Ara
Menü

GECE NAMAZI VE UYKU ÂDABI

1.996 kelime

Müezzin akşam ezanını bitirdiği zaman, ezanla ikâmet arasında iki rek’at namaz kılınır. Ülemâ, halk müekked bir sünnet zannedip de kendilerine uymaya kalkmasınlar diye, bu namazı, cemaata çıkmadan önce acele olarak evlerinde kılıyorlardı. Akşam namazının farzından hemen sonra iki rek’at sünnet kılınır. Çünkü bu iki rek’at, farz namazla birlikte huzûr-u ilâhiyeye yükseltilmektedir. Bu iki rek’atın, birinci rek’atında “Kâfîrûn”, ikinci rek’atında “İhlâs” sûreleri okunur. Sonra, gece meleklerine ve Kirâmen Kâtibîn meleklerine selam vererek şu duâ okunur:

‘Merhaba ey gece melekleri ve merhaba ey Kirâmen Kâtibîn! Amel defterime yazın ki; ben Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ederim. Yine şehâdet ederim ki; Cennet haktır. Cehennem haktır. Havz ve şefaat, sırat ve mizan haktır. Hiç şüphesiz kıyâmet kopacaktır. Allah kabirde olanları tekrar diriltecektir. Allahım! Bu şehâdetimi, ihtiyacım olacak gün için sana emânet ediyorum. Allahım! Bu şehâdet sebebiyle hatâlarımı bağışla, günahımı affet, mizanımı ağırlaştır. Bana emniyet ver. Kusurlarımızdan vazgeç, yâ erhamerrâhimin. ”

Eğer akşam ile yatsı arasını cemaatle namaz kıldığı camide geçirirse, hem iki vakit arasını ibadetle değerlendirmiş, hem de itikaf sevabını almış olur. Eğer, namazdan sonra eve dönmesini gerekli görüyor ve akşam ile yatsı arasını evinde ihyâ etmeyi dini için daha selâmetli, ihlasa daha yakın ve düşüncesini toplamaya daha uygun buluyorsa, öyle yapmalıdır. Rasûlullah’a (sav): “Yanları yataklarından ayrılır.” (Secde (32), 16.) âyetinde kasd edilenin ne olduğu sorulunca: “O, akşam ile yatsı arasındaki namazdır.” 365 buyurmuştur. Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmuştur:

365- (Şevkânî, Fethu’l-Kadir, IV, 254.)

“Akşam ile yatsı arasındaki namazı bırakmayın. Çünkü o, gündüz işlenen boş işlerin günahını temizler ve günün sonunu da güzelleştirir (hayırla kapamış olur).” 366 Akşam ile yatsı arasında kılacağı namazın ilk rek’atında “Bürûc”, ikinci rek’atında: “Târik” sûrelerini okur. Sonra iki rek’at daha kılar, onun peşine bir iki rek’at daha ekler. Önce kılacağı iki rek’atın, ilk rek’atında, “Bakara” sûresinin evvelinden on âyetle, “Ve ilâhükum ilâhun vâhidûn” ile başlayan 163. âyeti sonuna kadar ve on beş kere “İhlas” sûresini okur. İkinci rek’atında ise; âyete’l-kürsî, âmenerasûlü ve yine on beş defa İhlas sûresini okur. Bunun peşinden kılacağı iki rekâtta ise; “Zümre” ve “Vakıa” sûrelerini okur. Bundan sonra, dilediği kadar namaz kılar. Eğer bu vakit içinde namazda veya dışında, günlük (Kur’an) hizbinden bir şeyler okumak isterse, okuyabilir. Şayet bütün vakti namazla doldurmak isterse, “Fâtiha” ve “İhlâs” sûrelerini okuyarak hafif bir kıraatla yirmi rek’at namaz kılabilir. Akşam ile yatsı arasını uzunca iki rek’at namazla doldurmak isterse, bu da güzeldir. Bu iki rek’atta, ya, kıyamda Kur’an’dan okuyacağı günlük hizbini (ezberinden) okur veya hem duâ hem de kıraat olacak bir âyeti durmadan tekrar ederek namazını tamamlar. Meselâ devamlı:

Rabbimiz, biz ancak sana tevekkül ettik, sana yöneldik. Dönüşümüz de sanadır .” (Mümtehine (60), 4.) âyetini yahut bu manada başka bir âyet okur ve böylece namaz, Kur’an tilâveti ve duâyı bir arada yapmış olur. Hem böyle yapmak düşünceyi toplar ve fazileti ele geçirir. Sonra, yatsının farzından önce dört, sonra da iki rek’at namaz kılıp evine veya halvethanesine döner. Orada da diğer bir dört rek’at daha kılar. Rasûlullah (sav), yatsıdan sonra hane-i saadetlerine döndüklerinde, oturmadan önce dört rek’at namaz kılardı. (Münziri, et-Terğib, I, 406.) Kılacağı bu dört rek’atta, “Lokman”, “Yasîn”, “Duhân” ve “Mülk” sûrelerini okur. Eğer namazı hafif tutmak isterse, “âyete’lkürsî”, “âmenerrasûlü”, “Hadid” sûresinin evveli ile, "Haşr” sûresinin son âyetlerini okur. Bu dört rekâttan sonra da on bir rek’at namaz daha kılar. Bu rekâtlarda da “Târik” süresinden başlayarak, Kur’an’ın sonuna kadarki üçyüz âyeti okur. Şeyh Ebu Tâlib el-Mekkî (r.ah) bu şekilde zikretmiştir. İsterse bu miktardan daha az âyette okuyabilir. Eğer “Mülk” sûresinden başlayarak Kur’an’ın sonuna kadar ki bin âyeti okuyacak olursa, bunda büyük bir hayır vardır. Kur’an-ı Kerim’i ezbere bilmeyenler, her bir rek’atta beş ya da on kere veya daha fazla “İhlas” sûresini okuyabilir. Vitir namazını teheccüdün sonuna kadar te’hir etmemelidir. Ancak teheccüd için uyanma konusunda kendisine güveniyorsa, o zaman teheccüdün sonuna te’hir etmesi daha faziletlidir. Ülemâdan bazısı, uyumadan önce vitir namazını kılıp, sonra teheccüde kalktığında, bir rek’at namaz kılarak, vitri çift rek’at olarak tamamlar, sonra da dilediği kadar nâfile namaz kılardı. Vitir namızını gecenin evvelinde kıldığında, vitirden sonra oturduğu yerde iki rek’at namaz kılar ve onlarda “Zilzâl” ile “Tekâsür” sûrelerini okur. Denilmiştir ki; oturarak kılınan iki rek’at namaz, ayakta kılınarak vitrin tamamlandığı tek rek’at mesâbesindedir. Teheccüd kılmak isterse,

366- (Suyutî, el-Camiu’s-Sağır, Ho: 5539. Akşam namazından sonra “Evvabin” namazı kılmakla ilgili hadisler için bkz: Tirmizi, Salat, 203; Heysemı, Mecmau'z-Zevaid, II, 230; Münzirî, et-Terğıb, I, 404.)

Önce teheccüdü kılar, sonunda vitir yapar. Bu iki rek’at ancak nâfile niyetiyle kılınır, başkası olmaz. Çok kere insanlar, bu iki rekâta nasıl niyet edeceklerini bilmiyorlar (bunun için soruyorlardı). Her gece, “el-Müsebbihât” denilen (tesbih âyetleriyle başlayan (İsrâ, Hadîd, Haşr, Sâf, Cum’a, Teğabûn ve A’lâ) sûrelerin okunması güzel olur. Gerçekten, önceki âlimler bunları okuyarak bereketleniyorlardı . (Vitir namazının bu şekil kılınışı Şâfiî mezhebine göredir. Hanefilerde vitir üç rek’at bitişik olarak kılınır.)

Uykudan uyanınca, riâyet edilmesi gereken edeblerin en güzeli; bâtınıyle Allah’a yönelip, fikri başka bir şeyle meşgul olmadan, düşüncesini Allah’ın emrine döndürmek ve dilini zikrullah ile meşgul etmektir. Sâdık bir mürid, bir şeye aşırı düşkün çocuk gibidir. Çocuk, uyuduğunda ve uyandığında hep o sevdiği şeyi düşünür ve arar. İnsanın ölümü ve haşirde dirilmesi (dünyada iken) aşırı düşkün olduğu şeyin aşk ve arzusuyla olur. Öyleyse insan, bir nevi ölüme benzeyen uykudan uyanınca, ilk düşündüğü ve arzuladığı şeyin ne olduğuna baksın ve durumunu değerlendirsin. Çünkü insan kabirden kalktığında, oraya girmeden önceki hâli üzere bulunur. Eğer düşüncesi dünyada Allah ise, kabirden kalkınca da Allah olur, yoksa Allah’dan gayri dert ettiği ve gönül verdiği şeylerin muhabbetiyle haşrolur. İnsan uykudan uyandığı zaman, iç alemi, fıtrî temizliği hâlinde olur. Bu yüzden gönlün, zikr-i İlâhîden gayri şeylerle meşgul olarak değişmesine, uyandığındaki fıtrat nûrunun zâil olmasına fırsat vermemeli, gönlünde mâsivanın yer tutmasından korkarak, Allah’a sığınıp yalvarmalıdır. Bâtını bu dengeyi sağladığı (ve ölçüyü koruduğu) zaman, kalbe gelecek nurların ve İlâhî feyzlerin yolunu temizleyip açmış olur. Bu durumda, gecenin mânevi ihsanlarının onun üzerine bol bol dökülmesi lâyıktır. Artık, kurb-i İlâhî, kul için (en güzel) bir sığınak ve barınaktır. Uykudan uyanınca şu duâyı okur:

“Bizi uyku hâlinde öldürdükten sonra, tekrar dirilten; normal hayata çeviren Allah’a hamdolsun. Dönüşümüz O’nadır.”

Arkasından, Al-i İmran sûresinin son on âyetini okur ve (abdest için) temiz su tedârik eder. Allahu Teâlâ buyurur ki: “O sizi temizlemek için semadan su indiriyor.” (Enfal (8), 11.) Diğer bir âyette ise: “Allah gökten bir su indirdi. Her vadi, kendi ölçüsü (ve hacmine) göre su ile dolup taştı.” (Ra’d (13), 17.) Abdullah b. Abbas (r.a), bu âyetin tefsirinde: “Âyette zikredilen sudan maksat; Kur’an’dır, vâdilerle anlatılmak istenen de kalblerdir.”367 demiştir. Kalbler, güçleri nisbetinde Kur’an’la dolmuş, genişlikleri (mânevi inşirahları) nisbetinde de onun mâna ve sırlarını yüklenmişlerdir. Su temizleyici olduğu gibi; Kur’an da temizleyicidir. Hatta Kur’an, temizleme işine daha lâyıktır. Suyun yapacağı temizliği

367- (Vâhidî, el-Vasît, İli, 12; Beğavî, Meâlimü’t-Tenzîl, IV, 308.)

başka bir madde de görebilir. Fakat Kur’an ve ilmin yerine başka hiçbir şey geçemez; onların boşluğunu dolduramaz. Bir de şu var: Su, zâhiri pislikleri temizler; Kur’an ve ilim ise, insanın bâtınını temizler ve şeytanın pisliklerini giderir. Uyku bir gaflet hâlidir ve tabiatın özelliklerindendir. Bu yüzden uykunun şeytanın bir pisliği olması tabii bir şeydir. Çünkü insan uyku hâlinde Allah’dan gaflet içindedir. Bunun sebebi şudur: Allahu Teâlâ, insanı yaratacağı zaman yeryüzünden bir avuç toprak getirilmesini emretti. Alınan bu toprak yeryüzünün üst tabakasından idi. Buna yerin cildi de diyebiliriz. Cildin iki yönü vardır. Cildin zâhiri deri, iç kısmı ise yağdır. Bu yaratılışa işâreten, Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ben topraktan bir beşer yaratacağım.” (Sa’d (38), 71.) Dış deri ve dış şekil, insanın zâhirini yâni, sûretini oluşturmaktadır. İç deri ise, bâtını ve insânî yönü ifâde etmektedir. İnsanın iç kısmı, güzel ahlâkların toplandığı mahaldir. İnsanın toprak maddesi, şeytanın ayağının bastığı yerden alınmıştır; bunun için zulmet taşımaktadır. Bu zulmet insanoğlunun mayasına karıştırılmıştır. İnsandaki kötü sıfatlar, düşük ve rezil ahlâklar, gaflet ve yanılma bundan ileri gelmektedir. Kul uyandığında su kullanarak temizlik yaptığı ve Kur’an okuduğu zaman, (maddî ve mânevî kirleri temizleyen) iki temizleyici bir araya gelmiş olur ve böylece insandaki şeytanın vesveseleri, pislikleri, etki ve tesirleri gider. Böyle hareket eden bir kimsenin ehl-i ilim olduğunu ve cehâlet alanından çıktığını söyleyebiliriz. Temiz su kullanmak dinî bir emirdir. Bunun, insan tabiatının bir gereği olan uykunun etkisini giderme ve kalbin nurlanmasında büyük bir tesiri vardır. Tabiattaki bu hâlin de kalbin karışmasında bir tesiri vardır. Şu bir gerçektir ki, tabiatın zulmetiyle, kalbin nûru gitmektedir. Bunun için bazı âlimler, ateş değmiş (ateşte kızarmış) şeyler yendiğinde abdestin gerektiği görüşündedir. Ebû Hanîfe de (rah), namazda kahkaha ile gülmeyi, tabiattan kaynaklanan ve günahı celbeden bir amel gördüğünden, kahkaha ile gülmekle hem namazın hem de abdestin bozulduğuna hükmetmiştir. Günah da şeytanın bir pisliğidir. Su, şeytanın bu pisliğini gidermektedir. Hatta bazıları, gıybet, yalan, gazap anında nefsin ortaya çıkması ve şeytanın bu işlerdeki tasarrufundan dolayı abdest alıyorlardı. Devamlı murâkabe ve nefsini kontrol içinde olan bir kimse, mubah (da olsa, gereksiz) konuşmaya, halkın arasına karışmaya ve buna benzer tarzda azimeti zedeleyen mâlaya’ni şeylere dalınca hemen abdestini tazeleyecek olsaydı; kalbi, sahip olduğu temizlik ve sâfiyet üzere kalırdı. Gerçekten abdest, kalbin basiretini koruma hususunda, gözü koruyan ve ondaki zararlı şeyleri temizleyen kirpikler gibidir. Bunu ancak, gerçek âlim olanlar anlar. Bu konudaki tembih ve uyarımı iyi düşün ki, bereket ve faydasını göresin. Şayet, uykudan uyanma hâlinden ve yukarıda bahsettiğimiz durumlardan dolayı gusl abdesti alınacak olsa bu, kalbin aydınlanmasında daha etkilidir. Hiç şüphesiz, kulun, Rabbine münacaat için hazırlanırken bütün gayretini sarf ederek her farz namaz için gusl abdesti alması, en lâyık olanıdır. Kul, bâtınî temizliğini ancak Allahu Teâlâ’ya sıdk u sadâkatle yönelerek gerçekleştirir. Allahu Teâlâ, bu hususa işâreten şöyle buyurmuştur: “Ona (kalbden) yönelerek, O’ndan korkun ve namazı gereği üzere kılın.” (Rûm (30), 31.)

Allahu Teâlâ, bu âyet-i kerimede, namaza girmeden önce, inâbeti (iç teslimiyet ve yönelişi) zikretmiştir. Fakat O (c.c), geniş rahmeti, müsamaha ve kolaylık üzere kurulmuş hanif (tevhid) dininin bir gereği; zorluğu kaldırarak, gusl abdesti yerine abdesti getirmiş ve bütün Ümmet-i Muhammed’den zorluğu ve sıkıntıyı gidermek için bir abdestle birçok farz namazı kılmayı câiz yapmıştır. Bununla birlikte, havas ve azimet sahiplerinin, avama âit bu ruhsatlar yerine, kendileri için en üstün ve en evlâ olan şeylere sarılmaları gerekir. Geceleyin namaza kalkıp, teheccüd için iftitah tekbiri alacağı sırada önce: “Allâhu ekber kebîrâ velhamdülillahi kesirâ ve sübhânellahi bükraten ve esîlâ.” diye zikreder. Peşinden on defa şu zikri yapar:

“Allah en büyüktür. O, mülk, Melekût ve Ceberût âleminin sahibidir. O, kibriyâ, azamet, celal ve kudret sahibidir. Allahım! Hamd sana mahsustur. Yerlerin ve göklerin nûru sensin. Hamd sana mahsustur. Yerlerin ve göklerin güzelliği sensin. Hamd sana mahsustur. Yerleri, gökleri, içinde ve üzerinde olanları ayakta tutan sensin. Sen Hakk’sın. Hak şendedir. Sana kavuşmak haktır. Cennet, Cehennem haktır. Peygamberlerin hak, Hz. Muhammed (sav) haktır. Allahım! Sana teslim oldum. Sana iman ettim. Sana güvendim. İşimi sana havâle ettim; kendime seni hakem yaptım. Benim, bundan önce yaptığım ve sonra yapabileceğim, gizli ve aşikâr günahlarımı affet.

Her şeyden önce var olan ve her şeyden sonra (zâtıyla kâim olacak) sensin. Senden başka ilâh yoktur. Allahım! Nefsime takvâ hâlini nasib et. Onu temizle. Onu temizleyeceklerin en hayırlısı sensin. Sen onun dostu ve sahibisin. Allahım! Beni en güzel ahlâklara ulaştır. Güzel ahlâklara ancak sen ulaştırırsın. Kötü ahlâkları benden gider. Onları benden ancak sen defedersin. Fakir ve miskin bir kulun isteyişiyle senden istiyorum. Fakir ve zelil bir kulun yalvarışıyla sana duâ ediyorum. Allahım! Senden istediklerimi geri çevirip de beni hüsrana düşenlerden eyleme. Bana kerem buyur. Şefkat ve merhamet et. Ey kendisinden istenilenlerin en hayırlısı ve ey isteyenlere verenlerin en cömerdi!” Sonra iki rek’at abdest şükür namazı kılar. Birinci rek’atta Fâtiha’dan sonra:

"Eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman, sana gelip, günahlarına Allah’dan mağfiret dileseler, Peygamber de kendileri için af isteseydi; elbette Allah’ı, tevbeleri çok kabul edici ve acıyıcı bulurlardı.” âyetini, ikinci rek’atta da:

"Kim bir fenalık yapar yahut nefsine zulmeder de Allah’dan mağfiret dilerse; Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur.” (Nisa (4), 110.) âyetini okur. Bu iki rek’attan sonra çokça istiğfar eder. Peşinden, eğer isterse iki rek’at namaz daha kılmaya başlar. Bu rek’atlarda “Âyet’el-kürsî” ve “Âmenerrasülü”yü okur. Dilerse başka âyetleri de okuyabilir. Arkasından da uzunca iki rek’at namaz kılar. Rasûlullah (s.a.v) Efendimzin bu şekilde teheccüd yaptığı rivâyet edilmiştir. Sonra, önceki iki rek’attan daha kısa olarak, yine uzun sayılacak iki rek’at namaz kılar. İşte böylece hafif hafif azaltarak on veya sekiz rek’at namaz kılar. Bu sayıyı çoğaltması da mümkündür. Gerçekten, bu şekilde kılınan gece namazında büyük bir fazilet vardır.

47. Bölüm · GECE NAMAZI VE UYKU ÂDABI · Avârifü'l-Maârif — tarikat.org