmek azim ve kasdiyle tövbe ederek Rabbinden af ve magfiret talep ve niyaz eylese, kendiliğinden terkedemediği o kötü ve çirkin alışkanlıkları bu ay berekâtına terketmeğe muvaffak olduğu gibi, tövbesinde samimi ve sebatkâr olursa, Allah azze ve celle o kulunu affı ilâhisiyle şâd eder.

Yine tam bir iyman ve itikad ile, Receb-i mu'azzamda Allah rizasiyçün bir gün oruç tutsa, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri o kulunu ebedi olarak gazabından uzak bulundurur, kendisinden hoşnut ve razı olur ve âhirette ona cemal-i bâ-kemalini müşahede eylemek bahtiyarlığına erdirerek memnun ve mesrur eyler.

Recep ayının birinci günü oruç tutan kimsenin aldığı ecir ve sevabı, bütün gök ve yer ehli bir araya toplansalar ve yazmaga çalışsalar, muktedir olamazlar. Zira, kendisine verilen ecir ve sevabı yazabilmekten âciz kalırlar.

Recep ayı ŞEHRULLAH yani Allahu teâlâ'nın ayıdır.

Onun için, Allahu sübhanehu ve teâlâ cennette gayet büyük bir nehire kendi ayı olan bu mübarek ayın ismini vermiş ve ona RECEP IRMAGI buyurmuştur. Bu ulu ve mübarek ırmağın on iki lülesi vardır.

Bir mü'min, recep ayının ilk perşembe günü Allah rizasiyçün oruç tutsa ve akşam namazından sonra ve yatsı namazindan önce on iki rekât namaz kılsa, her iki rekâtta bir selâm verse ve her rekâtta bir Fâtiha, üç INNA ENZELNA ve on iki ihlâs-ı şerif okusa ve bu on iki rekât namazı böylece tarif olundugu gibi kıldıktan sonra, yetmiş kerre:

isa ie de ye lisaeli Allahümme salli alâ Muhammedin ne alâ âlihi ve sahbihi eemayn...

salâvat-1 şerifesini de okuduktan sonra, yetmiş kerre de:

Rabbiğfir verham ve lecâvez ammâ lâ'lemü ve innekel-e'azzül-ekremi...

niyazında bulunsa ve yine secde ederek, secdede de yetmiş kerre:

Sübbuhün kuddûsün Rabbünâ ve Rabbül-Melâ'iketi verruh...

tesbihini okuyarak, dünya ve âhiret ne muradı varsa Rabbil-âlemiyn'den tazarrû ve niyaz eylese, bu dileğin Allahu zülcelâl vel-kemal hazretlerince reddolunmayacagını ve behemehal kabul buyurulacağını ümit ettiklerini unlü din büyükleri ve bilginler açıklamışlardır.

Ulemayı benâm ve meşayih-i kiram, bu namazı recebin ilk perşembesini cumaya baglayan gece terk ve tehir etmeyerek bu tarıt uzerine kılmamızı, bır ozur veya unutkanlık yahut ıhmal sonucu o gece kılınamazsa, yine reeep ayının bir gecesinde mutlâka edâ edilmesini tavsiye buyurmaktadırlar.

Çünkü, Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyat efendimiz hazretleri, bir Hadis-i şeriflerinde:

— Receb-i şerifin ilk perşembesini cumaya baglayan gece ki, o geceye REGA'IB GECESI (Rega'ib kandili) kılınacak bu namazın aslâ terkolunmamasını emir ve ferman buyurmuşlardır. SALAT-I RECEB denilen bu namazın fazilet ve ehemmiyetini dil ile tarif ve kalem ile tavsif mümkün degildir.

Rega'ib gecesi bu namazı kılan bir kimsenin, ertesi yıl Rega'ib gecesine kadar Allahu tâlâ'nın rahmetine mazhar olacağı ve bu ulu ni'mete erişen kişi için meleklerin af ve mağfiret talebinde bulunacakları haber verilmektedir:

Elleziyne yahmilün-el-arşe ve men harlehu yüsebbihune bi-hamdi Ral.

bilim ve yü minûne bil ve yestagfirûne lilleziyne âmenû Rabbenâ vesi'tc cülle şey'in rahmeten ve ilmen fagfir lilleziyne tâbû vet 'tebe'u sebiyleke ve rihim azab-el-cahiym...

El-Mü'min::

Arşı hâmil olanlar ve onun etrafindakiler yani arşı tavaf eden meleklerin sâdâtı olan kerûbiyyun Rableri celle şâneye hamd ile tesbih ve ona iyman ederler. Ve mü'minler için şöyle mağfiret dilerler: (Ey Rabbimiz! Rahmet ve ilmin herseye vâsidir. O halde tövbe edip yoluna tâbi olanları mağfiret buyur ve cehennem azabından koru..)

Bu namazı kılan kişi, iyman üzere ölür, iyi ve salih kullar ile haşrolur. Daha dünyada ve hayatta iken, cennetteki Recep ırmagında bulunan on iki lüleden kana kana içmeyince, cennetteki yerini görmeyince ve Recep ırmagına kanmayınca Azrail aleyhisselâm o kimsenin ruhunu kabzedemez. ölüm ânında da kendisine o on iki lüleden içmek nasip olur. Çoğumuz şahit olmuşuzdur, insan ölürken harareti çok artar. Hâlet-i ihtizârda yani ölümün pençesine düşmüş halde bulunan kimseyi susuz bırakmamalıdır. Kendisi içmeğe muktedir olamazsa, bir pamuğu zemzemle veya su ile ıslatarak dudaklarına sürmeli ve ağzına akıtmalıdır. Ramazan-ı şerifte nefsine esir ve maglûp olarak oruç tutmayan âsilere, suyu tatlı olsa da bütün denizler içirilse veya yeryüzündeki bütün nehir ve irmakların ve pınarların suları verilse, yine de susuzlukla can verecekleri mu'teber kitaplarda kayıtlıdır. Işte, o mühlik ânda Iblis hararetle yanan ve kıvranan o kimseye elinde bir bardak su olduğu halde görünür ve ona iymanı karşılığında o bir bardak soguk suyu vermeyi teklif eder.

$ so g0 üg ie

65 V6 Felev-lû izâ belegat-il hulkume ve entüm tayne izin tenzurun...

El-Vâk'a: 83 8!

Olüm halinde bulunan bir kimsenin, ruhu boğazına geldigi zaman sizler bakar durursunuz ve ona hiçbir faydanız olamaz.

Evet, ölümün pençesine düşen ve âhiret âlemini gören kimseye o mühlik ânda Allahu tâlâ'nın tevfiki erişmezse, şeytanın teklifini kabul eder ve iymanı karşılığında o suyu İblis'ten alır ve iymanını da ona verir ve iymansız çene kapar.

(Allahu azim-üş-şâna sığınırız!..) Allahu teâlâ'nın tevfiki erişirse, şeytanın bu teklifini reddeder ve iymanını kurtarır.

Eger, Receb-i şerifte oruç tutmuşsa, cennetteki Recep irmağında bulunan on iki lüleden Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri ikram eder ve o mühlik ândaki susuzluğunu da böylece gidermiş olur.

HIKÂYE Merhume annecigim, bir çok musibetlere gögüs germiş, dünya hayatı mihnet ve meşakkatler içinde geçmiş sâliha bir hatun idi. Maddî imkânsızlıklara rağmen beni okutan ve din adamı olarak yetiştiren o mübarek kadına Allahu azim-üşşân garka-i garik rahmet eylesin ve kendisine rahmet ve mağfiretiyle tecelli buyursun. Vefatından bir kaç saat önce bana:

— Oglum, şeytan bana göründü ve benden iymanımı istedi. Ben de o mel'una: (Hiç öyle şey olur mu? Iymanımı sana verir miyim?) dedim, başını sallayarak: (Seni koca kafa- I1!..) cevabinı verdi, üzgün ve perişan def'olup gitti, demişti.

Bir süre sonra, tevhid parmağını kaldırdı ve kelime-i tevhidi tekrarladı, derin bir huzur ve sükûn içinde aziz ruhu âlem-i âhirete uçtu ve gitti. (Rahmetullahi aleyhâ.. Ruhu için Fâtiha..)

Allahu teâlâ, cümlemize tevfikini refik eylesin, ölüm

ânında imanımızı muhafaza buyursun ve bizleri şeytanın mekr-ü hilesinden korusun ve kurtarsın, Recep ırmagından kana kana içerek iyman ile göçen zümreye ilhak etsin. (Âmin yâ Mu'in bi-hürmeti seyyid-il mürseliyn).

Bir kimse, Recep ayında Allah rizasiyçün üç gün oruç tutsa, Hak teâlâ ve tekaddes hazretleri o kimse ile cehennem arasında bir perde halkeder. O perdenin kalınlığı, o kimse ile cehennem arasında yetmiş yıllık bir uzaklık meydana getirir ve o zât-ı muhterem aslâ cehennemi göremez.

Bir kimse, Recep ayında Allah rizasiyçün dört gün oruç tutsa, bu âlemde o kimseye akli dengesi bozulup deli olmak, cüzzâm ve zat-ül-cenp hastalıgına yakalanmak tehlikesi tamamen kalkar, deccâl şerrinden emin olur, kabir azabından kurtulur, kabir darlığı görmez, kabir meleklerinin sorularına cevaplarını kolay verir.

HİKÂYE Sahabeden Sevban radıyallahu anh diyor ki:

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle bir yere gidiyorduk. Yolumuz üzerinde bir mezarlığa rastladık. Resûl-ü zişân, orada o kadar ağladılar ki, mübarek gözyaşları ile âdeta sakalları ıslandı. Ben:

— Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah! dedim.

Acaba, vahiy mi nâzil oldu ki, onun şiddet ve dehşetinden ağlıyorsunuz?

Efendimiz, saadetle cevap verdiler:

— Hayır yâ Sevban! Bu mezarlıkta yatan ve kabir azabına giriftâr olanlar için ağlıyorum ve onların azaplarının kaldırılması için Rabbime tazarrû ve niyazda bulunuyorum.

Allahu azim-üş-şâna hamd-ü senâ olsun ki, dualarım müstecap oldu ve onlar kabir azabından kurtuldu. Yâ Sevban! Bu mezarlarda yatanlar, eger hal-i hayat ve sıhhatlerinde Recep ayında bir gün oruç tutmuş ve bir gece âlemlerin Rabbine ibadet etmiş olsalardı, bu kabir azabını aslâ görmezlerdi, buvurdular. Ben, kendilerine:

— Yâ Resûlallah! Demek, Recep ayında bir gün oruç tutmak ve bir gece Allahu teâlâ'ya ibadet etmekle kabir azabından kurtulmak mümkün oluyor, deyince efendimiz şöyle buyurdular:

— Yâ Sevban! Nefsim, yed-i kudretinde bulunan Allahu azim-üş-şân hakkiyçün ki beni alemlere rahmet olmak üzere göndermiştir. Her kim, recep ayında bir gün oruç tutar ve gecesini de ibadetle geçirirse, Allah azze ve celle o kimseyi kabir azabından emin eder ve o kimsenin hayır defterine bin yıl gündüzleri oruç tutmuş ve geceleri ibadet etmiş gibi ecir ve sevap yazar.

Gaflet etmeyelim aziz kardeşlerim, ömür sermayesini yele vermeyelim sevgili Hak yoldaşlarım! Bazı kimselere rastlıyoruz ki: (Efendim, biz recep ayında bir gün oruç tuttuk ve gecesini de ibadet ve tâ'atle ihyâ eyledik, bu kadarı bize yeter..) diyorlar. Böyle düşünenlere hatırlatmak isterim ki, fâni yani gelip geçici, birgün elden çıkıcı ve başkalarına kalıcı iken dünya kazançları için hiç de böyle düşünmüyor ve böyle söylemiyoruz. Tam tersine, daha fazla kazanmak, daha ziyade mal ve para toplamak için gecemizi gündüzümüze katıyor, çalışıp çabalıyoruz. Evet, dünya kazancı da şarttır ve lâzımdır, ama baki degildir. Oysa, âhiret kazançları bâki ve ebedîdir. Şu halde, neden daha fazlasına talip olmuyor ve pek az bir miktarıyla yetiniyoruz? Unutmamalıdır ki, nafile ibadetler, kulu Allahu azim-üş-şâna yaklaştırır.

saibeti El, Vâ'büd Rabbeke hattâ ye'liyekel-yakin...

El-Hıcr: 99 Sana yakın olan ölüm gelinceye kadar, Rabbine ibadet et..

ilâhî hükmünden de gaflet etmemelidir. Yine unutulmamalıdır ki, bizler Rabbimize her hal-ü kârda muhtacız. Ölünceye kadar onu sevmek, ona seve seve ibadet ve tâ'atte bulunmak kulluğumuzun icabıdır. Her zaman ve her vesile ile tekrarladığımız gibi, Allahu teâlâ'ya kul olanlar ise, iki cihana sultan olurlar. Akıl sahipleri ve kendilerine düşünme, düşünebilme ni'meti bahş ve ihsan buyurulanlar için bunun böyle oldugu âşikârdır. Bir başka gerçek daha vardır ki, bunu özellikle gözönünde bulundurmamız gerekir:

— Ibadet ve tâ'atlerimizin şayanı kabul olup olmadığı ne malûm? Evet, oruç tuttuk ve namaz kıldık ama, Allahu teâlâ katında makbul olup olmadıgını bilebilir miyiz?