Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 352–357
sağ tarafında oturan Isa, Allah oğlu Allah imiş. Hem de, kendi etini ve kanını kullarına ni'met olarak terketmiş imiş. Dünyadaki ekmek onun eti ve şaraplar da Isa'nın kanı imiş. Kiliselerde, hristiyan cemaatine dağıtılan ekmek ve şarap hediyesi buna işaret imiş. Buna inanmayanlar, bu inançta bulunmayanlar, bunlara iyman etmeyenler kâfir imiş ve cehennemlik olacaklarmış…. Zikrolunan bu itikadı taşıyanların günahları â'rizi olup Allah'ın vekilleri olan papazların dua ve iltiması, yani günah çıkarmasıyla affolur ve cehennemden kurtulurlarmış. Bunlardan başkası tümüyle cehennemlikmiş..
Nasıl, beğendiniz mi sevgili din kardeşlerim? İşte, hristiyanların bâtıl, bâtıl olduğu kadar sapık itikat ve gülünç inançları bunlardır.
C313L AGK Sübhanehu ve reâlâ ummü yekuline ulürren kebiyrû..
El-isrâ: +3 Meal-i münifi: Allahu sübhanehu ve teâlâ, onların söylediklerinden tamamiyle münezzeh ve âlidir.
Ey Müslümanlar! Ey Allahu tâlâ'nın kutlu ve mutlu kulları!
Ey bütün insanlar! Ey bütün aklı başında, vicdanı ve sağduyusu yerinde olanlar! Ey akıl ni'metinden mahrum olmayanlar!
Görünüz, okuyunuz, duyunuz, öğreniniz şu papaz uydurması bâtıl inançları. Biliniz ve belleyiniz itikat diye ortaya atılan safsataları.. Kişisel çıkarları uğruna, Allah'tan korkmadan, peygamberlerinden utanmadan bu deli saçmalarını din diye ortaya atanlar, herkesi kendileri gibi kör ve sersem sandıklarından, bu bâtıl inançlarına insanları dâvet etmekten de sıkılmıyorlar.. Daha doğrusu, kendilerine yeni yeni suç ortakları bulmaga çalışıyorlar. Asıl cehennemlık kendılerı oldugu ve hiçbirisini Hz. Isa aleyhisselâmın da cehennemden kurtaramayacağını bile bile, gözünüzün içine baka baka yalan söylüyorlar, Hz. Isa aleyhisselâma iftira ediyorlar ve sonra da onun vekili sıfatiyle günahkârları affedeceklerini söyleyecek kadar çılgınlaşıyorlar. Hristiyanlık inancı diye ortaya attık-
ları deli saçmalarını, özetlemege ve sabrınızı taşırmaga çalıştım. Şu var ki, Incil diye yutturmağa kalktıkları Metta'lar, Luka'lar, Yuhanna'lar, Merküs'ler baştan aşağı uydurma olduğu gibi, bâtıl dinlerini yaymak için milyonlarca bastırarak dünyanın dört bucağına gönderdikleri broşürler de hiçbir asla ve esasa dayanmamaktadır. Allah aşkına söyleyiniz! Ileri sürdükleri hususlarda, şan-ı üluhiyyete lâyık bir cihet var mı?
Daha söze başlarken —Hâşâ sümme hâşâ— Allahu azim-üşşâna cahillik isnad etmek gibi büyük bir gaflete düşmüyorlar mı? Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerine —Hâşâ sümme hâşâ— acz, hiyle, entrika, zillet ve mezellet, meskenet, cismaniyet, illet, ölüm, yemek ve içmek, uyumak, doğmak ve ölmek isnad etmek gibi hepsi birbirinden feci töhmetler atfetmiyorlar mı?
Evet, Hz. Isa aleyhisselâm kuldur ve insanoğludur. Elbette yiyecek, içecek, yatacak, uyuyacak ve bütün diğer insanların yaptıkları gibi günlük yaşantısını sürdürecek ve bu arada Allah'ın kendisine vahyettigi hususları da ümmetine tebliğ edecektir. Bir peygamberdir ve mâ'sumdur. Hiyle ve entrika yapmaz, zillet ve meskenete düşmez, yalan söylemez, yalancıyı sevmez. Çünkü, bu kabil bayağılıklar bir peygambere aslâ yakışmaz. Ancak, kâfir papazlar peygamberlerine bütün bunları lâyık görebilmekte ve bundan dolayı insan olarak hiç değilse vicdan azabı dahi çekmemektedirler. Evet, dogmak, ölmek, yemek içmek, zaman ve mekâna muhtaç olmak vesaire gibi hassalar, insanlara mahsustur. Fakat, bütün bunları yerlerin ve göklerin, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbine izafe etmek, kudret, kuvvet ve azamet sahibi Allahu teâlâ'yı âciz bir insan gibi ihtiyaç sahibi göstermek, ancak ve yalnız papazların kıt ve kısır düşüncelerinin mahsulüdür ve böyle bir inanca nasıl din adı verilebilir? O zaman, Allahu teâlâ ile ölüme mahkûm kul arasında ne fark kalır?
Bütün bu akıl almaz, insaf ve mantıga uymaz, düşünce ve idrak sınırlarına sıgmaz safsataları din gibi kabullenip, papazların ezeli entrikalarına itiraz etmeyenler:
— Ne yapalım? Biz, babalarımızdan böyle bulduk, böyle gördük! diyerek kendilerini savunmağa çalışıyorlar.
Aklı başında görünen bir Hristiyan profesöre:
Envar-Ül-Kulûb, Cilt 1 - F: 23
— Siz, kiliseye gider misiniz? diye sordum. Düşünmeden:
— Evet, giderim! cevabını verdi ve ben gayri ihtiyari gülümsedim. Tebessümümün mânasını anlayan Isviçreli profesör bana şunları söyledi:
— Biz, kiliseye girince başımızdan şapkamızı çıkarırız.
Şapkalarımızla birlikte aklımızı da dışarıda bırakırız.
Bu müdafaa, onları elbette Allahu teâlâ'ya ortak koşmak suç ve zilletinden kurtaramayacaktır.
Ey Hz. Isa aleyhisselâma Allah'ın oğlu Allah diyen kâfir!
Ey Allahu zül-celâl vel-kemâl hazretlerine, bir kul ve insan olan Hz. Isa aleyhisselâmı ortak koşan zâlim ve cahil!
İnadınızdan vazgeçin, hak ve hakikati seçin.. Geliniz, Allahu teâlâ birdir, şeriki ve naziri (ortağı ve benzeri) yoktur, hiçbir şeye muhtaç degildir, herşey ona muhtaçtır, o dogmamış ve dogurmamıştır diyiverin de üzerinizden küfür zilleti, şirk illeti kalksın. Geliniz, hak dinine giriniz. Hakkı tevhid ediniz, Allahu azim-üş-şândan gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak hak mâ'bud olmadığinı, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin onun Resûlü oldugunu kabul ediniz, iyman ediniz, tasdik ediniz ki, ebedî azaptan, o pek korktuğunuz ve muhakkak gireceğiniz ve ebediyen kalacağınız cehennemden kurtulabilesiniz. Bâtılı bırakın, hakka gelin, Mevlâ'ya dönün, gönülleriniz iyman nuru ile nurlansın, gözleriniz tevhid ile sürurlansın, kalpleriniz Kur'an ile şu'urlansın. Unutmayınız ki, Hz. Isa aleyhisselâm:
— Benden sonra Nebi olarak Ahmed gelecektir, sizleri onunla müjdelerim, buyurmuştur.
Bize, bâtılı hak gibi göstermeğe çalışacağınıza, islâmiyyeti tetkik ve tahkik ediniz. Sizin köhne ve temelsiz itikadınıza benzeyen, insan akıl ve mantığına uymayan bir umde bulamazsınız. Hollanda'lı müsteşrik ve garazkâr islâm düşmanı doktor Reinhardt Dozy'nin iftiralarına, katolik kilisesinin islâm düşmanı kalemşoru Leone Catani'nin yalan ve düzenlerine aldanmayınız ve inanmayınız. Kör olası gözlerinizi dört açınız ve etrafınıza dikkatle bakınız. Göreceksiniz ki, hristiyan ana ve babalardan doğan gençleriniz, çoğunlukla kiliselerinize gelmiyor, papazlara inanmıyor, onların yalan ve dolanlarına aldırış etmiyorlar. Gayretleriniz boşunadır, çabalarınız beyhudedir. Akıntıya kürek çekiyorsunuz. Bizim azizlerimizin
menkıbelerini okuyup dilinize çevirerek kendinize mal etmege çalıştığınızı bilmiyor, anlamıyor muyuz sanıyorsunuz? Islâm velilerine âşık oldugunuzu görmüyor muyuz? Yılın dört mevsimi, Türkiye'ye gelen hristiyan gençlerin, muhtelif illerimizdeki Hak velilerinin mübarek türbeleri önünde huşû ile duruşlarını ve boyunlarını büküşlerini, için için yalvarışlarını bilmiyor muyuz zannediyorsunuz? Öyle ise, o gençler gibi sizler de o hak velilerinin sevdigi, saydığı ve inandığı peygamberler peygamberine neden iyman etmiyorsunuz? Neden onu inkâra yelteniyorsunuz? Celâlüddin-i Rumi hazretlerinin Mevlâna olmasının Hz. Muhammed'e bende olmasından ileri geldiğini neden farketmiyorsunuz? Hz. Mevlâna, âhir zaman peygamberinin nurlu yolunda rütbe sahibi bir kişidir. Gururunuzu kırın, kibrinizi yenin, şeytanın vesvese ve iğvâsını terkedin MU- HAMMED Resûlullah deyin, iyman şerefiyle müşerref olun, huzur bulun, rahata erin, hak diniyle dinlenin.
Iyman ve islâm nasibiniz değilse, insan olduğunuzu hatırlayıp edep ve terbiyenizi takının. Sizin peygamberinizi ve muhterem annesini bütün fuhşiyattan beraat ettiren, onların temiz ve mübarek isimlerini hürmet ve tâ'zimle bütün Müsümanların kalplerine tescil ettiren Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz gibi bir peygambere ve onun ümmetine biraz saygılı olun. Bazı cahil Müslümanların hal ve gidişlerine bakarak, Müslümanlığı anladığınızı sanmayın. Kur'an-ı kerimi insaf ve idrak ile inceleyin. Resûlü-zişânın nurlu hayatını, ashab-ı kiramın örnek ahlâk ve faziletlerini, hak velilerinin üstün hususiyet ve meziyetlerini tetkik edin islâmı onlardan ögrenmege çalışın. Kilisenin yanı başındaki salona cazbant koyarak etrafınıza toplamağa çalıştığınız gençleri, bugün hristiyanlık diye yutturmağa çalıştığınız zırvalar artık tatmin etmemektedir. Gönülleri boştur, menba-1 Muhammedî'den kana kana içmek için harıl harıl hak ve hakikati arıyorlar. Ne yaparsanız yapınız, islâmın nurunu söndüremeyeceksiniz, söndüremezsiniz. O öyle bir nurdur ki, üflemekle aslâ söndürülemez. Siz, söndürmek için üfledikçe şevki ve nuru daha da artacaktır. Geleceğin dini, islâm dinidir. Tevhid bayrağı ergeç köhne dünyamız üzerine dikilecek ve ilelebet orada kalacaktır. Onun için, ben şizi şimdiden tevhide dâvet ediyorum, Hakka dâvet ediyorum, iymana dâvet ediyorum, Kur'ana dâvet ediyorum. Muhammed'e gelin, muhabbete gelin, dinlenin, dinlenirsiniz. Gelin, aşka, vefaya, sefaya gelin.
Cazla toplananlar, çalgıcilar yorulunca dağılırlar. İyman ile
toplananlar ise, kıyamete kadar dağılmaz ve birbirinden ayrılmazlar. Etraftan saldırilar arttıkça iymanları pekleşir, safları sıklaşır, aşk ve muhabbetleri çelikleşir. İyi bilin ki, âkibet dogruların ve felâket yalancılarındır.
HIKAYE.
Vaktiyle, bir tekkede bir şeyh ve bir dervişi varmış.
Bunlar tek ve tenha yaşarlar, Rablerine ibadetten sonra birbirleriyle sohbet ederlermiş. Günlerden bir gün derviş şeyhine şöyle demiş:
— Sultanım, bir keramet gösterseniz de, tekkemizde dervişler çogalsa..
Şeyh efendi gülerek cevap vermiş:
— Bre derviş Mehmed! Ne yapacaksın kalabalığı? Sen ve ben şunun şurasında geçinip gidiyor, fâni âlemde kafamızı dinliyoruz, demişse de derviş teklifinde israr ve ricasını tekrar etmiş.
O gün, şeyh efendi çarşı ortasında çocukların bir karga ile oynadıklarını görmüş, kuşu çocukların elinden almış ve karganın başını koparıp atmış. Çocukların:
— Bu adam kargamızı öldürdü, feryatları üzerine halk şeyhin başına toplanmış ve bağırıp çağırmağa başlamışlar:
— Behey şeyh kılığına girmiş zâlim! Ne istedin zavallı hayvandan, durup dururken onu neden öldürdün? diye söylenmişler. Şeyh kendilerine:
— Be adamlar, ne bağırıp çağırıyorsunuz. Verin karga ile başını bana, demiş ve gövde ile başı yan yana getirerek bir HAY ismi ile yapıştırmış ve onu uçurmuş. Bu kerameti gören halk, hemen o akşam tekkeyi doldurmuşlar. Önceleri buna pek sevinen derviş Mehmed, zamanla şeyh efendinin yüzünü göremez olunca yaptığı hatayı anlamış. Zira, tekke öyle kalabalıklaşmış ki, hatırı sayılır kimseler şeyh efendinin etrafını almışlar ve derviş Mehmed'i onun huzuruna bırakmaz olmuşlar. Derviş Mehmed, çok pişman olmuş ama ne fayda!..
Birgün, şeyh efendiyi nasılsa yalnız bulunca yakınmış ve biraz da sitem etmege başlayınca şeyh efendi:
— A oğul, ben sana demedim miydi? Fakat, sen üzülme, elbet bir çaresini bulur ve bu kalabalığı dağıtırız, demiş.
Bir gece, şeyh efendi koltuğunun altına içini üfleyerek hava doldurdugu bir bağırsak sıkıştırarak cemaate namaz kıldırmak üzere öne geçmiş. Bu sırada, koltugunun altındaki ba-
ğırsağı bastırarak kendisinden yel çıkmış gibi yapmış. Halk, şeyh efendinin abdestinin bozuldugunu ve abdest tazeleyeceğini sanırken, onun fütursuzca imamete hazırlandığını görerek:
— Bu adam, bize abdestsiz namaz kıldırmaga kalktı, zındıktır, diyerek dağılıp gitmişler.
Şeyh efendi, derviş Mehmed'i karşısına almış:
— Bak ogul, demiş. Bir karga başıyla toplanan cemaat, bir yelle dağılıp gitti gördün mü?
Evet, kiliseye cazla cemaat toplamaga çalışan papazların kulakları çınlasın ve iyi bilsinler ki, cazla toplananlar elbette sazla dagılacaklardır.
Imdi, ey papaz efendiler! Ey dünyayı hristiyanlaştırmak, gâvurlaştırmak için milyonlarca lira sarfedip broşürler bastıran misyonerler! Bugün, dünyamızda açlık tehlikesiyle başbaşa bir çok ülkeler ve milletler varken, bir bâtılı yaymak uğruna sarfettiğiniz milyonların hesabını Allahu teâlâ'ya nasıl vereceğinizi ve Hz. Isa aleyhisselâmın yüzüne âhirette nasıl bakacağınızı hiç düşünüyor musunuz? Düşünüyoruz derseniz, bu bâtıl dâvadan vazgeçin, belinizden zünnârı kesip iymana gelin ki, Hak bâtılı gidersin. Iyman üzre, hak için iyman edenler, mülke vâris olanlardır.
HİKÂYE Papazın birisi, aklı sıra islâmı küçümsemek ve kendi bâtıl inancını haklı göstermek kasdiyle, zamanın ârif, zarif ve hazırcevap hocalarından birisine:
— Hoca efendi! demiş, dikkat eder misiniz? Yıldırımlar hep sizin cami ve minarelerinize düşer de, hiç bizim kiliselerimize düşmez. Bunun sebep ve hikmeti nedir acaba?
Hoca, papazı şöyle bir süzmüş ve gülümseyerek cevap vermiş:
— Evet, yıldırımlar hep bizim minarelerimize ve camilerimize düşer, sizin kiliselerinize ise hiç düşmez. Çünkü, bu hal bizim minarelerimizde okunan ezan-ı Muhammedî'nin ve cami-i şeriflerimizde yapılan ibadet ve tâ'atin Allahu teâlâ tarafından kabul buyrulduğunun alâmet ve işaretidir.
Papaz, itiraz edecek olmuş:
— Bunu böyle yorumlamanız, tatminkâr bir izah şekli degildir. Yıldırım düşmesinin ibadetlerinizin kabulüne alâmet ve işaret olduğuna nasıl hükmedebiliyorsunuz? Bunu, bana