Allahu Teâlâ, gece ibadeti hakkında buyurmuştur ki: “Onlar, geceyi Rableri için secde ve kıyamda geçirirler." (Furkan (25), 64.)
“İşledikleri salih amellere mükâfaat olarak onlar için hazırlanan güzel nimetleri kimse bilemez.’’ (Secde (32), 17.) Bu âyetin tefsirinde: “Onların işledikleri amel gece namazıdır.” denilmiştir.368 “Sabır ve namazla Allah’dan yardım isteyin.” (Bakara (2), 153) âyetinin tefsirinde: “Nefisle mücâhade ve düşman karşısında sabretmeye gece namazıyla yardım isteyiniz, (onunla mânen destek elde ediniz).” denmiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Gece namazına devam ediniz. Çünkü o, Rabbinizi razı eder. Hem o, sizden önceki sâlihlerin (devamlı yaptıkları) bir sünnet, günahtan alıkoyan, suçları temizleyen, şeytanın hile ve tuzağını boşa gideren, vücut hastalıklarına deva olan bir ibâdettir.” 369 Sâlihlerden bir cemaat, gecenin tamamını ibâdetle geçiriyordu. Hatta, Tabiinden kırk kişinin yatsı namazının abdestiyle sabah namazını kıldıkları nakledilmiştir. Mesela; Said b. Müseyyeb, Fudayl b. lyaz, Vüheyb b. el-Ferrad, Ebû Süleyman ed-Dârânî, Ali b. Bekkâr, Habib el- Acemî, Kehmes b. Minhâl, Ebû Hâzim, Muhammed b. el-Münkedir, Ebû Hanife (rahimehumullah) ve diğerleri bu grubun içindedir . Ebû Tâlib el-Mekkî, “Kütü’l-Kulûb” isimli eserinde, bu zatları, meşhur nispetleriyle birlikte zikretmiştir. Gecenin tamamını ibâdetle geçirmekten âciz olanların, gecenin üçte ikisini veya üçte birini ihyâ etmeleri müstehabtır. Müstehab olan sınırın en azı; gecenin altıda birini ibâdetle geçirmektir. Bu kimse, gecenin ilk üçte bir bölümünde uyur, yarısını namazla geçirir, son altıda birinde biraz daha uyur. Ya da gecenin ilk yarısında uyur, üçte birini ibâdetle geçirir ve altıda birinde yine uyur. Rivâyete göre; Dâvud aleyhisselam: “Ya Rabbi, sana ibâdet etmekten hoşlanıyorum, hangi vakitte kalkayım?" diye sorunca, Allahu Teâlâ: “Gecenin evvelinde ve sonunda kalkma. Çünkü gecenin evvelinde kalkan, sonunda uyur. Sonunda kalkan evvelinde uyur. Sen gecenin ortasında kalk ki; benimle baş başa kalasın ve ihtiyaçlarını bana arz edesin!” diye vahyetmiştir. Böyle yapılırsa, gece namazı iki uyku arasında olmuş olur. Ancak gecenin evvelinde bir miktar nâfile namaz kılmalı ve uyku galebe çalınca uyumalıdır. Uyandığı zaman yeniden abdest alır. Böylece, iki defa gece kıyamı, iki defa uyku meydana gelir. Bu, en faziletlisidir. Ne söylediğini bilmeyecek ve ne kadar namaz kılıp tilâvet yaptığını fark etmeyecek kadar uykulu olan kimse, bu halde namaz kılmamalıdır. Bir haberde: ‘‘Gece namazı için kendinizi sıkıntıya sokmayınız.” 370 buyrulmuştur. Rasûlullah (a.s)’a: “Falanca kadın, geceleri namaz kılar, uyku bastırınca da uyumamak için kendisini iple bağlar.” denildiğinde: Efendimiz (a.s), bundan nehyetti ve: “Sizden biriniz kendisine kolay geldiği miktarda (nâfile) namaz kılsın. Uyku galebe çalınca hemen namazı tamamlayıp uyusun”371 buyurdu. Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur.
368- (Bkz: Beğavî, Meâlimu't-Tenzîl, VI, 306; Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, VI, 547.) 369- (Tirmizî, Deavât, 101; Ahmed, Müsned, VI, 126. Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 174 (No: 5573), Beyhakî; Sünen-i Kübrâ, II, 502; Hâkim, Müstedrek, I, 451.) 370- (Deylemî, Firdevsü’l-Ahbâr, V, 207. (Had. No: 7622). Zebidî, Ithâfu’s-Sâde, V, 474.) 371- (Bkz: Ebû Dâvud, Tatavvu’; 18 Nesâî, Kıyâmul-Leyl, 61-62.)
“Bu dini zorlaştırmayın. (Onunla yarışa girmeyin) O, (bütün ölçüleriyle) sağlamdır. Kim, (dinin bütün emir ve amellerini yapacağım deyip) onu zorlaştırırsa, din onu yorar. Sakın nefsini Allah’ın ibâdetinden nefret ettirme!’’372 Hakk tâlibi olan birisine, uykuda iken fecrin doğmasını beklemek uygun değildir. Ancak, fecirden önce uzun müddet gece ibâdetiyle meşgul olmuşsa; o zaman mâzur görülebilir. Bununla birlikte, gece yarısı biraz namaz kılıp, tan yeri ağarmadan bir saat önce kalkmak, gece uzunca kıyamda durup fecirden sonraya kadar uyumaktan daha faziletlidir. Fecirden önce uyandığında çokça tesbih ve istiğfar yaparak bu vakti bir ganimet bilmelidir. Geceleyin kılınan her iki rek’attan sonra biraz oturur. Tesbih, istiğfar ve Rasûlullah (a.s)’a salt u selâm ile meşgul olur. Çünkü bu, vücuda bir rahatlama sağlar ve tekrar ayakta durmaya kuvvet verir. Sâlihlerden birisi demiştir ki: “Uyku; ilk uykudur. Bir kere uyanıp da sonra uykuya dönersem, Allah gözüme uyku vermesin.” Müridlerden birisi, bana, mürşidlerinin müridlere geceleyin bir miktar uyku uyumalarını ve gündüz de bir öğün yemek yemelerini emrettiğini anlatmıştı. Bir hadis-i şöyle buyrulmuştur: “Bir koyun sağacak zaman kadar da olsa, geceleyin kalk, namaz kıl”, Koyun sağacak vakitle; iki veya dört rekât namaz kılacak bir zaman kastedilmiştir. “Dilediğine mülkü verir, dilediğinden de çekip alırsın.” (Al-i İmran (3), 26.) âyetinin tefsirinde, bu mülkün gece namazı olduğu söylenmiştir. Kim tembelliğinden, azminin gevşekliğinden, iltifatının azlığı sebebiyle gece namazını hafife almasından veya hâline aldanarak (kendini ondan müstağni görmesinden dolayı) gece namazından mahrum kalmışsa; durmasın (hâline) ağlasın! Çünkü kendisine büyük bir hayır yolu kapanmıştır. Kurbiyyet hâl ve makâmına meyli olan bazı hâl sahipleri, kurbiyyet makâmının gerektirdiği şeylerin, şevk makâmından farklı ve ayrı olduğunu; şevk makâmının gerektirdiği şeylerin daha düşük şeyler olduğunu ileri sürerek, gece namazının şevk makâmına ait bir amel olduğu görüşündedirler. Bu, büyük bir hatâdır. Bunu iddiâ edenlerin çoğu helak olmuşlardır. Böyle düşünen bir kimsenin, içinde bulunduğu halde sürekli kalamıyacağını, insanın devamlı kusur, gevşeklik ve şüphe ile karşı karşıya olduğunu bilmesi gerekir. Hem, Rasûlullah’ın (s.a.v) hâlinden daha yüce bir hâl olmadığı halde, O’nun gece namazından hiç geri kalmadığı, hatta ayakları şişinceye kadar kıyamda durduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Efendimizin bu hâli kendisine bir delil olarak gösterilen bu kimse şöyle diyebilir: “Rasûlullah (s.a.v) bunu teşrî (dindeki hükmünü ve uygulamasını öğretmek) için yaptı.” Biz de bu kimseye deriz ki: “Bize ne oluyor ki; onun hükmüne uymuyoruz?” Gerçekten bu, çok nazik bir durumdur. Bil ki; gece ibâdetini terk etmeyi bir fazilet görmek, bu arada kendisinin de (bu hâliyle) Cenab-ı Hakk ın huzûrunda mâ’nevî bir yakınlık elde ettiğini iddiâ etmek, uyku ile uyanıklığı aynı değerde görmek, şeytanî bir hiledir ve hâlin fitnesine düşmekten başka bir şey değildir. Böyle bir kimse, içine nefsin karıştığı hâlin bağına takılıp kalmış, hâle mağlub olmuş ve hâl kendisini tahakkümü altına almıştır. Halbuki, güçlü sûfilere hâl tahakküm edemez. Aksine onlar, amelleriyle elde ettikleri hâli, istedikleri şekilde kullanırlar. Hâl onlarda değil, onlar hâlde tasarrufda bulunurlar. Bu böylece bilinsin. Biz,
372- (Tabarani, el-kebir, No:787; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, II, 252; Münzirî, et-Terğib, I, 430.)
arkadaşlarımızdan bazılarının bu şekilde (hâle mağlub) olduklarını gördük. Sonra Allahu Teâlâ’nın inâyetiyle bize keşfoldu ki, bu, bir kusur ve yolda kalmadır.
Bir adam, Hasan el-Basri’ye gelerek:
“Yâ Ebâ Said! Ben sıhhat ve âfiyet içinde geceyi geçiriyorum. Gece namazına kalkmayı arzuluyorum ve bunun için abdest suyumu da hazırlıyorum. Buna rağmen yine de kalkamıyorum, acaba niçin?” diye sorunca. Hazret: “Günahların seni bırakmıyor!” cevabını vermiştir. Demek ki kul, geceleyin ibâdete kalkmasına engel olacak günahlardan sakınmalıdır. Nûri (rah) demiştir ki: “İşlediğim bir günah yüzünden yedi ay gece ibadetinden mahrum bırakıldım.” Kendisine: “Günahın ne idi?” diye sorulunca da: “Ağlayan bir adam görmüştüm; içimden: ‘Bu adam bir mürâîdir, gösterişine ağlıyor’ diye geçirdim. İşte bu yüzden!” demiştir. Sûfilerden birisi anlatıyor: Kürz b. Vebre’nin yanına vardım, ağlıyordu: “Neye ağlıyorsun, yakınlarından birisinin ölüm haberi mi geldi?” diye sordum; “Hayır, daha kötüsü!” dedi. “Dayanamadığın bir acın, ağrın mı var?” diye sordum: “Hayır, ondan da acı!” dedi. “Öyleyse neyin var?” diye sorunca: "Kalbimin (feyiz) kapısı kapandı, üzerine perde çekildi. Dün gece okumam gereken hizbimi (Kur’an ve zikrimi) okuyamadım. Bu da ancak işlemiş olduğum yeni bir günahtan dolayı oldu.” Dedi. Sofilerden birisi: “Gece (rüyada) ihtilam olmak, mânevî bir cezâdır” demiştir. Bu, doğrudur. Çünkü kalbini güzel muhâfaza eden ve edebe iyi dikkat eden bir kimse, ihtilam kapısını kapamaya güç yetirir. İhtilam ancak, hâlini iyi bilmeyen, vaktinin gereğini ve halinin edebini ihmal eden kimsenin başına gelir. Kalbini iyi muhâfaza eden, edebe tam riâyetle gereğini yerine getiren kimsenin bazen ihtilam olmasına sebep; başını yastığa koyup gevşemesi olmuştur. Özellikle bu kimse, yastığı (yatağı) terketme hususunda azimet sahibi iken, uyku için hazırlık yapıp, azmini gevşettiği zaman, bu hâle mübtelâ olur. Bazı kimselere bu, bir günah değildir. Onlar başını yastığa güzel bir niyetle koyarlar ve bu şekilde dinlenerek gece ibadetine yardımcı olmasını düşünürler. Başı yastığa koyarak yatmak bazı insanlar için bir günah olabilir. Bu kadarcık bir ihmal (ve gevşeme) ihtilama sebep olacak bir günah olunca; diğer günah hallerini buna kıyas et! Bu gibi durumlar erbâbına hastır ve onu ancak ehli olanlar anlar. Bazen, altına yumuşak yatak, yorgan yastık gibi şeyleri serdiği ve içinde yattığı halde ihtilam ve başka bir durumla ceza görmeyen kimseler vardır. Onlar; âlim, güzel niyet sahibi, işlerin giriş ve çıkış yollarını çok iyi bilen kimseler olduğu için, (bu şeylerden etkilenmezler ve) böyle cezâlara mâruz kalmazlar. Nice uyuyanlar vardır ki, yüksek ilmi ve güzel niyeti sayesinde, geceyi ayakta geçiren (birçok) kimseyi öne geçmişlerdir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “İnsan uyuduğu zaman şeytan onun başına (ensesine) üç düğüm atar. Uykudan uyanıp oturarak Allah Teâlâ’yı zikrederse; bir düğüm çözülür. Eğer kalkıp abdest alırsa, diğer bir düğüm daha çözülür. İki rekât namaz kılınca; bütün düğümler çözülür, kul dinç ve kalbi
hoş olarak sabah çıkar. Aksi takdirde tembel ve berbat (huzursuz) bir şekilde sabaha çıkar (güne başlar)”373 Diğer bir hadiste ise: “Sabaha kadar uyuyup (sabah namazına kalkmayanın) kulağına şeytan bevleder.”374 buyrulmuştur. Gece namazına kalkmayı zorlaştıran hallerden bazıları şunlardır: Dünya işlerini çokça düşünmek, dünya ile fazlaca meşgul olmak, azaların yorgun olması, midenin yemekle dolu olması, çok konuşmak, boş ve günah şeylerle meşgul olmak, öğleden sonra kay lüle uykusunu terk etmek. Bu işte muvaffak kılınanlar ise; vaktini ganimet bilen, kalbinin hastalığını ve ilacını tanıyan, (gerekli tedaviyi ve edebi) ihmal etmeyen ve Cenâb-ı Hakk tarafından kendi hâline bırakılmayıp mânen desteklenen kimselerdir.