Hâl ve makâm arasında, pek çok yönden benzerlik vardır ve bunun için meşâyih-ı kiramın bu husustaki ifâde ve işâretleri çok çeşitli olmuştur. Bu farklı açıklamalar, makâm, hâl ve onlara dâhil olan şeylerde benzerliğin bulunmasından dolayıdır. Bir durum, bazı kimselere hâl olarak görülürken, bazısına makâm olarak görülmektedir. Her iki görüş de doğrudur. Çünkü, her birinde diğerine âit özellikler bulunmaktadır. Bununla birlikte, aralarını ayıracak sağlam bir görüşün zikredilmesi gerekmektedir. Aslında hâl ve makâm kelimelerinin lafzı ve ibâreleri, aralarındaki farkı göstermektedir. Şöyle ki: Hâle “hâl” denmesi; onun aynı şekilde kalmayıp değişmesinden dolayıdır. Makâma da “makâm” denmesi; sâbit oluşu ve istikrarından dolayıdır. Bazen bir şey bizzat hâl iken sonra makâm olur. Meselâ; kulun içinden nefsini muhâsebe etme arzusu gelir. Sonra bu arzu nefsin sıfatlarının ona gâlib gelip bastırmasıyla ortadan kalkar. Sonra tekrar gelir, tekrar gider. Kul devamlı bu muhâsebe hâlini korumaya çalışır. Sonra nefsin sıfatlarının ortaya çıkmasıyla hâl değişir. Bu durum, kerim olan Allah’dan…
ÜYE KÜTÜPHANESİ
Okumaya kaldığınız yerden devam edin.
Tam metin Meclis üyelerine açıktır. Üyelik ücretsizdir; okuduğunuz bölümü defterinize kaydedebilir ve özel notlarınızı aynı yerde tutabilirsiniz.