Ara
Menü

Sayfalar 496–504

1.839 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 496–504

önce o kusurun kendisinde de bulunup bulunmadıgını araştırsa ve varsa tashih etse, daha hayırlı ve isabetli hareket etmiş olur. Tarihte gelip geçmiş bütün büyüklerimizi rahmet ve hayır ile anmak insanlık ve Müslümanlık geregidir. Zira, iyisi de, kötüsü de bizim için birer ibret levhasıdır. Iyilerinin halleriyle hallenmek ve kötülerin âkibetlerinden ders almak lâzımdır.

Evet, gelelim hikâyemize:

Harun-er-Reşid, günlerden bir gün büyük islâm sofilerinden ve ekâbir-i Evliyâ'ullah'tan Şakik-i Belhi'yi sarayına davee eder ve ona:

— Ey ârif-i billâh! Bana nasihat eyle ki, hareketlerimi ona uydurayım, dünya ve ukbâda saadet ve selâmete ereyim, diye niyazda bulunur.

Koca bir hükümdarın, bu şekilde nasihat istemesini yadırgayanlar bulunabilir. Kendilerine hemen haber verelim ki, atalarımız, Allahu teâlâ'ya yakin bildikleri zevat ile daima sohbet eder, onlardan ögüt alır ve aydınlanır, dünya ve ahiretlerini mâ'mur ederlerdi. Şakik-i Belhi kuddise sırruh, kendisine cevap verir:

— Ey halife-i Resûl-ü Rabbil-âlemiyn! Ej, peygamberin amcası oglu, beni iyi dinle.. Allahu teâlâ, sana sonsuz lûtuf ve ihsanlarda bulunmuştur. Bunların birincisi, kılıcın mesâbesinde olan ordundur. Ikincisi, devletinin iç nizamını sağlayan ve kamçın mesâbesinde olan zabıta kuvvetlerindir. Üçüncüsü de, hazine-i maliyendir. Sana emanet olarak verilen bu üç kuvvetten, kılıcın olan ordularını, din ve vatan düşmanlarına karşı, kamçın olan zabıta kuvvetlerini, ülke içindeki ırz, namus, mal ve can düşmanları olan zalimlere karşı kullanır, hazineni ve maliyeni de halkın yararlanması için yollar, köprüler, cami ve mescitler, mektep ve medreseler, imaretler, hastahaneler inşası gibi faydalı işlere sarfeder, ordularının iaşe ve levazımını yerli yerince temin eder, fakirleri ve yoksulları kollar, onların ırz ve namuslarını korursan, Allahu azim-üş-şânın bir sarayı vardır ki, ona CENNET derler. Önde sen ve arkanda milletin oldugu halde o saraya dahil olursunuz, mülkün CENNET, ahiretin de CENNET olur. Eger, kılıcın demek olan ordunu kendi milletine ve din kardeşlerine, kamçın olan zabıta kuvvetlerini zulmüne âlet ederek mazlümlara karşı kullanacak olursan, maliye ve hazineni de keyfine ve şehvetine sarfedersen, önde sen ve arkanda milletin olduğu halde Allahu teâlâ'nın bir hapishanesi vardır ki, adına CEHENNEM derler,

oraya dahil olursun, hem hükmün altındaki ülke, hem dünyan, hem de âhiretin cehennem olur.

Harun-er-Reşid, bu sözleri duyunca ağlamağa başladı. Şakik-i Belhi hazretlerinin öğütlerini aynen ve harfiyyen tatbik ederek dünya ve âhiretini mâ'mur eyledi.

Azizim:

Servet, mal, mülk engin bir denize; insanın vücudu da bir gemiye benzer. Geminin dibi delik olmaz ve su almazsa, elbette gideceği yere emniyet ve selâmetle vasıl olur. Dibi delik olan gemi ise, su alır ve gidecegi yere ulaşmadan batar ve gider. Onun için, malına ve parana muhabbet ederek Allahu teâlâ'yı unutur, mal ve para sevgisini kalbine doldurursan, o mal senin için fitne olur, dibi delik gemi gibi batar ve gider, sen de mahvolursun. Bunun zıddı olarak, mala ve paraya muhabbet etmez, malını ve paranı Allah ve peygamber yoluna sarfedersen, elbette ve elbette varacağın yere selâmetle vasıl olur, menzil-i maksuduna erişirsin. Menzil-i maksudumuz nedir dersen, hak rizasıdır, cemal-i la yezaldir, rıdvandır. Allah Teâlâ, cumlemızı, Habib-l edibi hurmetine menzıl-1 maksuduna erenlerden, dünya hayatında iken cennete girenlerden ve cemal'i görenlerden eylesin.

Ahiret suallerini, Habib-i edib-i Hüdâ efendimiz haber verdi. Bu suallerin cevaplarını Allahu teâlâ'ya vermeye hazır olalım, son pişmanlık fayda vermez, şimdiden hazırlıklı bulunalım, hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekelim, katı kalpii ve merhametsiz olmayalım, Allah azze ve celle katı kalpli olanlara azap edecektir. Mü'mine lâyık olan yumuşak kalpli, yumuşak başlı, tatlı dilli, güler yüzlü olmaktır.

uy delıkanlı Şehvete ve paraya tapma, Allahu azim-üş-şâna ibadet et, Rabbine, peygamberine, Kur'anina, iymanına, islâmına, bütün insanlıga hizmette bulun, haksever ol, doğrudan, doğruluktan ve dogru yoldan ayrılma..

Olma isyana cer-i kuvvet ile fil gibi, Düşman-ı Hakka hücun eyle Ebâbil gibi..

Ey saçı ve sakalı ağaran, sinirleri gevşeyen ihtiyar!

Senin bu halinle işledigin günah ve isyanlardan dolayı, Allahu teâlâ sana bu halinle azap etmekten haya ediyor da, sen saçına sakalına bakmadan günahlarına devam etmege utan- Envâr-Ül-Kulûb, Cilt I - F: 32

mıyor musun? Erkekligin kalmamış, iligin kemigin boşalmış, hâlâ nefsin arzularına uyuyor ve şeytana tâbi oluyorsun. Bu çelimsiz gövdenle ateşe dayanamazsın, ama ihtiyar olman seni cehennemden de kurtarmaz. Aklını başına al, âhiretin için son bir gayret göster, yaptıklarına pişman ol, tövbe et, Rabbinden affını ve magfiretini niyaz eyle:

Ey ârif-i sırri nefes, Bu dünyadan sen meyli kes..

Ey avukat!

Para ve dünya için âhiretini yıkma, zalimlere yardımcı olma, mazlûmu ve mağduru hukuk oyunlarıyla, yalancı şahitlerle haksız çıkarma, dünya hâkimlerini sahte belgelerle, yalanla dolanla aldatabilirsin ama, âhiret gününün sahibini, o günün mutlâk hâkimini kandıramazsın:

Umumu müstefid etmez hususun hakkını iptal, Sakın bir ferdi ezme, gayret-i efrad lâzımsa..

Ey hâkim!

Işgal ettiğin makamda, hakkı temsil etmektesin, hak ve adaletten ayrılarak Cebbar olan Allahu azim-üş-şânın gazabını üzerine çekme.. Birgün, sen de o hakim-i mutlâkın huzurunda elpençe divan duracak ve hesap vereceksin, bunu aslâ unutma!

Olma magrur o kadar sami'a-vü bâsirana, Olur onlar da nice sehv-ü hataya mazhar, Iki hâsiyyet eder bâtıl-u hakkı temyiz, Biri tetkik-i haberdir, biri tâ'mik-i nazar..

Ey tüccarlar, esnaflar, alanlar, satanlar!

Haksız kazançlar, meşrû olmayan kârlar peşinde koşmayın, ihtikâr yapmayın, ölçek ve terazi ile kimseyi aldatmayın, bir gün gelecek ki bir gramın, bir santimin ve bir kuruşun hesabı sorulacak ve hak yerini bulacaktır.

Yok iken tilki gibi hiylekâr, Yine postu soyulur âhir-i kâr..

Ey mü'minler, ey insanlar!

Dünyayı ebedi mi sanıyorsunuz? Fâni, gelip geçici ve harap olucu olduğunu elbette biliyorsunuz. Ebedî âlem, âhirettir.

Olmeyecek miyiz? Bu dünyada yaptıklarımızın, ettiklerimizin hesabını vermeyecek miyiz? Elbette er veya geç ölecegiz, elbette ve elbette bu dünyada yaptıklarımızın ve ettiklerimizin hesabını vereceğiz. Ibadet ve tâ'atlerimizden, malımızdan, evlâdımızdan, hatamızdan, nisyanımızdan, isyanımızdan mutlâka sorulacağız. Ayaklarımızın bastığı yerler, iyilik veya kötülüğümüze şahitlik edeceklerdir. Ölüm, kabir, mahşer, mizan, hesap, cennet ve cehenuem haktır. Sırat deyip geçmeyelim, cehennemin üzerine gerilmiş o korkunç köprü, bin senelik çıkış, bin senelik düz yürüyüş ve bin senelik iniş olmak üzere üç bin senelik uzun bir yoldur. Iyman ile göçen ehl-i felâha, ehl-i salâta, ehl-i iymana kuş gibi uçarak geçmek nasip olacaktır. Kâfirlere, günahkârlara, zalimlere de o müthiş ateşe yuvarlanmak tehlikesi ve korkusu vardır. Dünyan ile mağrur olma, fânidir gelip geçicidir.

Bin yıl yaşa, dünya yine bir köhne saraydır, Madem ki güneş aynı güneş, ay hep o aydır..

Dünyanın fâni olduguna inanmayan veya bu gelip geçici hayata aldanıp gaflete düşenlere sesleniyoruz: Hani, anan baban nerede? Hani dedelerin, ninelerin, ataların, komşuların, akranların, ahbapların, arkadaşların neredeler? Hani, o dünyaya sığmayan ünlü hükümdarlar, hani, o bir emirleriyle ordularına kıt'alar fethettiren kumandanlar, hani kaftan kafa hükmeden krallar ve imparatorlar, hani o vezirler, paşalar, âlimler, hani o servetleri ve yaşayışları dillere destan olan zenginler, nerede onların sarayları, konakları, kâşâneleri, mâlikâneleri nice oldu? Hani peygamberler, hani Eba-Bekir, hani Omer, hani Osman, hani All? Adem nerede, Nuh nerede, Ibrahim Halil nerede? Musa ve isa nerede? Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem nerede?

Encâmına her kim bu cihanın nazar eyler, Divane olur gâm-ı cihandan güzer eyler..

Nerede Ad ibn-i Şeddat, hani Yasur ibn-i Semud, nerede Karun, hani Hamân? Nerede Allah düşmanı Nemrud? Hani,

Sasan oğulları? Hepsi ölümle sabahladılar da, etlerini ve kemiklerini kabirlerinde kurtlar kemirdi, amelleri ile başbaşa kaldılar.

Tıpkı onlar gibi, bizler de yakın bir zamanda ölecegiz, kara topraga girecegiz, yaptıklarımızın, ettiklerimizin hesabını vereceğiz. Allahu sübhanehu ve teâlâ, bu ibret levhalarından gerekli dersi almayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin, bizleri kalpleri ve kalıpları uyanıklardan, Allah sevgisi ve Allah korkusu ile yanıklardan, âhiret âleminin korkunç akabele.

rini bugünden düşünen ve ona göre hazırlanan ayıklardan eylesin.. Bizleri, Habib-i edibi hürmetine Habibine bağışlasın, affı ile yarlıgasın, âmin bi-hürmeti seyyid-il mürseliyn vélhamdü fillahi Rabbil-âlemiyn EL-FÂTİHA..

ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları)

DERS: 12 MÜNDERECAT:

En-Nisâ sûr'e-i celilesinin 43. âyet-i kerimesinin tefsiri - Serhoşluk ne demektir - Zâhir ve bâtın serhoşluğu nedir - Dünya sevgisi serhoşlugu ne demektir - Namaz kılarken ayık ve uyanık bulunmanın ehemmiyet ve fazileti - Şehrullah ne demektir - Recep ayının fazilet ve kudsiyeti - Recep ayının birinci gün oruç tutmanın ve gecesi namaz kılmanın yararları - Recep ayının ilk perşembesini cumaya bağlayan gece kılınacak namazını tarili - Rega'ib gecesini ibadetlerle ihya etmenin fazileti - Recep ayı içinde yapılacak diğer ibadetler - Dünya için olduğu kadar, âhiret için de çalışmağa mecburuz. - Âhiret kazancı nedir - Recep ayında neden tövheler reddolunmaz ve kabul buyurulur - Gerçek mü'min her gününü, her gecesini ve her nefesini değerlendirmerini bilendir - Bizden önceki ümmetlerden bir zatı yetmiş yıllık ibadeti yanında, ümmet-i Muhammed'den birisinin Recep ayındaki bir günlük ibadeti Allahu teâlâ katında neden daha sevgilidir - Kulun Hakka en yakın olduğu zaman başının secdede olduğu zamandır - Içki ve kumarın insanlara ve insan topluluklarına zararları - Içki ve kumarın sebebolduğu felâket ve rezaletler - AIlahu teâlâ, aklın muhafazası için içkiyi, malın muhafazası için kumarı, zürriyetin muhafazası için de zinâyı haram kılmıştır - Âriflerden bir zatın oğluna vasiyyet ve nasihatı - Zinânın insan ve toplum hayatındaki zararları - Kur'an'ın ve islâmın yasakladığı herşeyde derin hikmetler vardır - Sefihlerle ilgili hükümler..

Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ şefi-i zünûbinâ Muhammed Sallû alâ envâr-i kulûbinâ Muhammed El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. EI- Bâtinü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah. Fe-mu'inuhu ve nâsıruhû fid-dâreyni Allah..

Rabbişrah-li sadri ve yessir-li emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilâllah vallahu basiyrün bil-ibâd..

Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ül-hakiym..

Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke entel-cevvâd-ül-keriym..

Kizi billâhi min-eş-şeytan-ir-raciym. Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiyr Yâ eyyühelleziyne âmenu lâ lakrab-üs-salâte ve entüm sükâra hatta tâlemu mâ lekulin...

En-Nisâ: 43 Ey iyman edenler! Serhoşken, ne dediğinizi bilineeye kalar namaza yaklaşmayın.)

ve mizana inananlar! Serhoş olup, sekrân halinizde namaza Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, mealen sunduğumuz bu âyet-i celilede böyle buyuruyor:

— Dy beni tevhid eden, bana ve Habib-i edibime iyman eden, oldukten sonra dirilmege, kıyamete, manşere, nesaba ve mizana inananlar! Serhos olup, sekrân halinizde namaza yaklaşmayınız, o halinizde namaz kılmayınız ve benim huzuruma durmayınız. Ağzınızdan çıkanı, söylediğiniz sözü, okuyacağınız Kur'an-ı azimi bilip anlayıncaya kadar namaza özenmeyiniz, namaz vakitlerinde serhoş olmayınız.

Tefsir kitaplarında bildirildigine göre, Ashab-1 kirâm radıyallahu anhüm ema'iyn hazretlerinden bazıları, içkili oldugu halde diger bir rivayete göre de, uyku serhoşlugundan hasıl olan bir hal ile, namaza durdular ve Allahu sübhanehu ve teâlâ bu âyet-i kerime ile bunu nehyetti. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de bir Hadis-i şeriflerinde:

— Sizlerden birisine, namazda iken, uyku bastırır ve galip gelirse, o uyku. haliniz gidinceye kadar namaz kalmayınız, uyuyunuz. O uyku hali geçince namazınızı kılınız, buyurmuşlardır.

Imam-ı Gazali (Rahimehümullah) dünya sevgisi ile serhoş olanları da bu hükmün çerçevesi içine almakta, dünya düşünce ve tasası, dünya kaygusu ile dolu olan kimselerin, hiç şarap içmemişken âdeta serhoş gibi ne dediğini, ne yaptığını bilmez hale geldiklerine ve bu yüzden üzerlerinden o hal geçinceye kadar namaza durmamaları gerektigine işaret buyurmaktadır.

Ayet-i kerimenin zâhirinde, dünya serhoşiuğundan kaçınımaga dahi tenbih vardır.

Mü'minlerin, böyle bir sekir halinde namaza yaklaşmalıtan men'olunmaları, okuduklarını veya okunan âyât-ı beyyinâtı hakkiyle ve lâyıkiyle anlayamamak, bilememek ve doiayısiyle namaza hakkını verememek gibi bir sakıncayı önlemek içindir. Kişi, mutlâka içki ile serhoş olmaz. Dünya düşünce ve vesvesesi, dünya gamı ve tasası bütün dehşetiyle üzerine bastırmış bir kimse, namazda bulunduğunu bilemez, ne okuduğunu ayırdedemez, ne okunduğunu anlayamaz ve bunun neticesi olarak da Huzurullah'ta bulunduğundan gafil olabilir. Oysa, kalbi ve kalıbı ile huzur-u Rabbil-âlemiyn'de bulundugundan gatlet edecek halde bulunan, kendisini hakkiyle ve lâyıkiyle ibadete hazırlayamayan kişinin kıldığı namaza ve ettiği duaya Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerinin itibar ve iltifat buyurmayacağını, Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah- 1l-Mennân efendimiz:

Lâ yukbel-üs-salâtii illâ bi-huzur-il-kalb (Kalp huzuru bulunmadıkça, kılınan namaz kabul huyurulmaz.)