Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 239–244
Meal-i münifi: Onlar, o kâmil akıl sahipleri ki, ayakta iken, otururken ve yanları üstünde yatarken, hep Allahu teâlâ'yı zikrederler.
Ey âşık-ı sadık:
Refah ve saadet günlerinde, daima Rabbini zikret ki, belâ, şiddet, musibet ve felâket günlerinde de Allahu azim-üşşân seni zikretsin.. Keyfiyet ve mahiyeti ne olursa olsun, herhangi bir işe başlarken Allahu teâlâ'yı zikret ki, o işin sonu hayırlı ve verimli olsun.. Hakkı zikretmeksizin başlanılan her iş PB1ER olur, kurur. Her nefes alış verişinde Rabbini an ki, zikr-i daim üzere bulunabilesin. Şu gerçegi sakın unutma!
Bütün mahlükat ve mevcudat, bütün cemadat ve nebatat, görünen veya görünmeyen, bilinen veya bilinmeyen felekiyyat, bütün hayvanat Allahu teâlâ'yı zikrederler:
S,pee y Sisetâs Ve in min şey'in illâ yüsebbihu hi-hamdihi ve lâkin lâ tejkahüne lesbiyhahün...
El-Isra: 44 Meal-i münifi: Allahu teâlâ'nı yarattıklarından hiçbir şey yoktur ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Lâkin, siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.
âyet-i kerimesi, bunun delili ve şahididir. Buna şaşmayınız! Gök kubbedeki ay, güneş ve bütün yıldızlar da Allahu teâlâ'yı zikreder ve ona secde eylerler. Ancak, onların zikri ve secdesi de elbette kendilerine mahsustur. Binaenaleyh, onların tesbih ve tahmidlerini de tabiatiyle biz anlayamayız. Ancak, ârifler ve ilimde rüsuh peyda edenler, Allahu tâlâ'nın kendilerine lûtf-u mahsus olmak üzere bildirdiği ve anlattığı kadar anlayabilirler.
Arşta, ferşte, yerde ve gökte ne varsa hepsi Allahu azimüş-şânı zikreder, tesbih ve tahmidde bulunur. Yalnız, kâfirler kendi vücutlarının Allahu teâlâ'yı zikrettiginden gafil olurlar.
Oysa, bunların vücutları da Hakkı zikreyler. Cenab-1 Hak, bizleri bu gafiller zümresinden ırak bulundursun. Öyle ise, Allahu teâlâ'yı zikret ki, zikrolunasın.. Rabbini şükrile zikret ki, sana bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlerini ziyade kılsın.
Sana şükrün nevilerini de sayayım ki, hakkıyle şükredebilesin:
Vücudun şükrü; Rabbine kıyam, rükû ve secde etmekle olur.
Sana konuşmak için bahş ve ihsan buyurulan dilin şükrü de, Rabbini zikrile olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan ağzın şükrü, helâl yemekle olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan gözlerin şükrü, ibretle bakmak ve baktığından ibret almakla olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan kulağın şükrü, Hakka kulak vermek ve hak kelâmı dinlemekle olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan kafanın şükrü, tefekkür etmekle olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan kuvvetin şükrü, o kuvveti Hak yoluna sarfetmekle olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan güzelliğin şükrü, ırz ve iffetini, namus ve ismetini muhafaza etmekle olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan kalbin şükrü, Haktan korkmakla olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan fuadın şükrü, Allahu teâlâ'ya muhabbet etmek, ondan gayrı ne varsa kalpten sürüp çıkarmakla olur. O kalbin merkezi ve mahreki olan fuadı aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resülüllah, muhabbet-i evliyâ'ullah ile doldurmak ve süslemekle olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan ellerin şükrü, Hak için tutmak, Hak için vurmak, Hak için yazmak, Hak yolunda çalışmak ve halka hizmet etmekle olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan ayakların şükrü, Hak için Hakka yürümek ve sırat-ı müstakimde sabit-kadem olmakla mümkündür.
Sana bahş ve ihsan buyurulan makamın ve mevkiin şükrü, adalet üzere bulunmak ve hakkı korumakla olur.
Sana bahş ve ihsan buyurulan mal ve mülkün şükrü, fakir ve yoksullara, aç ve muhtaçlara yardım etmek, Allahu teâlâ'nın emrini yerine getirerek zekâtını ve sadakanı vermek, ihtiyacı olanlara ikrazda bulunmakla olur.
Her zaman ve her vesile ile söylüyor ve burada bir kere daha tekrar ediyorum: Sana bahş ve ihsan buyurulan bütün bu ni'metler, muvakkaten ve emaneten verilmiştir. Eğer, bunları bu dünya hayatında yerli yerince ve iyi kullanacak olursan, yani başka bir deyimle yukarıda saydığım şekilde şükrünü eda edersen, bütün bu ni'metler âhiret âleminde bir
daha geri alınmamak üzere ebediyyen sana bahş ve ihsan buyurulacaktır.
Hak korusun, küfran-ı ni'met eder, yani sana bahş ve ihsan buyurulan bu ni'metlerin şükrünü yerine getirmezsen, bu nankörlüğünün cezasını hem dünyada hem de âhirette mutlaka çekersin. Unutma ki, Allahu tâlâ'nın azap ve ikabı çok şiddetli ve dehşetlidir. Sana, hak ve hakikati düşünmek için bahş ve ihsan buyurulan kafana kibir ve gururu, ibret için verilen gözüne tamah ve hıyaneti, hakkı duymak için verilen kulaklarına bâtılı dolduracak ve diger uzuvlarını da bahş ve ihsan olunmalarındaki hikmetten gayrı yerlerde kullanacak olursan, emin ol ki o kafayı ve gözü cehennem ateşiyle doldururlar. Sana verilen elleri, ayakları Hak rızasına aykırı yerlerde ve işlerde kullanacak olursan; bilmiş ol ki, o elleri ve kolları gün olur zebaniler kırarlar. Rabbine kıyam, rükû ve secde etmeyen vücudu mutlaka cehennem ateşinde yakarlar.
Sana verilen mal ve mülkün, paranın pulun, altunun gümüşün zekâtını ödemez, sadaka vermez, açları ve muhtaçları sevindirmez, kısacası onları Allah yolunda sarfetmezsen, o altun ve gümüşleri cehennem ateşinde kızdırır kızdırırlar da, alnına, arkana ve yanına yapıştırarak dağlaya dağlaya hazinelerinin tadını ve azabını sana tattırırlar.
Aziz kardeşim:
Gafil olma!.. Allahu tâlâ'nın sana bahş ve ihsan buyurduğu bütün bu ni'metlerin şükrünü yerine getir. Omür dedigin, bir gün gibi gelir geçer:
Kısmetindir gezdiren yer yer seni, Gafil olma, âkibet yer yer seni...
Omür gününün akşam güneşi batmadan, çenen kapanmadan Allah Teâlâ yı zikreyle, ona her nefeste şükreyle.. Iyman ve ibadette sabır ve sebat üzre daim ol, Rabbinden kulluk ve ibadet edebilecek kudret ve kuvvet niyaz et, onun rahmet ve inayetine tâlip, rizasına râgıp, cemaline âşık olmağa çalış ki, Allah azze ve celle ancak boyle olan kullarını sever ve onlarla birlikte olur.
Ey âşık-ı sadık!.. Ey Hak rizasına ve Hakka tâlip!..
Allahu azim-üş-şân, kullarına bir çok, ama sayılamayacak kadar çok ni'metler bahş ve ihsan buyurur. Ama, verdi- Envâr-Ül-Kulûb, Cilt 1 - F: 16
gi bu ni'metlerin kıymetini bilmeyenlerden de bunları geri alır.
Şu halde, dilinde Allahu tâlâ'nın zikri, kalbinde şevgisi eksik olmamalıdır ki, bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlere şükrünü izhar edebilesin. Zikrin efdali LA ILAHE ILLALLAH'tır. Daima zikret ve tevhidde daim ol.. Dilini tevhid ile, gönlünü sevyani Y& VA KorKuyla tozyin emme-alyibesi cmnet t anatarı, nârın kilidi, arşın ve kürsînin direğidir. Makamı ise, âşık ve sadıkların yanık yüregidir. Yüz dört kitabın özü, Hakkın en güzel sözü, devam edenlere görünür hakkın yüzü, cehennem ve azabını görmez tevhid edenlerin gözü, ölmez onların özü, daima Hak olur tevhid edenin sözü.. Hak didârından perdeyi kaldıran tevhiddir. Hak divanında kulu arındıran tevhiddir. Hakka vuslât sebebi tevhiddir. Cennet ve cemal talebi tevhiddir. Tevhid, gönülün pasını siler. Tevhid edenin dünya ve âhirette yüzü güler. Tevhid, kalbe ve yüze cilâ verir.
Tevhid, güneşin karları erittigi gibi, günahlar: eritir. Tevhid, suç ve mâ'siyyet lekelerini arıtır.
Eba-Zer-il Gıfarî radıyallahu anh-üm-ül-Bâri diyor ki:
Bir gün, Seyyid-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz hazretlerine müracaatla dedim ki:
— Yâ Resülallah! Bana öyle bir amel ögret ki, o amelle cennete yakın ve cehennemden uzak olayım.
Aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimiz saadetle buyurdular:
— Yâ Eba-zer! Yanılır ve herhangi bir günah işleyecek olursan, hemen o günahının arkasından güzel ve hayırlı bir amel ile âmil ol ki, o güzel amelin daha önce işlediğin günahı defter-i 'malinden gidersin ve sildirsin..
Kendilerinden tekrar niyazda bulundum:
— Yâ Resûlallah! Malûm-u risaletpenâhileridir ki, zengin bir insan değilim. Hayır ve hasenât işleyecek imkânım maalesef yok, acaba LA ILAHE ILLALLAH desem, bu mübarek kelimeleri söylemek güzel bir amel ve hasenât sayılır mi?
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:
— Yâ Ebâ-zer! LA ILAHE ILLALLAH demek elbet hasenâttır ve amellerin en efdali ve yücesidir.
Evet, hiç şaşmayınız ve şaşırmayınız. Tevhid, salih ame!lerin en efdali ve hayırlısıdır. Allahu azim-üş-şân, insanları ve cinleri ancak kendisine kulluk ve ibadet için halk buyurduğu-
nu düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-ı azim-ül-bürhanında açıkça beyan ve ilân buyurmuştur.
Eba-Hureyre radıyallahu anh diyor ki:
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinden sordum:
— Yâ Resülallah! Yarın, kıyamet gününde en evvel şefaatinize kimler nail olacaklardır?
Efendimiz, saadetle buyurdular:
— Yâ Eba-Hureyre! Kıyamet günü, şefaatime nall olacakların başında hâlisen ve muhlisen söylemek, kalpleri ile tasdik ve dilleri ile ikrar eylemek şartıyle LA İLAHE İLLAL- LAH diyecek olanlar gelir.
Zikrile tevhide ererse gönül, Mâ'rifetle bulur sadrin inşirah..
Ey zikr-i Hakka tâlip olan ehl-i zikir:
Sakın sakın gafletle tevhid eyleme!.. Kalbinde onun sevgisi, dilinde onun ismiyle zikreyle ki, zikrin tadını duyasın, sırrullaha eresin, Zât cennetine giresin.. Her işinde olduğu gibi, tevhidde de ihlâs üzere ol, hâlisen ve muhlisen tevhid eyle ki, yarın Resûl-ü Rabbil-âlemiyn aleyhi ve âlihi salâvatullahil-Mu'iyn efendimizin sancagı altında cem'olup, herkesten önce şefaat-i Resûl'e mazhar olasın, cennet ve cemali bulasın ve cennette ebediyyen kalasın..
Aziz din kardeşlerim:
Beş dakika kadar, kitap okumayı bırakınız. Haydi, hep birlikte yüz bir tevhid edelim.
Bal demekle tatlı olmaz çün dehân, Yürü anı tatmağa sâ'yet heman..
Rivayet olunur ki; Hz. Musa aleyhisselâm bir gün binbir kelâmda niyazda bulundu:
— Yâ Rab! Bana, yararı ve sevabı çok bir amel ögret ki, ondan faydalanayım.
Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri ferman buyurdu:
- Yâ Musa! LÂ ILAHE ILLALLAH kelime-i tayyibesine devam et. Bu zikri dilinden eksik etme, sana kâfidir.
Hz. Musa aleyhisselâm yalvardı:
— Yâ Rab!.. Herşeyi işiten ve hakkıyle bilen ancak sensin. Ben, her zaman ve her yerde tevhid eder ve LA ILAHE ILLALLAH derim. Bana, öyle bir amel öğret ki, onunla sana yakın olayım.
Hitab-1 izzet şeref-sadir oldu:
— Yâ Musa! LA ILAHE ILLALLAH zikrinde daim ol..
Çünkü, LA ILAHE ILLALLAH kelime-i tayyibesiyle zikreylemek, kalpleri temizler ve arındırır, cilâlandırır, günahları eritir ve seyyi'atı hasenâta tebdil eder, dostu dosta yaklaştırır. Ey Kelim'im! Eger, yedi kat gökleri ve yedi kat yerleri ilâhi terazimin bir kefesine, tevhidi de diğer kefesine koyup tartsaydım, tevhidim olan LA ILAHE ILLALLAH daha ağır gelirdi.
Aziz din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:
Tevhidin faziletleri saymakla ve yazmakla bitmez ve tükenmez. Bu hususta IRŞAD ve ZIYNET-UL-KULÜB namındakı naçız eserlerimde genış bilgıler sunmuş ve tevhıdın kıymet, ehemmiyet ve faziletini gücümün yettiği kadar arz ve izaha çalışmıştım. Allah Teâlâ, sana ve bana tevfikini retik eylesin ve son nefeste tevhid ile çene kapamayı cümlemize nasip buyursun. (Amin ve bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn).
Enes ibn-i Malik radıyallahu anh rivayet etmişlerdir ki, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
— Tevhid eden kimseye, devam ettigi tevhid büyük faydalar ve menfaatler sağlar. Tevhid, tevhid edeni azaplardan ve belâlardan korur, üzerine yönelecek kazaları def'eder. Ancak, tevhidi hafife almamak şarttır. Zira, diliyle LA ILAHE ILLALLAH'a devam ettiği halde, günah ve mâ'siyyet sayılan işlere girişmek, tevhidi istihfaf etmek olur.
Konuyu biraz daha açıklayalım:
Günah ve isyan dehlizlerinde yürüyüp gezdigi halde, dilleriyle tevhid ederek gösteriş yapanlar ve halka kendilerini DERVIŞ ve SOFİ gibi göstermeğe çalışarak aldatanlar, tevhidi hem bizzat kendileri küçümsemiş olurlar, hem de diger din sâliklerinin ve dar görüşlü kimselerin nazarlarında istihfaf ettirmiş bulunurlar. Netekim, aleyh-is-salâtü vesselâm efendimiz de, bu Hadis-i şeriflerinde geçen ISTIHFAF kelimesini: (Kötü huylarını düzeltemeyenler, tevhidi istihfaf etmiş olurlar.) diye tarif buyurmuşlardır.
Demek oluyor ki, insan tevhid-i tam ile tevhid etmelidir. Mukaddes dinimize taş attıranlar, islâmı ve Müslümanı gayr-i müslimler yanında küçük düşürecek fi'il ve hareketlerde bulunanlar, ahlaklarını bir türlü düzeltemeyenler, her ne -lar tevhid etseler dahi, âkibetlerinden korkulur. Zira, Ev-