Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 379–384
Param olduğu için elimi sallasam ellisi bana talip olur. Dilediğim gibi yakışıklı bir adamla evlenir, hayatın tadını çıkarırım, diyordu.
Diger tarafta kocası da kalbinden şunları geçiriyordu:
— Şu paracıkları elime geçirebilirsem, kimin kızını istesem bana verirler. Diledigim gibi genç ve güzel bir kadın alır, şu dünya hayatında ozledıgım gıbı zevk ve sefa sürerim, diyordu.
Yani, bunların herbiri ayrı ayrı hayaller kuruyorlar, kendi kıt ve kısır akıllarına göre yeni bir hayat düzeni tasarlıyorlardı. Heyhat!.. Hiçbirisinin, yakın bir gelecekte başlarına gelecek felaketten haberleri yoktu...
Adamcağız yol boyu hayaller kurarak, plânlar tasarlayarak araba ile altunların ve arkadaşların bulundukları yere varmıştı. Onlar kendisini asık suratla ve azarlayarak karşıladılar:
— Bu kadar zaman nerelerde kaldın? diye üzerine yürüdüler. Hain olan korkak olur derler, doğrudur. Arkadaşlarının, kendilerine bir tuzak kurduğunu sezdiklerini sanarak telâş ve heyecana kapıldı, eli ayağı titremeğe başladı, renkten renge girdi. Onlar üstelediler:
— Yoksa altun külçeleri bulduğumuzu kimseye haber mi verdin? Senden hayır gelmeyecegini biz biliyorduk, ama ihanetinin ve bizi ele vermenin cezasını çekeceksin, dediler ve zavallı adamı taşlarla vura vura öldürdüler ve cesedini bir cukura attılar. Bu iş, tasarladıklarından da kolay olmuştu.
Kalan iki kişi ise birbirlerini nasıl atlatıp, aradan çıkaracagını düşünüyorlardı. Bir yandan altun külçelerini arabaya yüklemeğe çalışıyorlar ve içlerinden de «Şu herifi nasıl yok etsem de, altunların tamamına ben konsam..» diye plânlar bulmağa çalışıyorlardı. Hayli yorulmuşlardı. Birisi, arabanın ön tarafında bir torba bulunduğunu farketti ve arkadaşına da gösterdi. Açtıkları zaman taze taze börek bulundugunu gördüler ve çok acıkmış bulunduklarından zekirli böregi büyük bir iştiha ile gövdeye indirdiler. Olan olmuş ve adalet yerini bulmuştu. Arkadaşlarını hunharca öldüren iki câni, dayanılmaz sancılar içinde kıvranarak orada can verdiler. Oysa, asıl şiddetli zehiri arkadaşlarını bir bahane ile ortadan kaldırmağa karar verdikleri zaman yemişlerdi. Onları öldüren o mâ'nevi zehirdi. Bu maddi zehir cesedlerini, mâ'nevi zehir ise ruhlarını öldürmüştü. Daha doğrusu, o kötü düşünceleriyle ön-
ce ruhları zehirlenmiş ve ölmüştü. Ne var ki, onlar bunun farkında degillerdi.
Buna sakın şaşmayınız. Gerçekten söz ve düşünce zehiri insanın ruhunu öldürür. Fakat, o kötü sözün ve düşüncenin sahibi bunu zamanında farkedemez. Maddi zehirler ise, insanın fâni vücudunu yok eder. Ruhun ölümü, elbette cesedin ölümünden bin defa daha kötü ve feci olur. Bedenin imhası, dünya hayatına son verir. Oysa, ruhun ifnâsı âhirete aittir. Ruhu ölmeyenin, cesedi ölse bile, bir gün yine o vücuda sahip olabilir ye âhirette onu sefaya eriştirir Ruhun ölümü ise, ebedi olduğundan sahibi olduğu cesedin de cehenneme atılmasına sebeb olur.
Işte, o iki hırslı kişi de, arkadaşlarını öldürdükleri için ilâhi adalet yerini bulmuş, ve öldürdükleri arkadaşlarının kendileri için hazırlattığı zehirli böreği yiyerek acılar ve sancılar içinde kıvranarak ölmüşlerdi.
Hz. Isa aleyhisselâm, gideceği yere gitmiş ve aynı yoldan geri dönüyordu. Dünyanın altun külçeleri haline dönüştüğü yerde üç ceset vardı. Birisi kanlar içinde ve ikisi yılan gibi kıvrılıp kalmışlardı. Bunların âkibetlerini merakla çözmeğe çalışırken, altun külçeleri kımıldandı ve dünya önce korkunç bir hale girdi ve sonra çok güzel bir kadın oluverdi. Yerdu yatanları göstererek, olup bitenleri anlattıktan sonra söyle dedi:
— Eger, bana aldanıp talip olsaydın, seni de işte bu hale sokardım. Benim aşkıma talip olanların hiçbirisi vuslâtıma erememiş ve muradına nail olamadan feci bir şekilde helak olup gitmiştir.
Sen niçin öğüt almazsın, Tövbe edip yola gelmezsin, Dünyada bâki kalmazsın, Ya dünyaya taprnak neden?
Ey âşık-ı sadık:
Dünya dediğin, yalnız mal, mülk, para, cüzdan, kumaş, fistan, rütbe, makam, kat kat apartman değildir. Belki bunlar dünyaya vasıta olan şeylerdir. O halde, Allahu azim-üş-şânın zemmettigi, Resûlü zişânın kınadığı ve igrendigi, Nebi'lerin ve Veli'lerin ikrah ederek yerdiği dünya nedir?
Seni, Hak rizasından alıkoyan, sana Rabbini unutturan,
kulluk görevini geri bıraktıran her şey dünyadır. Eğer, okuduğun herhangi bir kitap seni Rabbinden alıkoyuyorsa, senin dünyan işte odur. Bunun içindir ki Hz. Şemseddin-i Tebrizi, Hz. Celâlüddin-i Rumi'nin kitaplarını havuza atmıştır.
HIKÂYE Birgün, Hz. Mevlâna Celâlüddin-i Rumi, aşk mürşidi Şemseddin-i-Tebrizi ile sohbet ediyorlardı. Hazret-i Şems, Mevlâna'ya ait kitapları raftan alarak hepsini havuza atıverdi. Oysa, bu kitaplar arasında Hz. Mevlâna'nın babası olan Sultan-ül- Ulemâ hazretlerinin elyazısıyla yazılmış, mâ'nevi değeri çok yüksek ve kutsal bir hatıra mahiyetinde olan bir kitap da vardı. Hz. Mevlâna, bu baba yadigârını göstererek - Şu kitap, merhum babam Sultan-ül ulemânın mübarek eiieri ile yazdığı bir eseriydi, diyecek oldu. Şemseddin-i Tebrizi kuddise sırruh, havuzun içine elini uzatarak Hz. Mevlâna'nın işaret ettigi kitabı çıkardı ve tozunu silkeleyerek ken...
disine uzattı.
Bazan, iyi ve güzel gördüğümüz veya öyle bildiğimiz şeyler de dünya olabilir. İyi bildiğimiz ve güzel gördüğümüz şeyler de insana Mevla'sı ile arasında hicap olabilir, ki buna hicâb-1 nurani derler. Yukarıda da işaret etmiştik, seni hangi sey Mevla'dan ayırırsa, o şeyin dünya olduğunu sakın unutma!
Cahilin fahri cem'i mal iledir, Ârifin izzeti kemal iledir….
Dünya, herkesin kabiliyet ve istidadına göre şekil şekil zuhur eder. Muhakkak olan cihet, zuhur ettiği zaman haktan seni uzaklaştırabilir, seni Rabbinden gafil kılar. Her ne şey ki, seni Rabbinden gafil kılarsa, işte o seni helâk eden veya edecek olan iki cihanda seni hüsrana ve nedamete düşürmesi mukadder olan dünyadır. Bütün cihanın malı ve mülkü senin olsun. Şunu iyi bil ki, sen Allah'ınsın, her şey Allah'ındır. Malın MALULLAH ve kendinin ABDULLAH olduğunu unutmazsan, elindeki malı Allah yoluna sarfetmen kolay olur.
Evet, bütün cihan senin olsa, sahip olduğun şeylerin hiçbirisine gönül verme! Allah ve Resülüne gönül ver ki, Allahu teâlâ'ya giden yolun kapısı Resûl-ü zişândır. Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve selleme itaatin, Allahu azim-üş-şâna itaaittir. Resûl aleyhisselâma sevgi ve muhabbetin ise Allahu sübhanehu ve tealâ'ya sevgi ve muhabbettir. Elinde biraz mal
me mült enna ra binikimise saner ona menil ve mill bast etdünya hayatında mal ve mülk ve para elbette lâzımdır ve olmalıdır. Ne var ki, mala ve mülke ve paraya aşırı muhabbet, büyük bir hata ve kabahat ve sonu da hüsran ve nedamettir.
Çünkü, her eve bir lâzımhane mutlâka lüzumludur ama helâya muhabbet lâzım değildir. Ihtiyaç hasıl olunca, girer ve ihtiyacını def'edersin o kadar... Içeride oturup geceni ve gündüzünü, günün yirmi dört saatini helâda geçirmediğin gimi malı ve parayı da ihtiyaç zamanında ve fakat gözün üstünde kalmadan, ona meyil ve muhabbet etmeden, gereken yere sarfeder sana o malı ve mülkü ve o parayı emaneten veren Rabbine şükür, hamd-ü senâ ve muhabbet etmen, insanlığının icabıdır.
Şu var ki, mal cem'edipte mala muhabbet etmeyen erkişiler pek azdır. Zira, mal cem'i insanın başına öyle belâlar açar ki, mâ'azallah bu belâ ve musibete uğrayanlardan çoğu âhirete iymansız göçmüşlerdir. Aşağıda dikkat ve ibretine sunduğum Rebi'a sultan kıssasını oku da, hisseni al!
HIKÂYE Günlerden bir gün, Hz. Rebi'a-i Adviyye iki elinin yumruklarını sıkmış hızlı hızlı bir yere gidiyordu. Yolda, Hasanül Basri radıyallahu anh ile karşılaştılar. Aralarında şöyle bir konuşma ceryan etti:
— Ey âhiret hatunu! Nereden gelip nereye gidersin böyle?
— Allah'a gidiyorum yâ imam...
— Yumruklarını sıkmışsın, ne var avuçlarında?
— Biraz yün eğirmiştim, pazara gittim ve onları iki akceye sattım. 'Her iki avucumda o iki akçe var...
— O iki akçeyi neden bir avucunda tutmuyor da, böyle ayrı ayrı bulunduruyorsun? Bunun sırrını ve hikmetini bana söyler misin?
— O iki akçenin bir araya geldikleri takdirde, başıma neler açacagını düşündügümden, onları birbirlerinden ayırdım!
Bilmem, bu kıssayı hakkıyle anlatabildim mi aziz kardeşım… IRŞAD namındaki kitabımızda zikrettiğimiz için burada tekrarına lüzum görmediğimiz Sâ'lebe ve Karun'un başlarına gelen ve Sâ'lebe ashaptan iken, Karun da Hz. Musa aleyhisselâmın akrabası olduğu halde mala ve paraya muhab-
betlerinden ötürü başlarına gelen belâ ve musibetleri, merak edenler o kitabımızdan okuyup ögrenebilirler.
Yalnız onların mı? Mala ve paraya aşırı muhabbet o günden bu yana milyonlarca insanın helâkine sebep olmamış mıdır? Okuduklarımızı ve dinlediklerimizi masal diye okur ve dinlersek elbette gereken dersi ve hisseyi alamayız. Gözlerinde ibret alma hassası bulunanlara diyecegimiz yok...
Bin ders-i maarif okunur her varakında, Ya Rab! Ne güzel mektep olur, mekteb-i âlem.....
Dersimize devam edelim:
KELLA SEVFE TA'LEMUNE — Sizler kabre girdiğiniz.
zaman dünyaya ve şeytana ne kadar aldandıgınızı bilir ve öğrenirsiniz. Hak ve hakikati işte ancak o vakit anlarsınız ama, ne yazık ki iş işten geçer. Kervan bu fâniden göçer. Azrail aleyhisselâmın harbesi, ekin sapları gibi bizleri biçer.
Çünkü, bu âleme her gelen er veya geç mutlâka ecel şarabını içer. Kabir kapısından âhiret âlemine geçer, neler kazandıgını, neler kaybettigini de bir ânda seçer. Amelleriyle başbaşa kalınca, gaflet serhoşlugundan ayılır ve uyanır. Mal, mülk,.
evlât, ecdat çokluğuyla öğünüp böbürlenmenin hiçbir fayda-.
sı olmadıgını gözleriyle görerek anlar ve bilir. Zira, o gün öy-.
le korkulu ve büyük bir gündür ki, çokluğuyla ögünülen her-.
şey kabrin dışında kalmıştır. Dost ve ahbap, evlât ve ahfâd bildiklerin malını yağmaya başlarlar. O kadar ki, bu yağmada düşmanları bile geri bırakır ve parmak ısırtırlar. Var sandığın, benimdir dedigin, üzerine titredigin herşey bir ânda yok oluvermiştir. Yok sandığın ve hatta inkâr ettiğin herşey de yine bir ânda var oluvermişlerdir. Yarım yamalak iymanınla pek önemsemediğin şeyler birer birer karşına dikilmişlerdir. Dost bildiklerin, dünya hayatında yüzlerine güldüklerin, birlikte zevk ve sefa sürdüklerin, o gün seni azaptan kurtaramazlar ve bütün bunları göz açıp kapayıncaya kadar klsa süre içinde gözlerinle görürsün.
Seni, ilâhi azaptan kurtaracak olan iyman-ı kâmildir, salih amellerindir, kalb-i selimindir. Kâmil bir iymana nail ve malik olabilmek ise ancak ve yalnız Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi herşeyinden ziyade sevmekle mümkündür. Bu muhabbetine, salih amellerini ve ihlâs ile yaptığın ibadet ve t'atlarini de ilâve edebilmişsen işte o zaman selim ve sâlim bir kalbe de sahip oldun demektir ki, bu
dünya hayatında en büyük kazanç budur. Âhiret âleminde, ancak bunların mükâfatını görürsün. Ancak bunlar sana o karanlık mezarında yoldaş olurlar. Yoksa dünya hayatında milyarlarla itade edilen muazzam bir servetın, harıtada beş büyük kıt'adan birisi gibi görünen arazin, bir işaretinle canlarını vereceklerini söyleyen hizmetkârların ve uşakların, her biri Karun kadar zengin çocukların ve torunların sana kabirde hiçbir yarar sağlayamazlar. Hem, ihanet değil, isteseler de sağlayamazlar. Belki, üzerine yüzbinlerce lira sarfederek dantel gibi işlemeli mermer lâhitler, altun yaldızlı mezar taşları dikerler ama, âhiret azığın yoksa mezarında yine açsın ve rahmet-i ilâhiyye muhtaçsın. Oyle ise, malının, paranın ve evlâdının çokluguyla ögünme, böbürlenme!.. Ancak ve yalnız kâmil bir iyman ile rizayı Rahman'a nail olur, mazhar- gufran olursun...
SÜMME KELLÂ SEVFE TÂ'LEMUN — Daha sonra, kabirlerinizden kalktığınızda da, yaptıklarınızın yanlış olduğunu, gafletle ömür geçirdiğinizi, boş, lüzumsuz ve faydasız şeylerle öğünüp böbürlendiğinizi anlar ve bilirsiniz.
KELLA LEV TÂ'LEMUNE ILM-EL-YAKİYN — Ey ehl-i gaflet! O gün muhakkak ne boş, ne lüzumsuz ve faydasız şeylerle ögünüp böbürlendiginizi bilir, hatanızı anlarsınız.
Eğer, daha önce bu gafletinizden ötürü başınıza gelecekleri ilm-el-yakiyn bilmiş olsaydınız, bu ilim sizi yakin bir iymana götürür, salih ameller işlemege yöneltir, çok hayırlı ve Allahu teâlâ indinde makbul işler görmege sevk ve teşvik ederdi. Fakat, ne yazık ki, sizler kemal-i cehaletle ve enva-1 dalâletle yoğrulduğunuz için âkibetinizi düşünemediniz, gaflet ettiniz, ölümün şiddetini, kabrin vahşetini, mahşerin dehşetini, cehenneme gönderilenlerin havf ve haşyetini bilemiyorsunuz.
Kabre girdiğinizde ve tekrar dirilip hesaba hazırlandığınızda bu cehalet ve dalâletinizin birden gidiverdiğini görecek ve ne kadar boş ve beyhude şeylerle ögünüp ömür sermayesini yele verdiginizi de anlayacaksınız. Ne var ki, orada hasıl olan ilmel yakin size fayda etmeyecektir. Halbuki, akıllı insan ogunmeyı ve bobürlenmeyi, süsü ve süslenmeyi daha dünya hayatında iken terkeden, dünyaya meyil ve muhabbet etmeyen, bu âlemde fâni olduğunu bilen, uzun ve yorucu bir yolculuğa çıkacak bir yolcu gibi hazırlanıp tedarik gören, âhirette kendisine yarayacak hayırlı amelleri ihlâs ile yapan, kısacası âhiret azığı ile heybelerini dolduran ve bunu yaparken de bugünkü işi aslâ yarına bırakmayacak kadar titiz davranan,