Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 346–351
birleştigi Istanbul'u fethettigi zaman Hazret-i Fâtih henüz 22 yaşında bir gençti. Bu örnekleri, yüzlerce ve binlerce çoğaltmak mümkündür. Tarih, hristiyan ordularına karşı islâmın zaferlerini yaza yaza bitirememektedir.
Daha gerilere gıdelim: Hristiyanlığın en koyu ve müteassıp çağlarında islâmiyet zuhur etmiş ve bütün dinlere galebe etmiştir. Herakliyus'un kumanda ettiği muazzam Bizans ordularına karşı bir avuç islâm mücahidinin kazandığı zaferleri unutmak mümkün müdür? Yirmi beş yıl gibi çok kısa bir tarih parçası içinde, boydan boya bütün Ortadoğu'yu, Iran'ı, Misır'1 ele geçirirken, Müslümanların topları, tankları, jetleri mi vardı? Yoksa, atom veya hidrojen patlatarak topyekûn insanlıgı mahv ve helâk ederek mi zafere ulaştılar? Sözü uzatmayalım; islâmiyet bizi geri bırakmamış, tam tersine biz islâmiyeti bıraktığımız ve kutsal dinimizin gerçeklerini hakkiyle ve lâyıkiyle anlayamadığımızdan, cahilliğimizden, iymansızlığımızdan ötürü geri kalmışız. Evet, ortalama 60 - 70 yıllık bir ömrü rahat ve müreffeh geçirebilmek için 15 - 20 yıl fakültelerde dirsek çürüten yarı münevverlerimiz, islâmı ögrenmek için 15 - 20 saat ayıramamışlar ve körü körüne islâma ve Müslümana düşman olmuşlardır:
Haki rizasiyçün ilim tahsiline sâ'yetmeyiz, İzzet-i dünya içindir ilmimiz, â'malimiz..
Bizi asıl geri bırakan, kötü ve berbat bir taklitçilik ve kopyacılıkla Avrupalilaşmaga özenmemizdir. O Avrupa ki, iki asır öncesine kadar taharetlenmesini bile bilmezdi. O Avrupakı, ıkı asır once erkekler karılarını hayvan gıbı goturup pazarlarda satarlar ve hükûmetler de bu alış-verişlerden vergı alırlardı. O Avrupaki, orada insanlar kendileri kadar günahkâr keşişlerin önüne diz çöküp bütün suçlarını sayıp dökmekle günahlarının çıkarıldığından ve affolunduklarından emin olaral: fuhşun, ahlâksızlığın, rezalelet ve sefahatin önderi olmuştu. Biz, işte onları taklide özendik, tefekkürü terkettik ve düşüncesiz taklidimiz de tefekkürü âtıl ve bâtıl hale getirdi.
Halhuki, islâmiyet zulmün yerine adaleti, zulmetin yerine nu ru, küfür yerine iymanı getirmiş ve yeryüzünde bunu fiilen uygulamıştır. Uç kıt'ada islâm hükümranlığını sağlayan da işte budur. O çağlarda iymanlı, bilgili, güçlüydük. Ilim bizde idi, san'at bizde idi, adalet bizde idi, insan haklarına saygı bizde idi, kuvvet ve kudret bizde idi. Eğer, Müslümanlık bizi
geri bırakmıştır safsatası doğru olsaydı, insanlık tarihinde şeref sahifeleriyle dolu bir doğu Islâm medeniyeti olabilir miydi? Bu kadar güçlü olabilir miydik? Müslümanlık, zuhur ettiği bölgede sönüp gitmez miydi? Islâmiyetin zuhuruna kadar, bir hristiyan medeniyeti gösterebilir misiniz? Islâmiyetin zuluruna kadar hristiyanlığın ilme, medeniyete, insanlığa yararlı bir hizmetini söyleyebilir misiniz?
Demek oluyor ki, bizi islâmiyet geri bırakmarıştir. Bu çok korkunç ve tehlikeli bir yalandır ve bu yalanı maalesef hristiyan kaynakları ortaya atmış, taklitçi batı hayranları da bu yalana tetkik ve tahkike lüzum görmeksizin inanıvermiş ve benimsemişlerdir. Tam tersine, bizi islâmiyet değil, iymandan ve islâmdan soyunuşumuz, islâmı yanlış anlayışımız ve yanlış uygulayışımız, kutsal dinimizi islâm düşmanı yabancıların çıkarlarına âlet ederek, onlarla işbirliği edişimiz geri bırakmıştır. Haçlı seferlerinin beklenen ve umulan sonucu vermemesi, daha açık bir tâbirle Müslümanların hristiyanlar tarafindan kuvvet zoruyla yok edilemeyeceginin anlaşılması üzerine taktik değiştiren hristiyan dünyası, misyoner faaliyetlerine hız ve önem vermiş ve bizi içimizden vurmak teşebbüslerine girişmiş ve maalesef zaafımızı anladıklarından, bunria muvaffak da olmuşlardır. Siz, isterseniz buna misyoner faaliyeti yerine, gizli faaliyet, casusluk faaliyeti de diyebilirsiniz. Evet, casusluk faaliyeti diyoruz. Çünkü, islâmı başka türlü yıkamayacaklarını ve yenemeyeceklerini anlayanlar, dinimize iftira ve yalanlarla saldırırlarken, bir yandan da aramıza casus papazlar sızdırarak cahil kafaları hurafelerle, efsanelerle, bid'atlerle, safsatalarla doldurmuşlardır. Bugün dahi, aynı faalıyet, aynı casusluk faalıyetı devam etmektedir. Avrupa'nın bazı ülkelerinde çalışan din kardeşlerimizden elde ettikleri adreslere hristiyanlığı yaymak için mektup yazan bir papaz, Isvicre'nin Lozan şehrinde bir posta kutusu adresi veren R. KERN adında bir keşiş, zâhiren bu işleri yönetmekt.edir. Ihvanımdan birisi, sırf denemek için bu keşişe mektup yazmış ve İsviçre'den cevap beklerken, kendisine İstanbul ici posta hanelerinden bir takım broşürler, testler ve benzeri sacma sapan kâğıtlarla dolu cevap gelmiştir. Bu casusluk faaliyeti değil de nedir? İsviçre'ye mektup yaz, Istanbul'dan cevap al!..
Bu nevi mektuplar İstanbul'da hergün çeşitli adreslere gönderilmekte ve yukarıda da işaret ettiğimiz gibi mâ'nevî ihtiyaçlarını karşılayacak çare ve imkânlardan mahrum kör-
pe dimağlar zehirlenmege ve kendilerine hristiyanlık aşılanmağa çalışılmaktadır.
Biz, misyoner keşişlerin bu nevi gizli faaliyetlerinin verimli ve olumlu sonuçlar vermeyeceğini, hakkın bâtılı daima yeneceğini bilenlerdeniz. Hz. İsa aleyhisselâmın, Allahu teâlâ tarafindan getirdigi hak dini, kendi kısır menfaatlerine âlet etmekten ve sâliklerini putperestlige zorlamaktan utanmayan ve sıkılmayan papazlar, bâtıl inançlarının iflâs ettiğinin elbette farkındadırlar. Telâş ve heyecanlarının ve işi bu derece azıtmalarının sebebi de budur. Hz. Isa aleyhisselâmın —Hâşâ— Allah'ın oglu oldugu efsanesi, artık Avrupa başta olmak üzere batı dünyasının aklına ve mantıgına ters düşmekte ve hristiyan kütlesi bu saçma akideyi reddetmektedir. Paris'te 76 yaşında bir kardinalin, geceleri muhtelif gazinolarda çırılçıplak soyunarak hayatını kazanan bir artistin odasında ölü bulunması olayının yankıları bir yana, kendileri de günah işlemekten geri kalmayan papaz efendilerin, başkalarının günahlarını ne hak ve sıfatla affedebildikleri Hıristiyan âleminin başlıca kaygusu ve korkusu haline gelmiştir. Onun için, müslüman - Türk çocuklarını o bâtıl putperest dinlerine dâvet eden misyoner papazların biraz akılları ve insafları bulunsa, bu davranışlarının boşuna bir zahmet ve yorgunluk olduğunu idrak ederlerdi. Çünkü, biz Muhammedî'ler Allahu teâlâ'yı tanır, bütün peygamberlere, semavi kitaplara, âhirete, kıvamete, hesaba, cennet ve cehenneme, öldükten sonra dirilmeğe ve bu fâni âlemdeki yaşayışımızın hesabını Allahu azim-üş-şâna vermege iyman ve Hz. Isa aleyhisselâma Hıristiyanlardan ziyade hürmet eder, onun muhterem validesini de tâ'zim ile anarız. Papaz, Hz. İsa aleyhisselâma —Hâşâ— Allah'ın oğlu derken, biz Müslümanlar RUHULLAH deriz. RUHULLAH ise IBNULLAH' (Allah'ın oğlu) ın fevkindedir. Hal ve hakikat böyle iken, kendilerini Hıristiyan sayan kâfirler ve zâlimler, kendi bâtıl itikatlarınca Hz. İsa aleyhisselâmı öldüren, onu yalancılıkla itham eden, ona gayri meşrû bir çocuk ve muhterem annesine kötü bir kadın gözüyle bakan Yahudi'lerle can ciger dostturlar ve sirası gelince el ve işbirliği ederek Müslümanlara türlü kötülükleri revâ görürler. Aklen ve mantıkan, Hz. Isa aleyhisselâmı ve muhterem annesini tebcil ve tâ'zim eden biz müslümanlarla iyi geçinmeleri gerekirken, ona kötü gözle bakan ve bu inanç ve kanaatlerini bütün çirkinliğiyle bugün dahi tekrarlamaktan çekinmeyen, Hz.
Îsa aleyhisselâma resmen ve alenen düşmanlık eden Yahudi-
lerle ittifak halinde bulunmaları, nasıl bir çelişki içinde olduklarını göstermektedir. Ama, Hıristiyanda ve hele papazda akıl ve. mantık aranır mı?
Affınıza ve müsamahanıza güvenerek, misyoner keşişlere hitabediyorum:
Ey gafil ve itikat bakımından sefil papazlar! Sizlerde zerre kadar akıl ve idrak olsa, bir nebzecik din gayret ve hamiyyetiniz bulunsa, Hıristiyanlığı en büyük düşman bilen, peygamberinize ve onun muhterem annesine fırsat düştükçe söven yahudilerle işbirliği eder miydiniz? Sizler, Müslüman Türk çocuklarını gâvurlaştırmak sevdasından vazgeçinde, dininizin, peygamberinizin, topyekûn bütün Hıristiyanların düşmanıolan Yahudileri tel'in ediniz, onları edep ve terbiyeye dâvet eyleyiniz. Yeryüzünde, milyonlarca Allah'a, peygamberlerine, kitaplarına inanmayan dinsizler var. Onlar, ne Hz. Musa'yı ne Hz. İsa'yı ne kiliseyi ne sinagonu tanımıyorlar. Elinizden geliyor, gücünüz yetiyorsa o dinsizleri, o Allah'sızları dine dâvet edin. Ama, yapamazsınız! Çünkü, herkesten iyi sizler bilirsiniz ki, o Allah'sızlar ve o dinsizler sizin bâtıl inançlarınızdan nefret ederek bu hale düşmüşlerdir. Evet, onları büsbütün azdıran ve yollarından saptıran siz papazlardır. Başkalarını gâvurlaştırmağa çalışırken, bunun boş ve faydasız bir cabalama olduğunu, itikat diye, inanç diye ortaya attığınız şeylerin aslı esası bulunmadığını siz de biliyor ve kendi söylediklerinize kendiniz de inanmıyorsunuz. Zaten, sizler bu işleri Allah için, âhiret için yapmıyorsunuz. Sizin bütün zorunuz ve bütün cabalarınız, dünya içindir ve dünya menfaatleri sağlamak içindir. Maksadınız, insan kütleleri üzerinde asırlardanberi haksız yere sürdürüp geldiğiniz nüfuz ve otoriteyi devam ettirmek, insanları pis çıkarlarınız uğrunda sömürmektir. Bunun vanı sıra, atalarımızın siz keşişlerin zulümlerinden kurtardıkları bu mukaddes toprakları, aklınızca Türk çocuklarını Hristiyanlaştırarak elimizden koparıp almaktır. İstiyorsunuz ki, şehitler yatağı ve gaziler otağı bu kutsal ülke, yine küfür zulmetine bogulsun, insan yapısı putlarınız her tarafa dolsun ve insanlık cehalet ve delâlet çirkeflerinde kahrolsun.
Hiç düşünmüyorsunuz ki, bâtıl inanç ve itikatlarınızı hiçbir Müslümanın kabul etmesine ve benimsemesine imkân ve ihtimal yoktur. Kaldı ki, haçlı seferlerinden itibaren kötü niyvet ve gayretleriniz bütün Islâm âleminde bilinmektedir. Hz.
Isa aleyhisselâm, hâşâ sümme hâşâ Allah'ın oğlu imiş. Bire mel'un papaz! Hâşâ, Allah'ın oğlu olunca, babası da olması
gerekmez mi? Babasının da babası, dedesi ataları, cdleri bulunması gerekmez mi? Böyle saçma inanç ve itikat olur mu? Eğer, Hıristiyanlık domuz eti yemekten ve şarapla kafayı çekmekten ibaretse, siz zaten bunu yapıyorsunuz, geberinceye kadar da devam edin... Hristiyanlık pis gezmekse, sizlerin zaten içiniz de dışınız da pis ve taharetsiz gezin, vizi domuz eti yemeğe, şarap içmeğe, pis gezmeğe mi dâvet ediyorsunuz? Boşuna zahmet!
Eğer, maksat Hz. Isa aleyhisselâma dâvet ise, biz yainız ona değil, gelmiş geçmiş bütün peygamberan-ı izâma zaten iyman ederiz.
Eger, maksat Incil-i şerife dâvet ise, biz yalnız ona degıl bütün semavi kitaplara ve suhutlara iyman ederiz.
O halde, neye ve nereye dâvet ediyorsunuz? Gayretinizin, asırlardanberi devam eden ve hiçbir semere vermeyen faaliyetinizin gayesi ve hedefi nedir? Bunu açıklayabilir misiniz?
Böyle, gayesi ve hedefi belli olmayan, aslı ve esası da bulunmayan bir dâvete aklı başında herhangi bir insan icabet eder mi sanıyorsunuz? Bir kaç şaşkını yoldan çıkartmanız size umut veriyorsa, hemen haber verelim ki, iştahınız kursağınızda kalacak, bâtıl inanç ve itikatlarınız dünyanın hiçhir yerinde rağbet bulmayacaktır.
Hz. İsa aleyhisselâm gibi ulül-azm bir peygamberin ümmetine itikat talimi, böyle saçmalıklar olabilir mi? Sizin din diye yaymağa çalıştığınız sapıklıkların, Hz. İsa aleyhisselâmın getirdigi dinle ilgi ve ilişkisi kalmış mıdır? Semavi kitaplardan, yüz suhuf ve dört kitaptan birisi olan Incil-i serif, hâşâ Allah kelâmı olarak böylesine saçma, bu kadar uy.
durma bir itikadı tebliğ eder mi? Hâşâ, yüzbinlerce hâşâ!..
Bu saçmalıkları, bu safsataları ve uydurma ve yakıstırma masalları ve efsanelere dayanan bir itikadı ne peygamher tebliğ eder, ne de hâşâ Allah-u azim-üş-şân böyle bir din umreder. Biz, müslümanlar bu kesiş yakıştırmalarını sindetle ve nefretle reddederiz. Aksini iddia ve hele isbat edeh ecek ilmi ehliyet ve kiyafeti olan varsa, hodri meydan çıksı m20nazara edelim İslâm hilginleriyle bu konuları tartışan papazlar, her defasınde mahcup ve zelil savuşup gitmişlerdir Misyoner papazların, o cidden acınacak halde bulunan zavallıların biz Muhammed'leri dâvet ettikleri güline oldnğu kadar rapık Hıristiyan itikatlarını, bugünkü konuşma ditimizle özetlemeği uygun buluyoruz. Zira, böyle bir itikat ve inare, ancak o zavalliların karibalarından çikabilir vo st-
nun gerçek bir dinle alâka ve münasebeti olmadıgını anlayabilmek için insanın yalnız papaz olması gerekir Aziz din kardeşlerim!
Bakınız, bugünkü Hıristiyanlık neden ibarettir:
HRISTIYANLIKTAKI INANÇ Cenab-1 Hak, hüsn-ü niyyetle ve cennette iyi olmak üze-.
re Adem'i yaratmış. Fakat, Adem Allahu tâlâ'nın hüsn-ü niyyetine rağmen iyi çıkmamış. Kendisinin iyiliği için Rabbinin (YEME!) dedigi bir ağacın meyvesinden yemek suretiyle AIlahu teâlâ'ya isyan etmiş. Allahu azim-üş-şân da, Âdem'e gazap ederek onu cennetten çıkarmış ve yeryüzüne atmış. Adem, Allahu teâlâ'ya karşı işlemiş olduğu isyanı sebebiyle cehennemlik olmuş. Daha sonra, Adem'in sulünden gelen bütün insanlar, babalarından miras kalan günahkârlıkla kirienmişler. Her insan, daha babasının belinde iken, cehennemlik olarak ana rahmine geliyormuş ve günahla bulaşmış olduğu halde dünyaya gözlerini açıyormuş. Işte, bütün bu kötülüklerin önunü almak mümkün olamayacağı için ve Cenab-1 Hak aslında iyi ve salih bir insan olması ve cennette ebedî olarak kalması maksadiyle insanı yarattığı için, bu hale bir son vermeği istemiş ve Adem'in günahı yüzünden kıyamete kadar gelecek bütün evlâtlarının ebediyyen cehennemde kalacaklarını anladığından, Adem'i yarattığına âdeta pişman olmuş, ancal insanlara da acıdığından buna bir çare düşünmüş ve Ademoğullarını cehennemden kurtarmak için nihayet bir hal çaresi bulmuş ve sevdiği kullarının uğruna kendisini feda etmek gerektigini anlamış ve bu karara vardıktan sonra bu fedakârlığın lâhutiyetle yani cisim ve cismaniyetten münezzeh ve müberrâ olan Allah'lıkla mümkün olamayacağı sonucuna varmın ve kendisinin cisim ve cismaniyyete tenezzül ve tebdilini, yani nâsutiyet dediğimiz insanlığa inmesinin uygun olacağına hükmetmiş ve bunun sonucu olarak da Imran kızı ve Yusuf-u Neccâr'ın nişanlısı Meryem'in karnına hulûl etmiş ve oradan İsa suretinde bir insan olarak dünyaya çıkmış, kendisini Tahudi'lere yakalattırmış, çarmıha gerdirmiş, kanlarını salirin yani çarmıhın üzerine bulaştırmış, türlü eziyyetler çekerek ölmüş, üç gün cehennemde kalmak suretiyle kendisini kullarına feda etmiş ve kullarının kefareti vecibesini böylelikle yerine getirdikten sonra da ölüler arasından çıkarak yine göklerdeki eski makamına yükselmiş ve şimdi gökyüzünde babasının