Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 304–313
- 304 -makamın da Hakkın lûtuf ve keremi sayesinde muvakkaten bize tahsis olundugunu idrak edersek, makam sevgisi denilen büyük illetten de kurtulur, onu bir zulüm, hevâ ve heves vasıtası değil, bir adalet ve hakkaniyet vesilesi olduğunun şu'uruna varıriz.
Allah azze ve celle, bu şu'ur ve uyanıklığı cümlemize nasip ve âsan eylesin. Zira, nerede ve hangi mevki ve makamda bulunursak bulunalım, ister âmir, ister memur olalım, serbest meslek sahibi, işçi, çiftçi, teknisyen, şoför, pilot, tüccar, esnaf hangi meslek ve zenaatta çalışırsak çalışalım, her işimizi, her fiilimizi, her davranışımızı görüp gözetleyen, hatta kalplerimizden gizlice geçirdiklerimizi dahi hakkiyle bilen bir yüce makamın huzurunda ve mürakabesinde bulundugumuzun idrakine varır, o yüce mürâkıbın bizim gibi kocamadığını, yaşlanmadığını, ihtiyarlamadıgını, emekliye ayrılıp bir kenara çekilemeyecegini, uyumadığını, kendisine dalgınlık ve gaflet bastırmadığını anlar, bizden öncekiler gibi bir gün bizleri de öldürecegini, karanlık kabirde münkir-nekir adı verilen melekleri vasıtasiyle sorguya çekeceğini, mezarımızı ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur haline getirecegini, sonra bizi birgün tekrar dirilteceğini, mahşer yerine toplayıp hesaba çekeceğini, zerre kadar hayır işlemişsek mükâfatını vereceğini, zerre kadar şer işlemişsek cezasını göreceğimizi düşünerek ölümün hak, kabir sualinin hak, tekrar dirilmenin hak, mizanın hak, hesabın hak, cennetin hak, cehennemin hak olduğuna iyman edersek, Allah korkusuyla Allah sevgisini içimizde yaşatırsak, muhakkak ki meleklerden üstün dereceler bizim içindir.
Allah korusun, bunlara inancımız yoksa o akıl şeytanın ve netsın elinde esırdır, koledir ve sahibini mutlâk ve muhakkak hayvanlardan daha âdi ve aşağı derekelere düşürür.
Yâ Rabbel-âlemiyn ve yâ Erham-er-Rahimiyn!
Biz âciz ve günahkâr kullarına adlinle degil, affınla muamele eyle, bizleri hakikat-i Kur'aniyye, hakikat-i Muhammediyye ve hakikat-i islâmiyyeden nasibedar eyle, okudugunu ve dinlediğini anlayan, anladığı ve ögrendiği ile amel eden, boş kafa gezdirmeyen, kötü ve çirkin huylarını ve sıfatlarını, rizayı ilâhine uygun en güzel ve en üstün ahlâk olan ahlâk-1 Kur'aniyye ve ahlâk-ı Muhammediyye ile değiştirmeğe muvaffak olan kullarından eyle.. Dlinden ve dilinden kimseye zarar vermeyen, aene suç verein ularrak nbaük burga anah dür-
yetinden gayriye yüz sürmeyen kullarından eyle. Bizleri iymandan, Kur'andan ve Resûl-ü zişândan ayırma, yüzlerimizden hayâ perdesini sıyırma, haram ile doyurma.. Sünnet-i seniyye-i Ahmediyye'ne hakkiyle ve lâyıkıyle uyanlardan, hak kelâmı duyanlardan, hak ve hakikat uğruna baş koyanlardan eyle.. Bütün amellerimizde, ibadet ve t'atimizde ihlâs üzere bulunanlardan, cennet ve cemalinle tebşir olunanlardan eyle..
Dünya için âhiretini feda eden gafillerden, okuduğunu anlamayan cahillerden, varlıgını ve birligini inkâr ederek dünyaya tapan sefillerden eyleme.. Tam ve mutlâk bir teslimiyyet ve tevekkülle hükmüne razı olanlardan, rizayı ilâhine lâyık bulunanlardan eyle.. Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn.. (EL-FÂTİHA)
Envâr-Ül-KulGb, Cilt I - F: 20
ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları)
DERS: 8 MÜNDERECAT:
A'raf sûre-i celilesinin 196. âyet-i kerimesinin tefsiri - Allah dostları kimlerdir? Inananlarla inanmayanların durumları ve farkları nelerdir? Ölüm son değildir - Mü'min cennette ve ni'mette, kâfir cehennemde ve hasrette ebedî kalacaktır - Ahiret âleminin izah ve isbatı - Ölüme hazırlıklı olmak ne demektir? - Dünya, âhiretin tarlasıdır - Istiklâl ve hürriyetin anlam ve önemi - Bu hallere neden düştük? - Kelime-i tevhidin yedi hikmet ve ni'meti - Aslab-ı Resülün örnek hayatları - Fahr-i Razi hazretlerinin bir irşâdı - Milletler din, dil ve an'anelerini korumakla beka bulurlar - İslâm dini, ilerlemeğe ve yükselmeğe engel değildir - Hristiyan âleminin yalan ve iftiraları ve bizim aydınlanmamış aydınlarımızın buna kanmaları - Bizi geri bırakan taklitçilik ve kopyacılıktır - Misyoner teşkilâtının gizli faaliyetleri - Hristiyan papazlarını münazaraya dâvet - Hristiyanlık inançlarının ne kadar bâtıl olduğunun izah ve isbatı - Kâfirleri hakka ve tevhide çağırıyoruz - İyman ve islamdan nasıbi olmayanların edep ve terbiyelerini muhafaza etmeleri insanlık vazifeleridir - Batı gençliğini hristiyanlık artık tatmin etmemektedir - Hristiyan dünyasında çöküntü vardır - Dinimizi, dilimizi ve an'anelerimizi korumanın lüzum ve ehemmiyeti - Allah Teâlâ'yı sevenlerin beş alâmetleri vardır - Ogüt..
$.
Sallâ alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ envâr-i kulûbinâ Muhammed Sallû alâ şefi-i zünubinâ Muhammed Sallû alâ mürşidinâ Muhammed El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. Elbâtinü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah. Fe-mu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah..
Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilâllah vallahu basiyrün bil-ibâd..
Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ul hakim..
Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke entel cevvâd-ül kerim..
E üzü billahi min-eş-şeytan-ir-raciym Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym İnne veliyyallah-illezi nezzel-el-kitâbe ve hüve yetenell-es-sâlihiyn...
El-Â'raf: 196 Meal-i münifi: Zira, benim dostum ve yardımcım, Kur'an-ı azimi indiren Allahu azim-üş-şândır. Ve o bütün salih kullarının dostu ve yardımcısıdır.
Aziz din kardeşlerim, muhterem Hak yoldaşlarım:
Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri, gerçekten salih, âbid, doğru, dürüst, sözünde sadık ve özünde muhlis olanların dostu ve yardımcısıdır. Allah celle celâlühu, müttekilerle ve muhsinlerle beraber olduğunu beyan ve ilân buyurmaktadır:
Innallâhe mâ'alleziyn-et-tekav velleziyne hüm muhsinûn En-Nahl: 128 Meal-i münifi: Elbette Allahu teâlâ küfür ve mâ'siyetlerden sakmanlar ve daima iyilik edenlerle beraberdir.
Bunun ne büyük bir ni'met olduğunun şu'uruna varanlar kıymet ve ehemmiyetini anlayabilirler. Yerlerin ve göklerin, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbi ve mürebbisi, küfür ve isyanlardan, hata ve isyanlardan gücü yettigi kadar sakınanların, rizayı ilâhîsine aykırı hareket ve davranışlardan çekinenlerin ellerinden geldiği kadar hayır ve iyilik işleyenlerin beraberindedir, onların dostu ve yardımcısıdır.
Allahu teâlâ, zât-ı ülûhiyyetini sevenleri sever, zât-1 aha.diyetini zikredeni zikreder. Allahu sübhanehu ve teâlâ'yı unutanlar, kendi nefislerini unutmuşlardır. Kendi nefsini ve aczini unutanlar ise fâsık ve günahkârdır. Bütün kötülükler, isyanlar, taşkınlıklar ve aşırılıklar Allahu azim-üş-şânı unutmaktan ileri gelir. Allahu teâlâ'yı inkâr edenler, kıyamet günü ona hesap vereceklerini münkir bulunanlar, kendilerinden her türlü kötülük umulması gereken kimselerdir. Böylelerinden Allahu teâlâ'ya sığınırız. Bunlar, dünya hayatına razı olur, âhireti red ve inkâr ederler, yalnız dünya hayatı ile yetinirler, bunca âyat-ı ilâhiyyeye yüz çevirirler ve içine düştükleri gaflet ve dalâlet girdaplarında bogulur, giderler. Onların bu tutum ve durumları, bütün gaflet ve dalâlet erbabının olduğu gibi, kendilerini bu inkârlarının cezasını çekmek üzere cehenneme sürüklemekten gayrı hiçbir işe yaramaz:
5isi8 Innelleziyne la yercûne lika'enâ ve radû bil-hayat-id-dünya vatme'ennû bihâ velleziyne hüm an âyâtinâ gafilîn ulâîke me'va-him-ün-nârii bimâ kânû yeksibîn Yunus: 7-8
Meal-i münifi: Onlar ki, âhirete inanayarak bize kavuşacaklarını ummazlar, kabımızdan korkmaz, sevabımızı rica etmezler, dünya hayatına razı olur ve onunla mutma'in bulunurlar ve onlar ki âyetlerimizden ibret almaz gafillerdir, onların kazandıkları küfür ve mâ'siyyetler yüzünden varacakları yer ancak ateştir.
Buna mukabil, Allahu teâlâ'ya iyman eden, onun varlığını ve birliğini dilleriyle ikrar ve kalpleriyle de tasdik eyleyen ve kulluk ve ibadet vazifelerini hakkıyle yerine getirmeğe çalışan ehl-i iymanın gidecekleri yerin de cennât-ı âliyyat olacağı yine âyet-i kerime ile sabittir.
o.'.o Innelleziyne âmenu ve amil-us-sâlihali jehdihim Rabbühüm bi-iymânihim tecriy min taht-ih-üm-ül-enhârü fi cennât-in-na'rym...
Yunus: 9 Meal-i münifi: İyman edip salih ameller işleyen kimseleri ise, Rableri bu iymanları sebebiyle ağaçları altında nehirler akan o ni'metlerle dolu cennetlerdeki saadetin yolunu gösterir.
Evet; âşık ve sadık mü'minler orada hayat-ı ebediye mazhar olacaklar, daimî bir zevk-ü sefa içinde bulunacaklar ve ebediyyen cennât-i aliyatta kalacaklardır. Kafirler, küfürlerinin cezasını ebediyyen çekecekleri gibi, mü'minler de iyman ve ikrarlarının mükâfatını ağaçları altından ırmaklar akan cennette ebediyyen zevk ve sefada bulunacaklardır.
Bu fâni ve gelip geçici dünya hayatında iyman zevkine varan, ibadet tadını tadan, Allahu teâlâ ile sevişen ancak mü'minlerdir. Bu âlemde, mâ'nevi olarak tattıkları bu zevki, bâki ve ebedî âlemde maddeten tadacak ve yaşayacaklardır. Netekim, kâfirler de, bu âlemde çektikleri mâ'nevî iymansızlıklarının cezasını, ibadetsizlik azabını, o âlem-i bâkide fiilen ve maddeten cehennemde çekeceklerdir.
Burada, bir açıklama ve uyarma yapmak isterim:
Allahu teâlâ'ya, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kıyamet ve âhirete iyman etmeyenlere dikkat ve ibretle
bakınız ve onların hal ve gidişlerini şöyle bir tetkik ediniz.
Göreceksiniz ki, bu gibiler mâ'nevi bir boşluk ve yoksulluk içindedirler. Hiçbir şeyden zevk almaz, hiçbir şeyle oyalanamazlar. Vakit geçirmek ve sözüm ona eğlenmek için meşgul oldukları herşey onlar için bir yorgunluk, bezginlik, kaygu ve üzüntü kaynagı olur. Oysa, dış görünüşlerıyle mutlu gıbıdirler, maddi imkanları vardır. Bır çok kımsenın erışemedıgı refah seviyesine ulaşmışlardır. Dilediklerini, diledikleri zaman temin edebilirler. Böyle olduğu halde hayatlarından memnun degillerdir. Daimî bir iç sıkıntısı, buhran, vesvese ve tasa içindedirler. Ağızlarının tadı yoktur, gönüllerinin muradı yoktur. Ne istediklerini, ne yaptıklarını, niçin yaşadıklarını bilemezler. Çogunun, belırli bır gayesı ve hedetı de yoktur. Yuzlerine gülen herkesi kendilerinden mentaat koparmak ısteyen sahtekâr gibi görürler. Kimseye güvenemezler, kimseye dayanamazlar, herkese kuşkuyla bakarlar ve haklı olduklarına kendilerini inandırmak için kendilerinı zorlarlar. En yakınlarından, hattâ eşlerinden ve çocuklarından bile emin degillerdir. Herkesin kendilerini kandırmak istediğini sanırlar. Kalplerinde şefkat, merhamet ve hassasiyet kalmamış, gönülleri âdeta nasırlaşmıştır.
Neden mi?
Ben, size cevap vereyim: Zira, bu gibiler iymansızlıklarının azap ve iztirabı içindedirler. Bu mâ'nevî hastalıklarını bir türlü teşhis edemedikleri için de tedavisi çarelerini bulamamışlardır. Meselâ, yanılıp ölümü düşünseler veya yakınlarından birisinin ölümüne şahit olsalar, ölüm sonrası akıllarına bile gelmez. Onünde sonunda kendilerinin de öleceklerini, bu dünya saltanatını bırakıp gideceklerini, paracılarının sevmediklerine kalacağını, mallarının mülklerinin başkalarının olacağını düşünürler ve bu inançları dolayısiyle kara toprağın altına girip çürümeği hatırladıkça derin bir ye'is ve azaba düçar olurlar. İymanları olmadığından, ölümün fâni dünya hayatının sonu, ebedi ahiret hayatının başlangıcı oldugunu bilemezler ve bu iymansızlık ve bilgisizlik, onları için için kemirir durur. Halbuki, asıl azabın kendileri için kara toprağın altına girdikleri günden başlamak suretiyle, maddeten ve ebediyyen devam edeceğinden gafildirler. Evet, ölümü düşünmek ve hatırlamak bu nevî münkirler için azap ve iztiraptır. Oysa, âhirette başlarına gelecekleri, azap ve ikabın dehşetini gördüklerinde, çirkin görüp kaçtıkları ölümü öylesine arzulaya-
caklar ve öylesine pişman olacaklardır ki, toprak olmaga dahi razı olacaklar ve fakat bir daha ele geçiremeyeceklerdir.
Kur'an-ı azim, onların bu hallerini şöyle haber vermektedir:
Yerme yenzur-ül-mer ü mâ kaddemei yedâhü ve yekul-ül-kâjirü yâ leyteni küntu Türdba...
En-Nebe: 40 Meal-i münifi: O gün, herkes ellerinin ne takdim ettigine, daha önce hayır ve şer ne yapmış olduğuna bakacak ve kâfir «Keşke dünyada toprak olaydım, hiç yaratılmasaydım ve bu hesap ve azabı da görmeseydim..» diyecek.
Onların bu pişmanlık ve temennilerine şaşmayınız aziz din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım!.. Kıyamette, kişi dünya hayatında iken âhiret için yaptıklarını ve takdim ettiklerini, işlediği hayır ve şerri görüp bilecek, bütün yaratılanların hesaba çekildiklerini görecek, herkesin alacağını alacaklısınıdan alarak hakkın kaza olunduğuna vakıf olacak, bu arada hayvanların toprak olduklarını müşahede ederek, çekecekleri azabın ne derece korkunç olacağını gözleriyle görecek olan kâfirler, gözleri yuvalarından uğramış, şaşkın ve perişan bir halde döğünecekler ve:
— Ah, nolaydı, bizler de hayvanlar gibi toprak olsaydık.
Bu azaba düçar olmasaydık, diye feryat ve figan edeceklerdir.
İşte o gün, dünya hayatında gayet çirkin gördükleri ve akıllarınca kaçtıkları ölümü hasretle arayacak, en büyük ni'met bilecekler ama ne fayda!.. Artık orada ölüm yoktur, ebedi azap ve ıztırap vardır kı, bu gıbı katırlerın dünyada korktukları ve kaçtıkları ölüm, bu azabın yanında pek hafif kalacaktır.
Mü'minler için ise, hal ve keyfiyet böyle değildir. Çünkü, ehl-i iymanın inancına göre ölüm; dar, küçük, sıkıntılı, kasvet ve meşakkatli bir kira evinden geniş, ferah, neş'e ve sürur dolu, rahat ve âsude kendi ebedî mülkleri olan bir eve taşınmağa benzer. Mü'minlerin iymanına göre, insan ölümle yok olmaz. Bil'akis insanı hayat-ı câvidaniye ileten gayet tatlı bir içki gibidir. Öyle bir tad ki, bu tadışta vuslât-ı cânan vardır, cennet-i rıdvan vardır, ebedi saadet ve selâmet vardır, bâki ve daimî bir rahatlık ve ferahlık vardır. Insan,