Ara
Menü

Sayfalar 332–339

1.881 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 332–339

kulları da etkiler ve aynı meşakkat ve eziyeti onlar da çekerler. Yalnız, arada küçük bir fark vardır. Zâlim kavmin çektiği belâ ve musibetler, o kavmin kâfirlerinin âhirette çekecekleri azabın tâ'cili olup, iymanlı ve fakat günahkâr olanların da günahlarına kefaret olur. O kavmin içindeki salihlerin çektikleri belâ ve musibetler ise, onların âhiret derecelerinin vükselmesine sebep olur. Salihlerin çektikleri belâ ve musibetler, kötülerle beraber bulunmalarından ileri gelir. Zira, AIlah celle celâlühu Kur'an-1 azimde şöyle buyurmaktadır:

Yü eyyühelleziyne âmenüttekullahe ve kûnû mâ as-sâdıkryn...

Et-Tevbe: 119 Meal-i münifi: Ey iyman edenler! Allahu teâlâ'dan rizasıa aykırı şeyler işlemekten sakının ve imanlarında, ahitlerinde, hak dinde niyyet, söz ve fiil bakımından her hususta sadıklarla beraber olun.

Diğer bir âyet-i kerimede de: (Kötülerle olursanız, onlara isabet edecek belâ ve musibetler, size de isabet eder.)

buyrulmaktadır. Hal ve hakikat böyle olunca, iyman sahiplerine düşen en büyük vazife, kötü, âsi ve günahkâr kışilerden ayrılmak, iyi, sâlih ve mütteki kişilerle bulunmaktır. Gaflet edilmemesi gerekir ki, bir hadis-i şerifte yalnız sağ olanların değil, hatta ölülerimizin dahi iyi ve salih kişilerin civarına defolunması emir ve ferman buyrulmaktadır. Dünya hayatında kötü komşularımızdan tedirgin ve rahatsız olduğumuz gibi, kötülerin yanına gömülen ölülerimizin de onların görecekleri azaptan huzursuz olacakları muhakkaktır.

Bizden önce gelip geçmiş kavimlerden azgınlıklar! ve taşkınlıkları dolayısiyle ilâhî belâ ve musibetlere ugrayarak mahv ve helâk olmalarından elbette ibret almalıyız. Netekim, bizim ve azgınlık ve taşkınlıklarımız yüzünden mâ'ruz kaldıgımız belâ ve musibetler, bizden sonra geleceklere ders ve ibret olacaktır. O halde, Allahu teâlâ'ya karşı isyan ve tuğvana devam ederek ilâhi azaba müstehak olmamak ve bizden sonrakiler için kötü birer örnek teşkil etmemek mecburiyetindeyiz.

Ey âşıklar!

Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri, bir Hadis-i kudside şöyle buyurmaktadır:

Ste ista ae a ite inte ş bBÇN Enallahü malikil mülki kulübülmüluki ve nevasihim biyediy je inkânel ibâdü lem elaüniy Cealtünüm aleyhim ukubeten fela teşgulu bi sebbil Müluki velakin Tübû ileyye atıfühüm aleyküm.

Mâ'nayi şerifi: Ben, azim-üş-şâu, kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak mâ'budum. Bu mülkün, müstakillen mâliki ve mutasarrıfi da ancak benim. Başınızda bulunan emirlerinizin kalpleri, kudret ve kuvvetleri ve iradeleri, benim kudret elimdedir. Eğer, kullarım bana karşı itaatli bulunurlarsa, onları idare eden kullarımın kalplerini, onlara karşı merhametli krlarım. Eğer, bana âsi olurlarsa onları idare eden kullarımın kalplerini isyan eden o kavme karşı gaddar ve merhametsiz kılarım. Onun için, sizi idare edenlere, size kötü davrananlara, haksızlık ve zulmedenlere sövüp saymayınız. Belki, işlediğiniz isyan ve günahlardan ötürü tövbe ve istiğfarda bulununuz ki, ben azim-üş-şân onların kalplerini size karşı insafhı ve merhametli kılayım.

Dersimizin başındanberi, kişi ister dünyada ister âhirette kazandığının karşılıgını veya cezasını bulur. Zira, Erhamer-râhimiyn olan Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, tek hücreden ibaret bir mahlûkunun dahi zarar görmesine razı değildir. Ne var ki, kul isyanda israr ve sebat ederek Allahu teâlâ'ya itaatten çıkarlarsa, Allahu azim-üş-şân o âsi kulundan intikamını yine kulu eliyle alır âdetullah böyle ceryan etmiştir ve böyle olacaktır. Nasıl ki, bir pisligi süpürüp temizledikten sonra, o süpürgeyi ateşe atarak yakarsak, âsi kullarının isyan pisliklerini de Allahu teâlâ bir başka âsi kulunu süpürge gibi kullanarak temizler ve bu temizlik ameliyyesine memur ettiği zâlimi de cehenneminde yakar.

HIKAYE Hayrın ve şerrin ve herşeyin Allahu teâlâ tarafından olduğuna inanan bir Müslümana, bu itikadı benimsemeyen bir kimse arkasından yetişerek ensesine şiddetli bir tokat atar.

Tokatı yiyen, geriye dönüp bakınca da:

— Neye şaşırdın? der. Senin inancına göre herşey Allah'tan değil mi?

Sünni Müslüman, kendisine şöyle cevap verir:

— Âmennâ ve saddaknâ! Evet, herşey Allahu teâlâ'dandır, ama hangi zâlimi bu işe memur buyurdu diye baktım..

Ey âşık-ı sadık!

Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri, biz nasıl olursal, öyle tecelli buyurur. Biz, Allahu teâlâ'yı zikredersek, Allahu azim-üş-şân da bizi zikreder:

Feskürûni eckürküm...

El-Bakara: 152 Meal-i münifi: Siz, beni tâ'atle anın ki, ben de sizi sevapla anayım.

Biz, Allahu tâlâ'nın dinine sarılır, onun kitabında çizdigi hak yoldan ayrılmaz, onun dinine yardım edersek, Allahu azim-üş-şân da bize her hayırlı işimizde yardım eder, bizleri mansur ve muzaffer kılar:

%r°'= In tansurullahe yansurküm...

Muhammed: 7 Meal-i münifi: Eğer, siz Allahu tâlâ'nın dinine ve Resûlüne yardım ederseniz, o da düşmanlarınıza karşı size yardım eder.

Allahu tâlâ'nın bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlere yap-

tığımız işlerle şükredersek, onu daima zikreder, rizasını almağa çalışırsak, Allahu azim-üş-şân da bize ni'metlerini artırır:

Lein şekertüm le-ezidenneküm..

, Ibrahim: 7 Meal-i münifi: Eğer, verdiğim ni'metlere şükrederseniz, herhalde ni'metlerimi ziyade kılarım.

Bilmem anlatabiliyor muyum? Evet, biz nasıl olursak, Allah celle celâlühu hazretleri de öyle tecelli buyurur. Elest bezminde Rabbimize verdiğimiz bir söz, bir ahdimiz vardır.

(BELA) dedik ve ondan gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehâk hak mâ'bud olmadığını ve olamayacağını kabul ve tasdik ettik. Bu dünya âlemine gönderilmemizden maksadın da ancak Rabbimize kulluk ve ibadet etmek olduğunu yakinen biliyoruz. Şu halde, bu ahdimize vefa etmemiz ve bu sözümüze sadık kalmamız gerekir, ki Allahu azim-üş-şân da bize ahdini yerine getirsin:

Ve evfü bi-ahdi üfi bi-ahdıküm. ve iyyaye ferhebûn...

El-Bakara: 40 Meal-i münifi: Aldime vefa ve bana iyman ve itaat edin ki, ben de ahdinize vefa edeyim. Ahdi bozmayın ve benden korkun..

Her işin başı Allah korkusudur. Onun için ehlullah: (Allahu teâlâ'dan korkmayandan kork!) buyurmuştur. Allahu teâlâ'dan korkmak, ancak ve yalnız ona kulluk ve ibadet etmekle, bize bahş ve ihsan buyurduğu sayısız ni'metlere şükretmekle, onu her nefeste zikretmekle olur. Şükür deyip geçmemelidir, daha önceki derslerimizde uzun uzun anlatmağa çalıştık. Allahu tâlâ'nın bahş ve ihsan buyurduğu malın şükrü, yine Allahu azim-üş-şânın emri gereğince zekât ve sadaka vermekle, muhtaç olanları doyurmakla, çıplakları giydirmek-

le olur. Şükrün enva'ını bu konudaki dersimizde bir kerre daha açıp okuyunuz. Yoksa, yalnız dille şükretmek, Allahu teâlâ'yı şükürsüz olarak zikretmektir. Bize ihsan buyurulan vücut ve sıhhatin şükrü ibadettir, ibadetlerin en efdali olan namazdır, oruçtur. Bu vücudu ve bu sıhhati ibadet yolunda kulanmaktır. Netekim, ömrün şükrü de bir lâhza kaçırmaksızın sayılı nefesleri ibadet ve tâ'atle geçirmektir, Rabbine karşı suç ve kötülük işlemekten kaçınmaktır.

Vi'bid Rabbeke hattâ ye'tiyek-el-yakin...

El-Hicr: 99 Meal-i münifi: Sana yakin olan gelinceye kadar Rabbine ibadet et..

Güzelliğin şükrü, ırz ve iffetini korumaktır. Gözün şükrü, herşeye ibretle bakmaktır. Kulagın şükrü, hak kelâmı duymaktır. Dilin şükrü, lisanı zikrullah ile süslemektir, yalan söylememek ve dedi-kodu etmemektir. Agzın şükrü, helâl yemektir. Kalbin şükrü, iyman ile muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah ile tezyin etmektir. Ellerin şükrü, onları birer mâ'rifetle süslemek ve bunu Allah yolunda kullanmaktır. Ayakların şükrü, Allahu teâlâ'nın rizasına uygun ve müsaade buyurduğu yere basmaktır.

Zikrin en yücesi, en ulusu ve efdali kelime-i tevhiddir demiştik. Kelime-i tevhid, yedi mübarek kelimeden ibarettir. Bu mübarek kelimelerin bir çok hikmeti ve sayılamayacak kadar çok ni'meti vardır. Bizim, burada sayabilecegimiz ni'metlerinden bir kaçı denizlerden bir katre ve güneşten bir zerredir.

BIRINCI HIKMETI: Bu kelime-i mukaddeseyi diliyle söyleyen ve kalbiyle iyman eden kimse, cehennemden azat olur ve cennete girer. Bilindigi gibi, cehennem yedi tabakadır. Her kelime, nârın bir derekesini söyleyen namına kilitler. Cennetin de anahtarı oldugundan, söyleyene cennetin sekiz kapılarını açar.

IKINCI HİKMETİ: Bu âlem-i şühuda gelen insanoğlu, bu âlemden sonra yedi müşkille karşılaşır. Bu müşkillerden bi-

risi, bu âlemden ayrılmaktır ki, bu ayrılış ölümle başlar. Insan, bu âlemden ya iymanla veya —Allah'a sığınırız— iymansız olarak küfrile ayrılır. Tevhid edenler, ruhlarını iyman ile teslim ederler.

ÜÇÜNCÜ HİKMETİ: İnsanoğlunun bu âlemden sonraki üçüncü müşkil kabirdir. Kabir, ya zulmetli (Karanlık) veya nuranî (Aydınlık) olur. Kelime-i tevhidi, diliyle söyleyen ve kalbiyle tasdik edenin kabri, tevhid nuru ile nurlu olur.

DÖRDÜNCÜ HIKMETI: Dördüncü müşkil, kabre girdikten sonra münkereyn denilen sual meleklerinin sorularına dogru cevap vermektir. Tevhid ehline, bu soruları kolaylıkla cevaplandırmak nasip ve müyesser olur.

BEŞİNCİ HİKMETİ: Beşinci müşkil, mahşer günüdür. O gün, bir çok yüzler kara ve bir çok yüzler ak olacaktır. Tevhid ehlinin yüzleri, işte o mühlik günde ak olur.

ALTINCI HIKMETI: Altıncı müşkil mizandadır. İyiliklerle kötülüklerin tartılacağı o mizanda, tevhid ehlinin hasenât (iyılik) kefesı agır olur. Zira, aşk ile bir tevhid okumanır sevabı, yedı kat yerlerden ve yedı kat goklerden agırdır.

YEDINCI HİKMETI: Yedinci müşkil, bütün bu vartaları atlatan kulun cennete veya cehenneme mi gideceği mes'elesidir. Tevhid ehlinin yolu cennet yoludur. Bu yedi mübarek kelime hürmetine Hak teâlâ tevhid eden kullarını bu yedi müşkilden halâs buyurur. Tevhid ehlini, şeytan vesvesesinden de korur. Çünkü, kelime-i tevhid mâna bakımından şeytanı yakan muazzam bir ateştir. Nazargâh-ı ilâhî olan kalbe girecek, sızmaga çalışacak sinsi düşmanlara engeldir. Gönüller, zikrullah ile bütün kötülüklerden, pisliklerden arınır ve paklanır, zikrullah ile yüzler aklanır ve zikredene cemal-i lâyezâl zâhir olur. Allahu tâlâ'nın salih kulları, Mevlâ'yı her ân, her zaman ve her mekânda zikrederler. Işte o zaman Allah celle celâlühu da salih ve âşık kullarını zikreder. Zikrullah, vücutta cennet kokusu ve ruha kuvvettir. Zikrullah, gözlerin nuru ve kalplerin sürurudur. Zikrullah, kalbi Allah nuruyla nurlandırır, Allah aşkıyle şu'urlandırır. Zikrullah, şeytan iğvâsını kalpten uzaklaştırır. Zikrullah, her derde deva ve her mâ'nevi hastalıga ayn-ı şifadır. Şeytan, Mevla'sını zikredenden nefret eder ve kaçar, ona yaklaşamaz. Zikri daim olanın, kal- Envar-Ul-Kuldb, Cilt 1 - F: 22

bi na'im olamaz. Zikredenin kalbi, bütün kalpler öldügü gün diridir, uyanık kalplilerde şeytan vesvesesi olamaz. Ister giz- Il, ister aşıkar zıkrın etdali, huzur ve huşü ile, aşk ve şevk ile inanarak, iyman getirerek LA İLAHE İLLALLAH demektir ve bu mâ'nevi ni'metten yemektir. Netekim, bir Hadis-i şerifte de:

Efdal-üs-zikri Lû ilâhe illâllah Muhammedün Resûliillah buyurulmuştur. Zikre devam edenler, Allahu tâlâ'nın o metin kalesine sığınmış, bütün korkulardan emin olmuş ve iki âlemde de her türlü belâ ve musibetlerden kurtulmuş olurlar.

Zira, bir Hadis-i kudside Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Allahu teâlâ'dan naklederek buyuruyorlar ki:

lü ilâhe illallahi hisniy femen dahale hisniy emine mir azubiy La ilâhe illaliah kelime-i münciyyesi benim metin kalemdir. Her kim, o kaleme sıgınırsa, dünya ve âhiret azaplarından emin olur.

Allah korusun, her kim kelime-i tevhid getirmez ve bu metin kaleye sıgınmazsa, o kimse şakilerden olur ve ebedi azap yolunu boylar.

Sultan-ül kevneyn, Resûl-üs sakaleyn, imam-ül haremeyn, ceddül-Haseneyn-il ahseneyn efendimiz hazretleri, birgün Hr.

Al kerremallahu vechehu ve radıyallahu anha saadetle şöyle huyurdular:

.. Yarın, kıyamet günü Cebrail aleyhisselâm mü'rinlere bahş ve ihsan buyurulacak ecr-i mesûbatı ve derecât-1 cennâiı görünce şu niyazda bulunacaktır: «Keşke, ben de Âdemoğlu olsaydım, beş vakit namazı cemaatle kılsaydım, islâm Alimleri ile oturup kalksaydım, mü'minlerin hasta olanlarin

hal ve hatırlarını sorsaydım, âhirete intikal edenlerin cenaze namazlarında hazır bulunsaydım, susuz kalanlara su dağıtsaydım, açları doyursaydım, araları açık olanları uzlaştırsaydım, yetimlere, dullara, yoksullara yardım ve şefkatte bulunsaydım da ümmet-i Muhammed'in nail olduğu bu lûtuflara ve bu ilâhî iltifatlara mazhar olsaydım,» diyecektir. Yâ Ali!

Sen de bu güzel hasletlere haris ol..

Bu irşâd-ı peygamberiye ve bu büyük müjdeye, âcizâne biz de şunu ilâve edelim:

Allahu azim-üş-şân, bu hasletleri ancak zât-ı ahadiyyetini tevhid eden, zikrullâh'a devam eyleyen kullarına bağış ve ihsan buyurur.

HİKAYE Birgün, ashab-ı kiram rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'iyn efendilerimiz toplanmışlar konuşuyorlardı: Hazır bulunanlardan birisi Hz. Sıddıyk-1 Ekber radıyallahu anh efendimize hitaben söyle dedi:

- Ey Allah'ın Resûlünün yâr-ı garı!.. Sizin, dindeki mevkinizi ve efendimizin size karşı olan teveccühlerini görüyoruz.

Ailahı teâlâ'nın rizası, izzeti, kudret ve azametiyçün söyleyiniz. Bu mertebeye hangi amelle eriştiniz?

Hz. Eba-Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anh efendimiz soru sahicine cevap verdiler.

—— Allah ve Resûlünün, ben âcizden esirgemedikleri teveecühüne hangi amelle mazhar olduğumu and vererek sorduğunuz için, sorunuzu cevapsız bırakamayacağım. Ey benim Fardeşim! Sultan-ül Enbiyâ aleyhi ve âlihi efdal-üt-tehâya efendimiz hazretleri, din-i müblyn-i islâmı bütün insanlığa sâmil oimak üzere ilân ve tebliğ buyurdukları gündenberi, Rabhime hamd-i senâ ederim ki, ber de islâm dinini sectim. Er alemde benim için en büyük şeref ve farilet budur. Ahirette ise: ancak Rabbimin rizasını bekledim. Islâm dinine girmekle raüiserref olduğum eünden bugüne kadar, yaşadığım sürece Allahu tâlâ'nın hakkını kendi hakkım üzerine ihtiyar ettim.

Sual soran zat. hu defa H7. Ömer-ül-Faruk radiyallahu anr efendimize dönerek sordu:

.- Yâ Ömer! Sizin de eristiğiniz iltifatı gürip bilenierdeniz. Icaba, iltifat-1 Resülüllah'a ne gibi bir amel işleyerek nail ve mazhar oldunuz?

Sayfalar 332–339 · Envârü’l-Kulûb I — tarikat.org