Allahu Teâlâ, kardeşliğin hedefi ve edebi hakkında buyurmuştur ki: ‘‘İyilik ve takvâ hususunda birbirinizle yardımlaşınız.” (Mâide (5), 2.) Bir diğer âyette de şöyle buyurmuştur: “Sonra asıl iş, iman ederek birbirlerine hakkı ve merhametli olmayı emreden kimselerden olmaktır.” (Beled (90), 17.)
405- Zebidi, İthâfu’s-Sâde, VII, 21-22; Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azameti, No:487-488 406- Aynı manada bir söz Abdullah b. Ömer’den de rivayet edilmiştir. Bkz: Gazzali, İhya, II, 233.
Allahu Teâlâ, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ashabını vasfederken şöyle buyurmuştur: “Onunla beraber olanlar, kafirlere karşı çok şiddetli kendi aralarında gayet merhametlidirler.” (Fetih (48), 29.) Bütün bu âyet-i kerimelerde, Allahu Teâlâ’ kullarına sohbet edeb ve hukukunu öğretmektedir. Şu hâlde, Allah için sohbet ve kardeşlik yapmayı tercih eden kimsenin dikkat edeceği ilk edeb, kendi nefsini ve arkadaşını tazarru’, duâ ve istekle Allahu Teâlâ’ya teslim etmesi ve sohbetlerinden bereket istemesidir. Çünkü insan, bu beraberlik ve arkadaşlık sebebiyle, kendisine Cennet yahut Cehennem kapılarından bir kapı açmış olacaktır Eğer bu dostluk, Allah rızâsı içinse; Allah, aralarında hayır yolunu açar. Bu ise; Cennet kapılarından bir kapıdır. Bu hususa işâreten Allahu Teâlâ buyurmuştur ki: “O gün muttakilerin dışında bütün dostlar birbirinin düşmanı olur.” ( Zuhruf (43), 67.)
Bu âyetteki muttakilerin durumu anlatılırken denilmiştir ki: “Allah için birbirini seven iki kardeşten birisine: “Cennete gir!” denilir, bunun üzerine o, kardeşinin makâmına sorar. Eğer onun aşağısında ise, kendisine verilen makâmın benzeri ona da verilinceye kadar Cennete girmez. Eğer kendisine: “O senin gibi amel etmedi!” denilirse; o: “Ben, kendim ve kardeşim için amel ettim!” der. Bunun üzerine kardeşi için istemiş olduğu bütün şeyler verilir ve kardeşi de onun makâmına yükseltilir. Eğer Allahu Teâlâ, iki arkadaşa (İlâhî rızâ için olmayan) beraberliklerinden dolayı, bir şer yolu açarsa, bu dostluk, Cehennem kapılarından bir kapı demektir. Bu hususa işâret eden ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Zâlimlerden her biri (pişmanlığından) o gün iki elini ısırarak: “Ne olurdu keşke ben de o peygamberle birlikte bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke, (beni sapıtan) falanı dost edinmeseydim, der." (Furkan (25), 27-29.) Gerçi bu âyet-i kerime, meşhur bir kıssa hakkında nâzil olmuştur, fakat Allahu Teâlâ, bununla kullarını, kendilerini Hakk’tan alıkoyacak bütün dostlara karşı uyarmış ve ciddi bir niyet, sağlam bir araştırma olmaksızın, gireceği bu işlerdeki niyetini, maksadını, menfaat ve zararlarını bilmeyen cahiller gibi hareket etmekten sakındırmıştır. Abdullah b. Abbas (r.a) demiştir ki: “İnsanları ancak insanlar bozar.” Demek ki, insanlara yakınlıkla hem fesat hem de salah hâli meydana gelmektedir. Durum bu olunca, insan nasıl olurda, böyle bir işe girerken dikkatli olup, Allahu Teâlâ’ya çokça yalvararak, arkadaş seçişinde sadâkat sahibi olarak, bu hususta bereket ve hayır isteyerek ve öncesinde istihâre yaparak işini sağlama bağlamaz. Hem sonra arkadaşlık ve kardeşlik bir ameldir. Her amel, önce güzel niyete, sonra da onu aynı güzellikte tamamlamaya muhtaçtır. Rasûlullah (s.a.v), uzunca bir hadisinde buyurmuştur ki: “Yedi sınıf insan vardır ki; Allahu Teâlâ onları kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet gününde, kendi gölgesinde gölgelendirecektir...
onlardan birisi de Allah için birbirini sevip bu sevgi üzerinde yaşayan ve bu sevgi üzerinde ölüp ayrılan iki kişidir.” 407 Bu hadiste, arkadaşlık ve kardeşliğin fayda vermesi ve kendilerine kardeşliğin sevabının yazılabilmesi için, bu dostluğun, başlandığı gibi güzelce tamamlanması şart koşulmuştur. Kurulan kardeşlik, sonuna kadar hak ve hukuku çiğnenmeden aynı edeple devam ettirilmezse, daha önce yapılan kardeşliğin bir kıymeti olmaz. Denilmiştir ki: Şeytan iyilik hususunda birbiriyle yardımlaşan kimselere hased etmez; onun hasedi, Allah için kardeş olan ve onun için birbirini seven insanlaradır. Gerçekten Allah için birbirini seven iki kimsenin arasını bozmak için şeytan bizzat gayret eder ve bütün tâifesini buna teşvik eder.408 Fudayl b. İyaz derdi ki: “Uzaklık ve kopukluk meydana geldiği zaman, kardeşlik ortadan kalkar. Halbuki Allah için kardeşlik, karşılıklı yüz yüze sevgi içinde olmayı gerektirmektedir. Bu durumu Allahu Teâlâ şöyle beyan buyurmuştur: "Biz onların kalblerindeki kinleri çıkarır atarız; artık onlar tahtlar üzerinde kardeş olarak karşılıklı otururlar.” (Hicr (15), 47.) İki kardeşten birisi, diğeri hakkında içinde bir kötülük gizler yahut ondan hoşlanmadığı herhangi bir şey görür de onu gidermek için kendisini uyarmaz veya ondan gitmesine sebep olmazsa, ona yüzü ve gönlüyle dönmüş olmaz, aksine ona sırt çevirmiş sayılır. Cüneyd el-Bağdâdî (rah.) demiştir ki: “Allah için kardeş olan iki kimseden birisi daha sonra soğuyup ayrıldı ise; bu ancak, birisindeki bir hastalık ve ârızadan dolayı olmuştur.” Demek ki; Allah için kardeşlik, duru sudan daha sâfidir. Bir iş Allah için olmuşsa; Allahu Teâlâ onda sâfiyet ister ve temiz olan her şey devam eder. Dostluğun devamı; (arada nefis adına) muhâlefetin bulunmayışı iledir. Rasûlullah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Kardeşinle çekişme, onunla alay etme ve kendisine yerine getiremeyeceğin şeyi va’detme.’’409 Ebû Saîd el-Harrâz (k.s) demiştir ki: Sûfilerle elli sene beraber bulundum, benimle onlar arasında hiçbir hilâf ve çekişme olmadı. “Bu nasıl oldu?” diye kendisine sorulunca: “Çünkü ben onlarla beraberken hep nefsimin üzerinde durup, kendimle meşgul oluyordum.” demiştir. Bize, Şeyhimiz Ebu’n-Necib es-Sühreverdî, icâzet yoluyla, şunu haber verdi: Bir adam, İbnu’l-Cellâ’ya gelerek: “Halka hangi şartla yakın olayım?” diye sorunca, Hazret: “Eğer onlara iyilik yapamazsan, bâri eziyet verme. Onları sevindiremezsen, hiç değilse kendilerine kötülük yapma!” demiştir. Yine bu senedle gelen haberde Ebu Abdullah b. Cellâ demiştir ki: “Seninle kardeşin arasındaki dostluk ve arkadaşlık hakkını zâyi etme. Çünkü Allahu Teâlâ her mü’min için birtakım hakları farz kılmıştır; bu hakları ancak, Allahu Teâlâ’nın haklarını gözetmeyen kimse zâyi eder.”
407- Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 43 (No:4645). "Bu sevgi üzerine ölen” ibâresi yok. Ayrıca bkz: Beyhakî, Şuabu’l-İmân, VI, 483. 408- İlgili hadisler için bkz:Müslim, Sıfatu’l-Kıyame, 65-68. 409- Tirmizî, Birr, 58.
Sohbet ve kardeşlik haklarından birisi de kardeşiyle arasında bir ayrılık ve uzaklaşma olduğu zaman onu ancak hayırla anmasıdır. Anlatılır ki; büyüklerden birisinin bir hanımı vardı. Onda sevmediği bir hâlin olduğu bilinirdi. Kendisine hanımının hâlini öğrenmek için bir şey sorana: “Bir erkeğe hanımı hakkında hayırdan başka bir şey söylemesi doğru değildir.” derdi. Sonunda ondan ayrıldı ve kendisini boşadı. Niçin boşadığı hakkında kendisinden haber sorulduğunda: “O, benden ayrılmış ve herhangi bir şeyi ile de bana ait olmayan bir kadındır. Artık ben onun hallerini nasıl anlatabilirim ki” demiştir. Hiç şüphesiz bu davranış, çirkinlikleri örtüp güzellikleri ortaya koyan Allahu Teâlâ’nın ahlâkı ile ahlâklanmaktır. İki arkadaş ve kardeşten birisinde, ondan ayrılmayı gerektirecek bir kusur bulunduğu zaman, diğeri ona buğz etmeli mi etmemeli mi? Bu hususda farklı görüşler vardır. Ebû Zer (r.a) demiştir ki: “Kardeşin, üzerinde bulunduğu güzel hâli değiştirdiği zaman, iyi hâlinde onu sevdiğin gibi, bu durumunda da ona buğzetmelisin.” Başkaları da demişlerdir ki: “Kendisiyle sohbet ve arkadaşlık kurduktan sonra, yapılan bir kusurdan dolayı kardeşine kızmaz, fakat işlemiş olduğu kötü amele kızar. Bu hususa işaret olarak Allahu Teâlâ, Efendimize (a.s) buyurmuştur ki: “Eğer sana isyan ederlerse de ki: Ben sizin amelinizden uzağım.” (Şuarâ (26), 216.) Âyette; “ben sizden uzağım” demedi, “amelinizden uzağım!” dedi. Anlatılır ki; bir genç, Ebu’d-Derdâ’nın (r.a) meclisine devam ederdi. Ebu’d Derdâ da (r.a) onu başkalarından ayrı bir mevkide tutuyordu. Sonra bu genç büyük günahlara daldı ve Ebu’d Derdâ’nın meclisine gelmez oldu. Ebu’d-Derdâ’ya: “Onu uzaklaştırıp terk etsene!” dendiği zaman: “Sübhânallah! Arkadaş bir kusur işledi diye terkedilmez.” demiştir. Denilmiştir ki: “Arkadaşlık, neseb yakınlığı gibi bir bağlılıktır.” Bir defasında Hâkimin birisine: Kardeşin mi arkadaşın mı? sana hangisi daha sevimlidir?” diye sorulduğunda: “Samimi arkadaşım olduğu zaman kardeşim daha sevgilidir.” demiştir. Arkadaştan ayrılık zâhiren ve bâtınen olur. Zâhiren aralarında bir uzaklaşma olup da bâtinen bağlı kalmaya gelince; bu, şahısların ayrılış sebeplerine göre değişir. Bu hususda herhangi bir açıklama ve ayırım yapmaksızın genel olarak söz söylenmez. İnsanlardan bazıları vardır ki; onun hâlinin değişmesi, Allahu Teâlâ’nın yolundan ayrılması ve hakkında takdir edilen kötülüğün başına gelmesiyle olur. Bu durumda, ona buğzetmek ve hakkında Hakk’a uymak gerekir. İnsanlardan bazıları vardır ki; onun hâlinin değişmesi, bir sürçme ve dönmesi umulan bir gevşeklik yüzünden olmaktadır. Bu durumda, ona buğz edilmesi gerekmez. Fakat onun o anda olan amellerine buğz eder. İyilik hâline dönmesini ve kendisine bir kurtuluş yolunun açılmasını bekleyerek ona dostluk gözüyle bakar. Rivâyete göre; Peygamber (s.a.v), bazı insanların kötülük yapmış birisine ileri geri konuştuklarını duyduğu zaman: "Susunuz” buyurmuş ve: "Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın.”" sözüyle onları uyarmıştır. İbrâhim en-Nehâî (rah.) demiştir ki: “Kardeşin bir günah işlediği zaman onunla alakayı kesip terketme; çünkü o, bugün günah işler, yarın terk eder.”
Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Âlimin hatâsından sakının, onunla münâsebeti kesmeyin; düzelmesini bekleyin. ”410 Rivâyet olunduğuna göre; Hz. Ömer (r.a)’in Allah yolunda kardeş olduğu birisi Şam’a gitmişti. Hz. Ömer (r.a) Şam’dan Medine’ye gelen bir zâta: “Kardeşim ne yapıyor?” diye durumunu sordu. O da: “O, şeytana kardeş oldu!” dedi. Hz. Ömer (r.a): “Sus! deyince adam: “O büyük günahlara daldı, hatta içkiye bile düştü!” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: “Medine’den dönerken bana haber ver.” dedi. Adam dönerken kendisine uğradı. O da kardeşine şu şekilde bir mektup yazdı: “Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Hâ-mim. Bu kitabın indirilişi Aziz ve Alîm olan Allah’dandır. O günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, bununla birlikte azabı da şiddetli olan, ihsanı bol bir Allah’dır. Ondan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak onadır.” (Mü’min (40), 1-3.) ayetlerini yazdıktan sonra, bu hususta kendisini uyarıp kınadı. Şam’daki kardeşi mektubu okuyunca ağladı ve: “Allahu Teâlâ doğru söylemiştir. Ömer de bana nasihat etti.” dedi ve tövbe ederek günahlardan vazgeçti.” Rivâyet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a.v), Abdullah b. Ömer’in (r.a) sağa sola bakınıp durduğunu gördü. Ne aradığını sorunca, İbnu Ömer (r.a): “Yâ Rasûlellah! Bir adamla kardeş olmuştum. Şimdi onu arıyorum ve göremiyorum.” deyince Efendimiz Aleyhisselam: “Ey Abdullah! Bir kimseyle kardeş olduğun zaman; onun ismini, babasının ismini ve evinin adresini sor öğren. Böylece, eğer hasta olursa ziyârete gidersin, bir işi olursa yardım edersin.”411 Buyurdu. Abdullah b. Abbas (r.a) derdi ki: “Kendisinin bana arz edeceği herhangi bir ihtiyacı olmadığı halde, üç gün üst üste (Allah için) meclisime devam eden kimsenin, dünyadaki mükâfatının (ve hakkının) ne olduğunu çok iyi bilmekteyim.” Sâid b. el-As da derdi ki: “Meclisimde bulunan kimseye karşı bana üç şey düşer: 1- Yanıma geldiği zaman onu muhabbetle karşılar: “merhaba!”. derim 2- Konuştuğu zaman kendisine yönelir, sözüne kulak veririm. 3- Oturduğu zaman ona yer açarım.”
Muhabbetin ihlasla Allah için olmasının alametti; onda iyilik ve ihsan gibi dünyevî hesap ve endişelerin bulunmamasıdır. Bir şeye bağlı olarak yapılan şey, o sebebin ortadan kalkmasıyla yok olur gider. Dostluğunu herhangi bir dünyevî sebebe dayandırmayan kimse, bu dostluğunu güzelce devam ettirir. Allah için olan kardeşliğin şartlarından birisi de din ve dünya işlerinde gücünün yettiği kadar kardeşini kendisine tercih etmektir. Allahu Teâlâ, bu ahlaktaki mü’minleri överek şöyle buyurmuştur: “Kendilerine hicret edip gelenlere sevgi beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı kalblerinde bir çekememezlik hissetmezler, kendileri zaruret içinde bulunsalar bile; onları kendilerine tercih ederler.” (Haşr (59), 9.)
407- Buhârî, Hudûd, 5; Ahmed, Müsned, I, 438. Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, X, 211; Suyûtî, el- Câmiu’s-Sağîr, No:137. 411- Tirmizî, Zühd, 45; Beyhakî, Şuabu’l-İmân, V), 492.
Allahu Teâlâ’nın: “Onlara verilen şeylerden dolayı kalblerinde ona karşı bir hırs bulmazlar sözünün mânası; kardeşlerine malları için hased etmezler, demektir. İşte bu iki vasıfla gerçek muhabbet kemâl bulur: Onlardan birisi, din ve dünya işlerinden herhangi birisinde kalbde hasedin bulunmaması; İkincisi de gücü yettiği kadar kardeşini kendisine tercih etmektir. Beşerin Efendisi Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: ‘‘Kişi, arkadaşının dini ve ahlâkı üzerinedir. Senin kendisi için gördüğün faziletin benzerini sende görmeyen kimsenin arkadaşlığında hayır yoktur .”412 Ebû Muâviye el-Esved (k.s), bir defasında: “Bütün kardeşlerim benden hayırlıdır.” demiş, “Bu nasıl olur?” denilince de: “Herkes beni kendisinden faziletli görüyor; kim beni kendinden faziletli görürse, benden daha hayırlıdır.” diye cevap vermiştir. Birisi nazım hâlinde şunları söylemiştir: Tavâzu göster o kimseye ki, bu hâlini, Bir fazilet görür, düşünmez ahmak seni. Yanaşma dostluğuna sakın şöyle kimsenin; Dosta kibir etmeyi, başında görür meziyyetin.