Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 404–411
dan geçirdim. Çünkü, bu işi benden başka bilen yoktu ve ben kabile reisi olarak dörtte bir ganimet almayı âdet edinmiştim.
Artık şüphem kalmamıştı, onun gerçekten peygamber oldugu muhakkaktı. Ben bunları düşünürken, o şöyle konuşmaga devam etti:
— Senin, neden islâm dinini kabul etmedigini de sana söyleyim mi? buyurdu. Çünkü, sen Müslümanların fakir olduklarını görüyor ve kendin de onlar gibi muhtaç kalmaktan korktuğun için islâmiyyete girmiyorsun. Fakat, Allahu teâlâ'ya kasem ederim ki, Müslümanlara yakın bir zamanda öyle bir mal ve zenginlik bahş ve ihsan buyurulacaktır ki, verilen malı almağa bile tenezzül etmeyeceklerdir. Diğer taraftan, Müslumanların azınlıkta ve düşmanlarının ise çogunlukta bulunması da seni ürkütüyor ve bu kaygu seni islâma girmekten men'ediyor. Allahu teâlâ'ya kaşem ederim ki, yakın bir zamanda işiteceksin ki, bir kadın yalnız başına Kadse nam bir mahalden hayvanına binecek ve Kâ'be-i muazzamaya hiç korkmadan gidecektir. Yâ Adi! Oyle anlıyorum ki, mülk ve saltanatın Müslümanlardan başkasının elinde bulunması da seni islâma girmekten alıkoyuyor. Vallahi, Bâbil'deki beyaz köşkleri yakın bir gelecekte Müslümanlar fethedeceklerdir.
Bunlar, gerçekten benim en büyük kaygularım idi. Onun mübarek ağzından bu te'minatı alınca, hemen oracıkta şeref-i islâm ile müşerref oldum. Ve gerçekten kısa bir süre sonra Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tebşir buyurduğu vechile, Kadse adındaki yerden bir kadının tek başına deveye binerek Kâbe-i muazzamaya gittiğine gözlerimle şahit oldum. Netekim, diğer haber verdikleri de aynen ve söylenildiği gibi olmuştur ve kıyamete kadar da ehli-iymana tebşir buyurdukları mutlâka vukua gelecektir. Zira, muhbir-i sadık efendimizin sözleri ve mû'cizeleri haktır ve gerçektir, elbette tezahür ve tahakkuk edecektir.
Bu, dünya hayatında böyle olduğu gibi, âhiret hakkında da, neleri haber vermişse aynen ve harfiyyen zuhura gelecektir. Çünkü, Resûl-ü Kibriyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ efendimiz SÂDIK-ÜL-VÂ'D-ÜL-EMİN'dir ve NI'METUL- LAH'tır.
Reh-i Mevlâda herkim aşkile cismini can eyler, Gönül kuşu gibi pervaz edip tayyı mekân eyler, Gezen Hak, gezdiren Hak, söyleyen Hak, söyleten Hak'tır, Mevlâ Nebi'leri kendi kendine tercüman eyler..
Ey âşık-ı sadık!
Bize Ni'metullah ve bürhan-1 azim olan Nebi'ler serveri, Veli'ler rehberi, âhir zaman peygamberi, Ra'uf, Rahiym, aziz olduğu gibi, bizim cinsimizden ve fakat bizim yani bütün insanoğullarının en güzeli ve en enfesi, Allahu teâlâ tarafından biz gafil ve cahilleri Allah yoluna, Hak ve hakikat yoluna dâ'vete memur olan Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il- Mennân efendimiz, bizlere kulluk görevlerimizi öğretmiş, saadet ve selâmet yollarını göstermiştir. O halde, önce kulluk vazifelerimizi hakkıyle ve lâyıkiyle yerine getirelim, sonra ona ümmet olmak şeref ve faziletini bilelim, Allah ve Resûlünü herşeyimizden fazla sevelim, dinimize hizmeti en üstün ve en müstesna bir vecibe olarak kabul edelim ve onun açtığı ve gösterdiği saadet ve selâmet yoluna girelim, cennet ve cemale erelim.
Unutmayalım ki, birgün bu büyük ni'metten sorulacağız.
Bu ni'metten hakkıyle ve lâyıkiyle faydalanamayanlar, hesabını ve cevabını veremeyeceklerdir, hasret ve nedamette kalacaklardır. Binaenaleyh, gafleti bırakalım, ebedî saadet ve selâmet yollarına sapalım ve o yoldan hiç ayrılmayalım. Dünya ve âhirette kutlu ve mutlu kullardan olalım, Rabbimizin bizlere bahş ve ihsan buyurduğu bu yüce ni'metten faydalanalım ve bu ni'mete nail ve mazhar olduğumuz için hamd-ü senâ ve şükredelim, ona lâyık, onun dilediği ve özlediği gibi ümmet olalım, çalışalım, çok çalışalım. Zararın neresinden dönülse kârdır, demişlerdir. Dünya malı, para, kasa, kese, mevki, makam, han, apartman dost, akraba, akran bize hiçbir yarar sağlamaz:
Gönüller derdine Lokman ara bul tez deva iste;
Ne istimdat olur kuldan, ne dünyadan vefa iste..
Dünyayı ve dünya üstündeki herşeyi yüzüstü bırakıp, tek ve yalnız kabre girecegimiz günler yaklaştı. O gün, ne dünya ne de dünya üstündeki şeyler hiçbirimizin işine yaramayacaktır. Ancak onun yardımına ve onun şefkat ve şefaatine muhtaç olacağımız günler uzak değil artık.. Kabirlerimiz birer ejder gibi ağızlarını açmış, bizleri yutmaya hazırlanıyor. Doğan ölüyor, toplanan dağılıyor, mâ'murlar viran oluyor, yapılanlar yıkılıyor. Aklımızı başımıza devşirelim, ömrümüzün artakalan bir kaç gününü ibadet ve tâ'at ile, salih amellerle,.
dünya ve âhiretimize hayırlı ve yararlı hizmetlerle geçirelim vesselâm.
Yâ Erham-er-Rahimiyn! Yâ Rabbel-âlemiyn!
Kur'an-1 azim-ül bürhan hürmetine, Habib-i edibin izzetine, Enbiyâ ve Evliyâ rif'atine bizleri iymandan, Kur'andan ve Resûl-ü zişândan ayırma.. Bizleri, dünya malıyla, dünya varıyla oyalananlardan, çoklukla ögünüp böbürlenerek boşuna avunanlardan eyleme... Bizlere bahş ve ihsan buyurduğun bütün ni'metlerinin ve bilhassa NI'METULLAH olan habibinin ümmeti olmak ni'met ve devletinin şükrünü hakkıyle ve lâyıkıyle eda edebilmeyi nasip ve müyesser eyle.. O büyük ni'metinin kıymet ve ehemmiyetini bilenlerden, sana ve habibine gönül verenlerden, cennetine girenlerden ve cemalini görenlerden eyle yâ Rabbi!
Sübhane Rabbike Rabbil izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn EL-FÂTİHA.
ENVÂR- ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları)
DERS: 10 MÜNDERECAT:
El-Hümeze sûre-i celilesinin tefsiri - Allahu tâlâ'nın dostları ve düşmanları kimlerdir ve bunlara yapılacak muameleler nelerdir - Hakka dost olmak için neler gerekir - Insanları, arkalarından çekiştiren, onların ayıp ve kusurların yüzlerine vuran ve alay edenlerin uğrayacakları azap - HÜMEZE ve LÜMEZE kimlere denir - Bu sûre-i celilenin sebeb-i nüzulü - Kişi, herşeyden önce kendi kusur ve noksanlarını bilmelidir - Haklarında VEYL tâbiri kullanılan dokuz tâ'ife kimlerdir - Insanoğlu, dünyaya yemek ve içmek, iyi giyinmek ve mal toplamak için gelmemiştir - HUTAME'nin tarifi - Fira'unun helaki neden kırk yıl geciktirilmiştir - Dünyanın bekasına sebebolan dört şeydir - Cennet ehline olunacak ikram ve iltifatlar - Islâmda cihadın kıymet ve ehemmiyeti - Ölümlerinden sonra mallarını hayra vasiyyet edenlerle, bu hayrı saglıklarında yapanlar arasında farklar - Sehavet (Cömertlik) in dört nev'i - Malda, nefiste, ruhta ve kalpte cömertlik nasıl olur - Dünyada kulluk makamından yüce ve üstün bir makam yoktur - Resûl-ü zişânın ve ashab-ı kiramın islâmiyyet uğrunda katlandıkları eza, cefa ve fedakârlıklar - Hallâc-ı Mansur ve Şeyh Şibli kıssaları - Aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah nedir ve belirtileri nelerdir - Toplum olarak bu hallere neden ve nasıl düştük - Derlenip toparlanmanın çareleri nelerdir - Bu sûre-i celilede kalhin tasrih olunmasının hikmet ve sebebi - Ilâhî gazap ve azaptan kurtulmanın çareleri nelerdir - Mü'minlere öğütler - Münâcat ve dua..
Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ mürşidinâ Muhammed Sallâ alâ envâr-i kulûbinâ Muhammed Sallû alâ şefi-i zünubinâ Muhammed..
El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. EI- Bâtınü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah.. Fe-mu'inuhu ve nâsiruhu fid-dâreyni Allah..
Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilallah vallahu basiyrün bil-ibâd..
Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ont-el alim-ül hakim..
Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvad-ül-kerim..
Sübhaneke mâ arefnâke hakka mâ'rifetike yâ Mâ'ruf..
Sübhaneke mâ abednâke hakka ibadetike yâ Mâ'bud..
Sübhaneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ Mezkûr..
Sübhaneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ Meşkûr..
E'ûcü billahi min-eş-şeytan-ir-raciym Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym l'eylün li-külli hümezetin lümezetin ellezi ceme'a mâlen le addedeh yahsebii enne mâlehu ahledeh kellâ le-yünbezenne fil-hutamati ve mâ edrâke mel-hutemeh nârullah-il mü'kadetü elletiy tettaliu alel-ef'ideh innehâ aleyhim mu'sadetün fi amedin mümeddedeh...
El-Hümeze: 1-9
Meal-i münifi: Veyl (Yazıklar olsun, azap olsun) insanları arkadan çekiştirmeği, yüzlerine karşı kınamayı, alay etmeyi, dil uzatmayı huy edinene!.. O ki, mal biriktirir de onu sayar, durur. Malı, gerçekten kendisine ebedî bir hayat verecek, kendisini dünyada ebedileştirecek samır. Hayır! Malı onu kurtaramaz, o mutlâka hutame'ye (Cehenneme, kızgın ateşe)
atılacak.. Hutame'nin ne olduğunu bilir misin? O, Allahu teâlâ'nın tutuşturulmuş bir ateşidir ki, kalpleri sarıp yakar. Bu ateşin kapıları da, uzatılmış direklere bağlı oldukları halde üzerlerine kapatılacaktır.
Allahu tâlâ'nın varlığını ve birliğini, dilleri ile takrir ve kalpleriyle tasdik edebilmek lûtfuna eren, bu iyman-1 yakin ile daha bu âlemde iken cennete giren ve cemal-i lâ yezâliyyi gören mü'minler ve muvahhidler! Hak yolunda, bütün varlıklarından soyunarak tekva ve cennet elbiselerini giyinenler ve muhabbet ateşini kalplerinde yakarak, bu yüce nur ile kalplerini ve kalıplarını Muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah ile süsleyenler, âhiret gününe inanarak cennete talip, rizaya ragıp ve cemal-i lâ yezâle âşık olanlar!..
Kesin olarak bilir, can ve gönülden inanır ve iyman edersiniz ki, din denilince Allahu azim-üş-şân indinde din olarak islâm dini vardır, başka bir din yoktur ve her kim başka bir din ile Hakkın huzuruna varırsa, bu ondan din olarak kabul edilmez. Gerçi, Allahu teâlâ'ya giden yollar, mahlûkatın nefesleri sayısı kadar çoktur ve o kadar çoktur ki, bu sayı ancak Allahu tâlâ'nın mâ'lûmu ve biz kulların meçhulüdür.
Evet, bütün yaratılmışların nefes alışları kadar çoktur, ama bütün yollar kapalıdır, kapatılmıştır. Allahu subhanehu ve teâlâ'ya giden yol, ancak ve yalnız Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin kıyamete kadar açık kalacak olan kapısından girilerek bulunabilir. Bu yüce kapıdan girecek olanın kimliğine ve geçmişine bakılmaz. Yeter ki, Allahu tâlâ'nın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, bütün peygamberlerine, âhiret ve kıyamete, mizana ve hesaba, kadere, hayır ve şerrin Allahu tâlâ'nın kudret elinde bulunduğuna, ölümden sonra dirilmek olduğuna sadakat ve samimiyetle inanıp iyman eden, bu iymanını dili ile söyleyen ve kalbiyle de tasdik eden herkes bu yüce kapıdan girebilir.
Ne var ki, bu yüce kapıdan girdikten sonra o saf ve temiz inancını ve iymanını, ibadet ve tâ'atle, salih amellerle, hayırlı
ve yararlı eylemlerle süslemeyi kulluk görevi saymak gerekmektedir.
Işte, böyle bir iyman ve amel üzere sabit ve kararlı olanların şeref-i islâm ile müşerref olmadan önceki hallerine bakılmaz. Ister Yahudi, ister Hristiyan, ister Mecusi, ister putperest, ne olursa ve kim olursa olsun, o artık bir mü'min ve muvahhiddir. Iymanı ve tövbesi sayesinde Muhammed kapısından rahatlıkla girer, Müslümanlar safına dahil olur ve elbette Allahu azim-üş-şânın dostu, yani velisi olmak bahtiyarlığina erer. Allahu tâlâ'nın dostlarına ve velilerine ise ölüm, kabir, mahşer, cehennem ve mahcubiyyet korkusu ve üzüntüsü yoktur. Kendisine ölüm erince, âhiretin kapısı olan kabre girince öylesine ebedi bir ni'mete nail ve mazhar olur ki, geride bıraktığı dünya ni'metlerinin hiçbirisi bu ebedî ni'mete denk ve eşit olamaz, dünya ve dünya içindekilerin tümü bir hiç mesâbesinde kalır. Bu mü'min ve muvahhidler, bütün dünya tapulu mülkleri ve yeryüzünde mevcut herşey kendilerinin olsa, bütün bunlardan ayrıldıklarına aslâ hayıflanmazlar, bu fâni ni'metlerin ellerinden çıktığına kat'iyyen üzülmezler. Yani, gözleri arkalarında kalmaz.
Sözün burasında, biraz durup düşünelim:
İnsanoğlu ölünce, geriye malını mülkünü, rütbesini ve makamını, ahbap ve yâranını, evlât ve iyâlini bırakır degil mi? Gittiği, daha doğrusu gideceği yer ise, tamamiyle meçhuldür. Kendisi için meçhul bulunan bir yere, yalnız başına gitmek oldukça korkulacak bir haldir. Öyle ya, nereye gidiyor, orada kendisini ne bekliyor, neler görecek ve ne gibi hallerle karşılaşacaktır, o yepyeni âleme nasıl ve hangi şartlarla alınacaktır? Oysa, geride bıraktığı âlem az çok malûmudur.
Malı ve mülkü vardır, rütbesi ve makamı vardır. Dost, ahbap ve yâranı vardır. Evlât ve iyâli vardır, sözün kısası kurulu bir düzeni vardır. Şimdi, bütün bunları bir ânda terkediyor ve hiç bilmedigi bir âleme gidiyor, insan hiç telâşlanmaz mı, heyecanlanmaz mı? Kaldı ki, o yepyeni âlemde artık, ne malı ve mülkü, ne rütbe ve makamı, ne ahbap ve yâranı ve hatta ne de evlât iyâlinin kendisine hiçbir hayırları ve yararları olmayacaktır. Insan, bunları düşünür de mahzun olmaz mı, üzülmez mi? Hah, işte bu telâş, heyecan ve üzüntü hengâmında insanın imdadına iymanı ve salih amelleri yetişir. Zira, mü'minler Allahu tâlâ'nın dostlarıdırlar, binaenaleyh ne kadar meçhulü dahi olsa dost diyarına, sevgi ve muhabbet ülkesine,