Ara
Menü

Sayfalar 231–238

1.663 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 231–238

Aralarında bahse girdiler. Herbiri, adını verdiği iyiliksevere gidecek ve ondan bir şey isteyecekti. Sonunda, tekrar bir araya gelerek hangisinin gerçekten iyiliksever ve ihsan sahibi olduğunu ortaya çıkaracaklardı. Dedikleri gibi de yaptılar, birisi Abdullah bin Cafer'e gitti ve:

— Ey Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellemin amcası oğlu! dedi. Çok fakir ve mühtacım, lûtfet bana bir şeyler ihsan eyle ki, onunla kendimi idare edeyim.

Abdullah bin Cafer, gayet kıymetli bir arap atına binmek üzere ayağını özengiye geçirmekteydi. At çok degerli olduğu gibi, üzerindeki heybede de kıymetli eşya ve para vardı.

Hiç düşünmeden ayağını özengiden çıkardı ve kendisine müracaat edene:

- Al! dedi. Bu at, üzerindeki para ve esya ile senin olsun.

At ve kıymetli eşyadan başka, heybede iki bin altun bulunduğu görüldü.

Ikinci zat, Kays bin Sa'ade gitti, kapısını çaldı. Bir cariye çıkarak ne istedigini sorunca:

— Garibim, yolda kaldım. Kays'ten bana biraz para vermesini rica edecektim, deyince cariye:

— Senin ihtiyacını karşılamak, efendimi uyandırmaktan daha kolay, dedi ve ona içinde üç yüz altun bulunan bir kese getirip verdi.

Kays, uykudan uyanıp mes'eleyi öğrenince o kadar sevindi ki, derhal kapısına gelen adamı boş çevirmeyen cariyesini azad etti.

Üçüncü zat da, Arabe't-ül-Evsî'nin evine yöneldiğinde, kendısının ıkı kolesının koluna gırmış mescıde gitmekte bulunduğunu gördü. Zira, müşârünileyh kördü ve ancak yola iki kişinin yardımıyla çıkabilirdi. Kendisine yaklaştı, selâm verdi:

- Yardım ve himmetine muhtacım, dedi.

Arabe, derinden bir ah çekti:

- Eyvah bize, eyvah, diye inledi. Sana verebilecek bir dirhemim dahi kalmadı. Ama, şu iki köleyi sana hibe ettim, al götür, dedi.

Uçüncü zat; her ne kadar:

— Onlar senin hem gözlerin, hem de dayanakların.. Sana, benden çok lâzım vallahi almam, dediyse de Arabe:

— Eger sen almazsan, ikisi de hür olsun, mukabelesinde bulundu ve kölelerin kollarından çıkarak başını duvarlara çarpa çarpa evine döndü.

Hikâyenin arkasını anlatmayacağım ve bu üç zattan hangisinin daha iyiliksever ve ihsan sahibi olduklarını aziz okuyucularımı takdirlerine bırakacağım.

İşte, ihsan budur. İyi olmak, iyiliksever olmak budur. Allahu azim-üş-şân sana ve bana ahlâkını ve amellerini böylesine güzelleştirme kabiliyet ve istidadı bahş ve ihsan buyursun.

HIKAYE Ibrahim Edhem (kuddise sirruh) hazretleri fakir bir berbere traş olmuştu. Berberin haline acıdı ve içinde beşyüz altun bulunan bir keseyi kendisine verdi. Berber, teşekkür ederek aldığı altun dolu keseyi tezgâhın üstüne koydu ve işine devam etti. Tam bu sırada, berber dükkânına kılık kıyafeti perişan, avurtları çökmüş, yaşlı ve hastalıklı bir fakir girdi ve:

— Allah rızası için bana bir yardımda bulununuz, diye inledi.

Berber, içindekileri açıp bakmağa bile lüzum görmeden, beşyüz altun dolu keseyi o fakire uzattı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi sükûnet içinde işine gücüne devam etti. Berberin, altunlara ilgi ve itibar göstermediğini gören Ibrahim Edhem hazretleri:

— Ben, hayatımda bu berberden daha cömert bir insan görmedim, buyurmuşlardır.

Görülüyor ki, gerçek mü'minler kendileri fakir, muhtaç ve hatta aç iken, kendilerine bahş ve ihsan buyurulan ni'metleri, Allah yoluna ve Allah rizasıyçün düşünmeden, eli titremeden daha muhtaç olanlara verirler. Bütün dinlerde, önce can ve sonra cânan geldigi halde, islâm dininde aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resülüllah herşeye galip geldiginden ve Müslümanlar en iyi boya olan Sıbgatullah ile boyanmış olduklarından, önce cânan ve sonra cân, derler. Babalarımız, atalarımız, dedelerimiz işte bu zihniyetle herşeyden önce cânan için çalışıp, kan ve ter döktüklerinden, bu cennet vatanda rahat rahat oturabiliyoruz. Evet, onlar canlarını feda ettiler ve cânanı buldular. Zira, canı feda edenler cânanı bulurlar, cânanı bulanlar da cinâna (Cennetlere) dahil olurlar ve Rahman'ı bulurlar, Rahman'ı bulan da insan olur.

HIKAYE Abbasi halifelerinden Harun-Reşid, eşi Zübeyde hatuna elmas, zümrüt ve yakutlarla kapagı süslenmiş mürassâ ve çok büyük maddî değeri olan bir Kur'an-ı kerim hediye etmişti. O cennet hatunu Zübeyde, baha biçilmeyecek kadar maddî kıymeti olan mushaf-1 şerifi, büyük bir zevk ve şevk ile almış, Hak kelâmına tâ'zimen öpüp başına koyduktan sonra bir sahifesini çevirip bakmıştı. O mübarek sahifede: (Sevdiginizi vermedikçe, sevdiginize nail olamazsınız..) me'âlindeki âyet-i kerimeyi okuyunca da, hiç tereddüt etmeden:

— Sevdiğim Rabbimin rizasına, ancak sevdigimi vermekle nail olabileceğime göre, al bu Kur'an-1 azimi sana hediye ettim, diyerek onu kölelerinden birisine ihsan etmiş ve üstelik o kölesini azat eylemişti.

Ey ehl-i iyman:

Haramla helâli ayırmak, haramdan kaçmak, helâle koşmak, ateşten korunmak, Allahu teâlâ'ya ibadet ve tâ'at, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve selleme ittiba ve muhabbet, nefs ile mücadele, şeytan ile mukatele, kulluk ve insanlık görevimizdir. Dünya hayatında, mü'minlerin çektikleri sıkıntı ve cefa da, kâfirlerin ve zâlimlerin sürdükleri zevk ve sefa da bir rü'yâdan başka bir şey degildir.

Dilerim ki, fâni dünyada kimse;

Ömrünü mihnetle telef etmesin, Fakat kâmil insan olmak isterse, Elem çektiğine esef etmesin!..

Mü'minlerin önderi ve rehberi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem efendimizdir. Kâfirlerin önderi ve rehberi ise Iblis aleyh-il-lâ'nedir.

Mü'minlerin önderi, ehl-i iymanı ebedî saadet ve selâmete, cennet ve cemale götürüyor ve götürecek. Kâfirlerin önderi de onları pek yakın bir zamanda ebedî felâkete ve nâr-1 cahiyme iletecektir.

Sana yakışan sıfatlar şunlardır:

Hak, sevgi, tâ'at, sabır, kanaat, adalet, ihsan ve mürüvvet..

Kâfirlere yakışan da küfür, inat, zulüm, cevr-ü cefa, tamah, bugz, hıyanet ve kindir.

Mü'min olan, Allahu tâlâ'nın sevmediği, Resûl-ü zişânın yerdigi bu çirkin sıfatlara özenmemelidir. Çünkü, bunlar küfür ve zulmet yoludur, küfrün ve zulmün sonu da nedamettir, hasrettir, hüsrandır, cehennemdir ve ebedi azap ve iztiraptır.

O halde, âşıklara ve sadıklara düşen vazifeleri sakın ihmal etme! Iyman, ibadet ve ta'at, ihlas, ihsan ve kanaat umdelerinden ayrılma! Calışkan ol, özü ve sözü dogru ol, alçak gönüllü ol, eli açık ol, Allahu teâlâ'ya kul ol.. Kul için, Allahu teâlâ'ya kulluktan daha yüce ve daha şerefli bir rütbe ve makam yoktur. Zerre miktarı bile olsa, hayra ve iyilige koş.. Zerre kadar dahi olsa, şerden ve kötülüklerden kaç.. Hayır işleyen hayrı, şer işleyen şerri bulacaktır. Mü'minlerin ve muttekllerın akıbetlerı dalma hayır ve hayırlı olur. Katırlerin ve zalimlerin akibetleri de, mutlâka hüsran ve ziyan olacaktır.

Yâ Rab!

Bizleri, ihsandan ve muhsin kullarından ayırma.. Iymanımızla biliriz ki, sen senden korkanlarla, sabredenlerle ve muhsinlerle berabersin, ahlâk ve amellerimizi güzelleştir, bizleri sevdiğin kulların zümresine yetiştir, cennet ve cemaline eriştir, âşıklar, salihler, âbidlerle birleştir.

Sübhane Rabbike Rabbil izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn EL-FÂTİHA.

ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları)

DERS: 6 MÜNDERECAT:

Bakara sûre-i celilesinin 152. âyet-i kerimesinin tefsiri - Zikir ne demektir - Zikir ve tevhidin kıymet, ehemmiyet ve fazileti - Şükrün nevileri nelerdir - Eba-Zer-i Gıfari hazretlerinin rivayet buyurdukları bir Hadis-i şerifin tahlili - Kıyamette, herkesten önce şefaat-i Resûlüllah'a kimler mazhar olacaktır - Musa aleyhisselâma talim ve telkin buyurulan tevhidin değeri - Bir gayr-i müslimin fasık Müslümanlara verdigi ders - Yabancı milletlerden kızlarla evlenen Müslüman Türklerin durumları - Bu gibilere haklı bir sitem ve öğütler - Yeniçeri ile eskici yahudinin macerası - Yabancı diyarlarda yaşayan ırkdaşlarımızın acıklı durumları - İslâm tevhid dinidir - Sünnet oluvermek ve bir Müslüman adı almakla Müslüman olduğunu zannedenler aldanıyorlar - Kitap ehli olanlarla kâfirler arasındaki fark - Tekvâ, iyman ve tevhidin mânâları - Tevhid lâfz-i şerifinin tahlili - Tevhid kaç türlü olur - Resûlü zişana itaatin Allahu teâlâ'ya itaat oldugu - Ebül-Leys-i Semerkandi hazretlerinin bir iradları - Şeyh Ebül-Hatz hazretlerınden rivayet olunan bir yahudi gencinin son nefeste iymana gelmesi hikâyesi - Her türlü ibadet ve tâ'atte oldugu gibi tevhidde de ihlâsın lüzumu ve ehemmiyeti - Hak velilerinin mâ'ruz kaldıkları haller ve sebepleri - Celâl ve cemal sıfatlarının tecellisi - Fatih Sultan Mehmed hanın Istanbul'u fethettikten sonra yaptığı toplantıda konuşulanlar - Ibrahim Vasıti hazretlerinin Arafat'ta topladığı yedi taş - Bir milletin bekası ancak tevhid iledir..

Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ mürşidinâ Muhammed Sallû alâ envâr-1 kulûbinâ Muhammed Sallû alâ şefi-i zünûbinâ Muhammed El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. Elbâtınü Allah…. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah.. Fe-mu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah..

Rabbişrahli sadri ve yessir li emri vahlûl ukdeten min lisani vefkahu kavli ve ufevvidû emri ilâllah vallahu basiyrün bil-ihâd..

E'ûzü billahi min-eş-şeytan-ir-raciym Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym Fezkirüniy ezkürküm veşkiirûliy ve la tekfürin...

El-Bakara:152 Meal-i münifi: Siz, beni tâ'atle anın ki; ben de sizi sevapla anayım. Siz beni ni'met ve bolluk içinde anın ki, ben de sizi şiddet ve belâda anayım. Ve bana tâ'atle şükredin, mâ'siyetle küfranda bulunmayın.

Yerleri ve gökleri yaratan, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemleri yoktan var ederek donatan, insanı bir damla sudan halkedip ona ruh bahş ve ihsan buyuran ve insanın HALIFE'TÜLLAH olduğunu beyan ve ilân suretiyle cümle mahlûkatına duyuran Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, yukarıda me'âlen açıkladığımız bu âyet-i kerimesinde:

FEZKÜRÛNİY = Beni zikredin, beni anın ve unutmayın, beni bir an bile olsun hatırınızdan çıkarmayın. Bütün konilüklerin başı, beni unutmaktır. Bütün iyiliklerin ve güzelliklerin sebebi ve vesilesi de beni anmak ve hatırlamaktır. Felâh, beni anmaktadır. Saadet ve selâmet, beni zikretmektedir. Düç-

anlarınızla karşılaştığınızda, beni zikredim ve bu zikrinizde sabır ve sebat eyleyin ki, felâha, saadet ve selâmete erişesiniz. Rabbini zikretmeyenlerden, onu unutanlardan olmayın.

Zira, onların Allahu teâlâ'yı unutmaları sonucu olarak, Mevlâyı müte'al de onlara kendi nefislerini unutturmuştur. Dünyada ve âhirette kendilerine yarayan ve yarayacak olan şeylerin hepsini unutturmuştur. Bu sebeple, onlar haklarındaki hayır ile şerri farkedemez olmuşlardır. Hak ile bâtılı seçip ayırdedemeyen fasiklerin en büyük günahları, Haktan gafil olmalarıdır. Şu halde, Rabbini unutma ki, fâsiklerden olmayasını. Allahu teâlâ'yı zikret ki, Allahu azim-üş-şânı da seni zikretsin.

Evet; âlemlerin Rabbi böyle buyuruyor ve biz âciz kullarına lûtuf ve merhametini böylece duyuruyor. Siz, beni tâ'atle anın ki, ben de sizi yardımlarımla anayım. Siz, beni ibadetle anın ki, ben de sizi af ve mağfiretimle anayım. Celâlimden korkarak beni anın ki, ben de sizi dünyada ve âhirette korkutmayayım. Beni, muhabbet ve teslimiyyetle anın ki, ben de sizi seveyim ve selâmete ileteyim. İsmim dilinizde, sevgim daima gönlünüzde bulunsun. Zikrim dilinizde ve korkum gönlünüzde bulunsun ki, kalplerinize tecelli edeyim. Beni ayakta anınız ki, bütün insanların kabirlerinden kalkarak ayaklandıkları gün ben de sizi anayım. Beni, oturduğunuz yerde anınız ki, kıyamet gününün şiddet ve dehşeti içinde bütün insanlar, hattâ peygamberler korkularından diz üstü düştüklerinde ben de sizi anayım. Beni, yattığınız yerde anınız ki, kabirlerinizde sağ yanınıza yatırıldığınız zaman ben de sizi anayım ve kabrin vahşetinden kurtarayım.

Dersimizin burasında, küçük bir açıklama yapalım:

Insanlar dünya hayatında üç hal üzere bulunurlar. Ya ayakta durur, ya oturur veya yatarlar. Allahu teâlâ, işte bu üç hali de ayrı ayrı işaret buyurarak, hangi hal ve şartlar içerisinde bulunursak bulunalım, zât-ı ülûhiyyetini unutmamamızı ve her hal-ü kârda kendisini anmamızı irade eylemektedir.

Elleziyne yezkürunallahe kıydmen ve kuuden ve ald cünubihim...

Al-i-Imran: 192

Sayfalar 231–238 · Envârü’l-Kulûb I — tarikat.org