Gece kalkmayı kolaylaştıracak sebeplerden bir kısmı şunlardır: 1-Akşamdan hazırlıklı olmak. Kul, güneş batarken abdestini tazeleyerek geceyi karışlar. Abdestini aldıktan sonra kıbleye dönerek oturup, herhangi bir zikir çeşidiyle meşgul olarak, akşam namazını ve gecenin gelişini bekler. Bu arada yapılacak zikirlerin en faziletlisi, tesbih ve istiğfardır. Allahu Teâlâ, bu hususta Hz. Peygamber’e (s.a.v) hitâben şöyle buyurmuştur: “Günahın için mağfiret dile. Akşam sabah hamd ile Rabbini tesbih et.” (Mü’min (40), 55.)
2-Akşam ve yatsı arasını namaz, Kur’an tilâveti ve zikir ile geçirmek. Gece namazına kalkmayı kolaylaştıran sebeplerden birisi de akşam ile yatsı arasını, zikredilen bu ameller ile ihyâ etmektir. Bu iki vakit arasında en faziletli iş, namazdır. Akşam ile yatsı arası ibâdet ve taatla geçirildiği zaman, gündüz insanlarla görüşüp içiçe olmaktan, onların sözlerini işitmekten dolayı kalbde meydana gelen kir ve karışıklık temizlenip gider. Gerçekten halk ile içiçe olmak, kalplerde büyük bir te’sir ve tahriş yapar. Hatta sırf onlara nazar etmek bile, kalp sâfiyetine sâhip kimselerin fark edebileceği bir bulanıklığa sebep olur. Halka nazar etmek, çer çöpün göze zarar verdiği gibi; basîreti zedeler. Akşam ile yatsı arasındaki ibâdet ve taatla, bütün bu etkilerin gitmesi ümid edilir. 3-Yatsı namazından sonra (mâlâya’ni) konuşmayı terk etmek. Gerçekten bu vakitten sonra (gereksiz yere) konuşmak, akşam ile yatsı arasında yapılan ibâdetle kalbde hâsıl olan nûrun parlaklığını giderir ve gece kalkmaktan alıkor. Bir de bu konuşma, kalbin uyanıklığından uzak bir şekilde (gaflet ve ma’siyete bulaşarak) olunca, zararı daha da büyük olur. 4-Yatsı namazından sonra abdest tazelemek. Bu da gece kalkışını kolaylaştırır. Dervişlerden birisi bana, Horasan’da bulunan mürşidinin bir gecede üç defa guslettiğini haber verdi. Bunun bir tanesi, yatsıdan sonra (yatmadan önce), bir tanesi uykudan uyandıktan sonra geceleyin, bir defa da sabahtan önce yapılıyordu.
Yatsıdan sonra alınan abdestin ve guslün, gece kalkışını kolaylaştırmada apaçık bir etkisi vardır. 5-Uyku bastırıncaya kadar zikir ve namaza devam etmek. Gerçekten bunun da, gece çabuk uyanmaya büyük bir yardımı vardır. Ancak; kendisine güveniyor ve gece kalkma âdeti de iyi ise, o zaman, vaktinde uyumaya ve uykusunu getirmeye çalışır. Bu böyle olmakla birlikte, mürid ve Hakk talihleri için güzel (ve uygun) olan; uyku iyice bastırınca uykuya varmaktır. Sevenlerin vasfı budur. Denilmiştir ki: “Onların uykusu suya batan kimsenin uykusu gibidir. (Kendilerini uykuya salıp kana kana uyuyamazlar). Yemeleri hastaların yemesi gibi, sözleri ise zarûret miktarıdır.” Gece namazına kâlkma arzusu ve düşüncesiyle uykuya varan kimse, gece kalmaya muvaffak kılınır. Ancak, nefis uykuya alıştırılır ve düşkün hâle getirilirse, kendisi kopar koyverir. Ancak sıdk ve azimet ile uykudan menedilince, uykuya dalamaz. Sâdık bir azimetle nefiste etkisini gösteren bu çekiş (ve zorlama), şu âyette anlatılan, yani yataktan uzaklaştırma hâlini meydana getirir: “Onlar, yanlarını yataklarından ayırır (gece namaza kalkar) lar. Ümid ve korku ile Rablerine duâ ederler.’’ (Secde (32), 16.) Çünkü geceyi ihyâ gayreti ve azmi, insanın yanını yataktan ayırır; onu ayağa kaldırır. Denilmiştir ki, nefsin iki bakışı vardır. Birisi, dünyevî hazlarını elde etmek için alta (süflî âleme), diğeri de, ulvî, rûhânî nasiplerini ele geçirmek için yukarı (ulvî âleme) olur. İşte azimet sahipleri, rahmânî ulvî nasiblerini ele geçirmek için hep yukarı nazar ettiklerinden, yanları yataktan uzaklaşıp, ayağa kalkar. Bu arada nefislerine de uyku hakkını verirler, fakat onu (basit) hazlarından menederler. Nefis, fıtratındaki toprak ve cemâdat (cansızlık, hareketsizlik) özelliğinden dolayı, uykuya dalar, onu arar ve ondan lezzetlenir. Nitekim, Allahu Teâlâ: “O sizi topraktan yarattı. ” (Mü’min (40), 67.) buyurmuştur. İnsanoğlunda fıtratında bulunan her bir maddeden dolayı hiç ayrılmayan bir tabiat (huy) bulunur. Dibe çökmek, (çöküp kalmak) toprağın sıfatı olduğu için; bundan dolayı insanda, tembellik, gevşeklik, durgunluk gibi tabiatlar oluşmuştur. Yüksek himmet (ve gayret) sâhibi sâlihler, Allahu Teâlâ’nın haklarında şöyle buyurduğu ilim ehlidirler: “(Kâfirler mi hayırlıdır) Yoksa, âhiret azabından korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak, geceleyin kalkıp da secde ve kıyam hâlinde ibâdet eden mi? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bunları ancak gerçek akıl sâhipleri anlayıp ibret alır.” (Zümer (39), 9.) Allahu Teâlâ, gece ibâdetine kalkanların (gerçek) ilim ehli olduklarına hükmetti. Onlarda bu ilimleriyle, nefsi (kötü) tabiatlarından alıkoymuşlar ve aldıkları rûhânî lezzetlere göz dikerek nefsi, onun en yüksek noktalarına yükseltmişlerdir. Böylece, yanları yataktan ayrılmış ve kendileri, uyuşuk gâfiller sıfatından çıkmış oldular. 6-Alışkanlıkları terk etmek. Bu da gece kalkmayı kolaylaştırır. Meselâ yastık alışkanlığı olan onu bir kenara bırakmalı, yatağı olan da yatağı terk etmelidir. Sûfilerden birisi demiştir ki: “Evimde bir şeytan görmem, bana, bir yastık görmemden daha hayırlıdır; çünkü yastık beni uykuya çağırır.”
Gerçekten yastığın, yorganın ve yatağın değiştirilmesinin bu hususta büyük bir olumlu tesiri vardır. Bunu yapanın niyetini ve azmini Allah Teâlâ bilmektedir. Onun güzel niyet ve (sağlam) azmine karşılık olarak Allahu Teâlâ, kendisine istediği şeyi kolaylaştırarak onu mükâfatlandırır. 7-Az yiyip, mideyi hafif tutmak. Yenilen yemek, zikr-i İlâhî ve uyanık bir kalp ile yenirse, geceyi ihyâya yardımcı olur. Çünkü zikirle, yemeğin içine karışmış olan zulmânî hastalıkları giderilir. Mideye ağırlık veren bir yemeğin, kalbe daha fazla ağırlık vereceği bilinmelidir. Akşamleyin yemek yiyen kimse onu, zikir, Kur’an tilâvet ve istiğfar ile eritmedikçe uyumamalıdır. Sûfilerden birisi demiştir ki: “Akşam yemeğimden bir lokma azaltmam, bana, geceyi nâfile ibâdetle geçirmekten daha sevimlidir.” 8-Yatış edeblerine dikkat etmek. Vitir namazını uyumadan önce kılmak en ihtiyatlı olanıdır. Çünkü sonra ne olacağını bilemez. Abdest suyunu ve misvakını yanında bulundurmalıdır. Uykuya, ancak abdestli olarak girmelidir. Rasûlullah (a.s) buyurmuştur ki: “Kul abdestli olarak uyuduğu zaman, rûhu arşa yükselir. Bu durumda göreceği rüya sâdık olur. Abdestsiz uyuduğunda, rûhu arşa yükselmez, gördüğü rüyâlar da karmakarışık düşler olur.”363 Evli olan mürid, zevcesiyle birlikte yatağa girdiği zaman, zevcesine dokunmakla abdesti bozulur. Fakat dokunarak nefsin lezzetlenmesinde ileri gitmediği ve kalbinin uyanıklığını kaybetmediği müddetçe, sırf dokunma ve beraber olmakla abdestli olarak uyumanın fazilet ve faydasını kaçırmış olmaz. Hanımıyla oynaşarak nefsin lezzetinde ileri gidip, kalbi Hakk’tan gâfil olunca, kalbinde oluşan ağırlık sebebiyle rûhu perdelenir, arşa yükselemez. İnsanın gönlünün ve iç dünyasının nefsânî hevâ ve arzuların etkisinden, dünya sevgisinden temizlenmesi, kin ve hased hastalıklarından arınması, sâdık rüyâ görmeyi te’min eden bir temizliktir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Kim, hiçbir kimseye zülüm düşünmeden, hiç kimseye hased etmeden yatağına girerse, işlediği günahları affolunur.” Nefis kötü ahlaklardan temizlenince, kalp aynası cilâlanıp parlar; uyku hâlinde, levhi mahfuza bakacak şekilde karşısında durur ve içine gaybın ince sır ve ilimleri nakşolur. Sıddıklar arasında uykusunda Hakk Teâlâ ile konuşanlar vardır. Allahu Teâlâ (bu yolla), ona bir takım emir ve nehiylerini bildirir; rüyasında, bilmediği birçok şeyi ona fark ettirir ve öğretir. Bu gibi kimselere uykuda verilen emir ve nehiyler (mânevî keşifle bildirilen şeyler), zâhiri emir ve nehiy gibidir; sâhibini bağlar. Bu emirleri ihlâl ederse, Allahu Teâlâ’ya âsi olmuş olur. Hatta bu emirler, (kendisine bakan yönüyle) daha kuvvetli ve ihlâlinin vebâli daha büyüktür. Çünkü, zâhiri emirlere muhâlefetin günahını tevbe temizler. Bu konudaki bir hadis-i şerifte: ‘‘Günahına (samimi olarak) tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibi olur.’’ 364 buyrulmuştur.
363- (Ali el-Muttakî, Kenzu’l-Ummâl, XIII, 179; Zebidî, İthâfu's-Sâde, V, 470; benzer bir hadis için bkz: Hâkim, Müstedrek, IV, 398.) 364- (Ahmed, Müsned, V, 417.)
Rüyâda verilen emirler ise, kendisiyle Rabbi arasındaki hâliyle alâkalı husûsî emirlerdir. Onları ihlâl ettiği zaman irâde (müridlik) yolunun kapanmasından korkulur. Böyle bir durum, Allah'dan dönüş (ve kopuş) olduğu için, gazab-ı ilâhiyeyi mûcib olur. İnsan bazen, abdestinin bozulduğu bir zamanda, uyku anında abdest tazelemesine engel olacak bir tembellik ve gevşeklik hâline mübtelâ olabilir. Bu durumda, en azından abdest âzalarını su ile meshedip, her ne kadar, uyanık mü’minlerin hâlinden geri kalmış olsa da hiç olmazsa bu şekilde gâfiller zümresinden çıkmaya çalışmalıdır. Aynı şekilde, gece uyanıp da kalkmaktan yana ağırlaşırsa; dişlerini misvaklayıp, vücut âzalarını su ile mesh ederek, kendine gelmeye gayret etmelidir. Tâ ki böylece, bütün hâl ve hareketlerinde gâfiller zümresinden çıkmış olsun. Uykusu çok ağır ve gece ibâdeti az olan kimsenin, bu kadarını yapmasında bile büyük bir fazilet vardır. Rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah (a.s), her gece uyuyacağı sırada ve uykudan uyandığında, misvakla dişlerini misvaklardı.” Uykuya yatarken kıbleye yönelik olmalıdır. Bu iki şekilde olur: Ya kabirde lahde konan kimse gibi yüzü kıbleye dönük olarak sağ yanı üzerine yatar veya teneşir tahtasına yatırılmış ölü gibi sırtı üzerinde kıbleye yönelir ve şu duâyı okur:
Mânası: “Allah’ım! Senin isminle yanımı (vücûdumu) yere koydum seninle kaldırırım. Allah’ım! Eğer nefsimi (rûhumu) tutacak (alacak)san; onu mağfiret et ve ona acı. Eğer serbest bırakacaksan, onu, sâlih kullarını muhafaza ettiğin gibi muhafaza et. Allah’ım! Nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndürdüm. İşimi sana bıraktım. Azabından korkarak ve affına rağbet ederek arkamı sana dayadım. Çünkü senden başka sığınılacak ve gidilecek kurtuluş yeri yoktur, ancak sen varsın. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin Peygamberine iman ettim. Allah’ım! Kullarını kabirlerinden kaldırıp dirilteceğin günde beni azabından koru. Hamdolsun hükmedip her şeyi kahru azamet, altına alan Allah’a.
Hamdolsun, zâtını gizleyip akılları hayrette bırakan, her şeye sâhip olup gücü yeten ve ölüleri dirilten Allah’a. O, her şeye kâdirdir. Allah’ım! Gazabından, azabının kötü neticesinden, kullarının şerrinden, şeytanın şerrinden ve beni şirke düşürmesinden sana sığınırım.”
Bu duâdan sonra, Bakara sûresinin baş tarafındaki dört âyeti okur. Beşinci olarak da aynı sûrenin: “Yer ile göklerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için (Allah’ın kudretini ve rahmetini gösteren) pek çok âyetler vardır, "meâlindeki 164. âyetini okur. Sonra, Âyete’l-Kürsî ve Amene’r-Rasûlü ile, “A’raf” sûresinin 54, “İsrâ” sûresinin 110. âyetlerini, “Hadid” sûresinin ilk âyetleriyle, “Haşir” sûresinin son üç âyetini, “Kâfirun”, “İhlas”, “Felak” ve “Nâs” sûrelerini okur. İhlâs ve Muavizeteyn sûrelerini okuyunca, iki avucunun içine üfleyerek yüz ve cesedine ulaşabildiği yerlere sürer. Bu okuduklarına, “Kehf” sûresinin başından ve sonundan onar âyet ekleyebilirse güzel olur. Sonra şu duâyı okur:
“Allah’ım! Beni, sana en sevimli olan saatlerde uyandır. Beni sana yaklaştırıp gazabından uzaklaştıracak en çok sevdiğin amellerle meşgul et. Senden diliyorum; bana ikrâm et. Senden atfımı istiyorum; beni affet. Sana duâ ediyorum; duâmı kabul buyur. Allah’ım! Beni mekrinden emin etme. Beni senden başkasına bırakma. Günahlarımı örten perdeni üzerimden kaldırma. Bana zikrini unutturma ve beni gâfillerden yapma!” Haber verildiğine göre, kim bu kelimelerle duâ ederse, Allahu Teâlâ ona, kendisini namaz için uyandıracak üç tane melek gönderir. O, namaz kılıp duâ ederse, âmin derler. Eğer gece namazına kalkamayacak olursa, melekler havada ibâdet ederler, ibâdetlerinin sevabı, o kimseye yazılır. Bu duâdan sonra, otuz üç defa “Sübhanallah”, otuz üç defa “Elhamdülillah”, otuz üç defa “Allahu Ekber” zikirlerini söyler ve son olarak: “Lâ ilâhe illâllahu vellâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.” diyerek yüze tamamlayıp, uykuya dalar.