1-Yemeğe tuzla başlayıp tuzla bitirmek.
Rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, Hz. Ali’ye şöyle buyurmuştur: “Ya Alil Yemeğine tuzla başla ve tuzla bitir. Çünkü tuz, cinnet, cüzzam, ala tenlilik, karın ve diş ağrıları dâhil, yetmiş derde devadır. ”' Hz. Âişe (r.ah.) şöyle rivâyet etmiştir: Rasûlullah’ın (s.a.v) sol ayağının baş parmağı bir akrep tarafından sokuldu. Rasûlullah (s.a.v): “Bana, şu hamurun içine koyduğunuz beyaz maddeden (tuzdan) biraz getirin.” buyurdu. Biz de kendisine tuz getirdik; onu avucuna koydu, ağzına götürüp, diliyle üç defa yaladıktan sonra kalan kısmını ısırılan yere koydu; acısı derhal kesildi.”
2-Yemeği topluca yemek. Yemeği bir arada yemek müstehabtır. Bu, sûfilerin rıbat (ve tekke) gibi yerlerde uyguladıkları bir sünnettir. Nitekim, Câbir (r.a), Rasûlullah (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Allahu Teâlâ’ya en sevimli olan yemek, üzerinde çokça ellerin biriktiği yemektir.” Bir grup insan, Rasûlullah (a.s)’a gelerek: “Ya Resûlallah! Biz (çok) yiyoruz ama doymuyoruz!” dediler. Rasûlullah (a.s): “Herhalde siz yemeğinizi ayrı ayrı yiyorsunuz. Yemeği topluca yiyiniz ve evvelinde besmele çekiniz ki; yemeğiniz bereketlensin."
3-Yemeği yer sofrasında yemek Sûfilerin güzel âdetlerinden birisi de, yemeklerini sergi veya yer sofrası üzerinde yemeleridir. Bize, Şeyh Ebû Zur’a’nın bildirdiğine göre; Enes b. Mâlik (r.a) şöyle demiştir: “Rasûlullah (a.s), özel sofra (masa) üzerinde ve husûsî yapılmış tabak içerisinde yemek yemedi.” Kendisine: “Peki öyleyse neyin üzerinde yiyordu?” diye sorulunca: “Yere yayılmış bir sergi üzerinde.” dedi.
4-Lokmaları ufak ufak almak ve güzelce çiğnemek Yemek yiyen kimse, lokmalarını küçük almalı, güzelce çiğnemeli, kendi önüne bakmalı, yiyenlerin yüzüne gözünü dik dik bakmamak, sağ dizini dikerek sol ayağının üzerine oturmalı, herhangi bir yere yaslanmamak, kibir içinde olmayıp mütevâzi bir şekilde yemeğini yemelidir. Rasûlullah (a.s.), yaslanarak yemek yemekten nehyetmiştir.6 Rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah (a.s)’a bir koyun hediye edildi. Rasûlullah (a.s)’da piştikten sonra diz üstü oturarak yemeye başladı. O esnada bir bedevi geldi. Rasûlullah’ı (s.a.v) yerde oturur vaziyette görünce: “Bu nasıl oturuş yâ Rasûieliah!” dedi. Efendimiz (a.s)’de: “Allah beni kul olarak yarattı, azgın (inatçı) cabbâr birisi olarak yaratmadı.” buyurdu.
5-Yemeğe, yaş ve kemâlat bakımından önde olan veya mürşidi başlamadan el uzatmamak Huzeyfe (r.a.): “Rasûlullah (a.s) ile yemek yerken; O başlamadan, kimse elini yemeğe uzatmazdı.’’ demiştir.
6-Yemeği sağ elle yemek Ebû Hureyre’nin (r.a) rivâyetine göre; Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur: “Sağ elinizle yiyin, sağ elinizle için, sağ elinizle alın, sağ elinizle verin. Çünkü şeytan, sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle alır, sol eliyle verir. ” Eğer yenilen şey hurma yahut çekirdeği olan bir yiyecekse, çekirdek ve artıkları meyve kabının içinde ve elinde toplamaz. Ağzından elinin üstüne alır ve (uygun bir yere veya boş kaba) atar. 7-Yemeği tam ortadan değil, önünden yemek Bu hususta, Abdullah b. Abbas (r.a), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Önünüze konulan yemeğin kenarından yiyin, ortasına uzanmayın. Çünkü bereket, yemeğin ortasına iner.” (Ortadan yenildiği zaman herkes yemeğin bereketinden istifâde etmiş olur). 8-Yemekte kusur aramamak Ebû Hureyre’nin (r.a.) rivâyetine göre; Rasûlullah (a.s), hiçbir yemeğe kusur bulup ayıplamazdı. Eğer iştahı varsa yer, yoksa terk eder; öylece bırakırdı. 9-Yere düşen lokmayı almak Enes b. Mâlik (r.a.), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Birinizin elinden lokması yere düşecek olursa, üzerine bulaşan toz ve toprak gibi zararlı şeyleri gidererek, onu yesin, şeytana bırakmasın!”' 10-Parmakları yalamak Yemekten sonra parmakları yalamak da sünnettir. Câbir (r.a), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Biriniz yemek yediği zaman, parmaklarını iyice yalasın. Çünkü o, bereketin hangi parçada olduğunu bilemez." 11-Yemek kabını iyice sıyırıp temizlemek Yemek kabının (tabak veya sahanın) güzelce sıyrılıp temizlenmesi de sünnettir. Enes (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v)’in yemek kabını sıyırmayı emrettiğini haber vermiştir. 12-Yemeğin içine üflememek. Bu konuda Hz. Âişe (r.ah.), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Yemeğin içine üflemek, bereketini giderir." Abdullah b. Abbas (r.a), Rasûlullah’ın (s.a.v) yiyecek ve içeceğe üflemediğini, su kabına da nefes vermediğini rivâyet etmiştir. Demek ki, yemek ve su kabının içine solumak edebe uymaz. 13-Sofrada sirke ve yeşillik cinsi bir şey bulundurmak Bu konuda; “Sofrada yeşillik bulunduğu zaman meleklerde orada hazır olup (duâ ederler)” denmiştir. Ümmü Sa’d (r.a) şöyle anlatmıştır: “Rasûlullah (a.s), Hz. Âişe’nin (r.a.) yanına geldi. Ben de oradaydım: “Herhangi bir yiyecek var mı?” diye sordu. Hz. Âişe (r.ah): “Yanımızda ekmek, hurma ve sirke var.” deyince, Rasûlullah (a.s.):
“Sirke ne güzel katıktır. Allah’ım; sirkeye bereket ver. Çünkü o, benden önceki peygamberlerin de katığı idi. Sirke bulunan ev fakir sayılmaz; (o evin katığa ihtiyacı yoktur). buyurdu. 14-Yemekte suskun durmamak Sofrada hiç konuşmadan durmak uygun değildir. Çünkü bu, İslâm milletinin dışındaki kimselerin âdetidir. (Onlar, hırsla yemeğe yönelip, başka şeyle ilgilenmezler. Halbuki bu, sofrada oturanlar arasında soğukluğa sebeb olur). 15-Et ve ekmeği bıçakla kesmemek Bu konuda nehiy vardır. (Rasûlullah (a.s.), sofradaki et ve ekmeği bıçakla kesmeyi acemlerin (diğer milletlerin) âdeti olarak zikretmiş ve bundan nehyetmiştir. Bkz: Ebû Dâvud, Et’ıme, 20; Münzirî, et-Terğib, III, I32; Ali Nasıf, et-Tâc, III, J20; Ancak buna cevaz veren hadislerde mevcuttur. Bkz; Buhârî, Et’ıme, 20.) 16-Sofradakiler yemeği bitirinceye kadar yemekten elini çekmemek Bu konuda İbnu Ömer (r.a.), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Sofra kurulduğu zaman, sofra kalkmadan kimse kalkmasın ve kendisi doymuş olsa bile, sofradakiler yeme işini bitirinceye kadar elini çekmeden yiyor gibi görünerek oyalansın. Öyle insanlar vardır ki, arkadaşının kalkmasıyla (sofrada tek başına oturmaktan) utanır ve ihtiyacı olsa da yemeyi bırakır. ” 17-Sofraya ekmek konunca, katık olarak başka bir şey beklememek Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Ekmeğe hürmet ediniz. Çünkü Allahu Teâlâ (onun oluşması için) yerin ve göğün bereketini, (onun ekilip biçilmesi için) demiri, hayvanları ve insanoğlunu sizin emrinize bağlamıştır.” 18-İyice acıkmadan yememek ve (tam) doymadan sofradan kalkmak Yemekteki en güzel edeblerden birisi de, yemeği açıktıktan sonra yemek ve (tam) doymadan sofradan kalkmaktır. Rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah (a.s.), şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu, karınından daha kötü bir kab doldurmamıştır. ”
19-Hizmetçi sofraya oturmadığı zaman ona da (getirdiği yemekten) bir kaç lokma yedirmek Bu da sünnettir. Ebû Hureyre (r.a) demiştir ki: Ebu’l-Kâsım Rasûlullah (a.s.) şöyle buyurdu: “Birinize hizmetçisi yemeğini getirdiğinde, eğer onu kendisiyle birlikte oturtmayacaksa, gelen yemekten bir iki lokma da ona versin. Çünkü, yemeği pişirirken sıcaklığının ve dumanının sıkıntısını o çekmiştir.”
20-Yemeği bitirince Allah’a hamdetmek
Yemek bittikten sonra Allah’a hamdedilmelidir. Ebû Said el-Hudrî’nin (r.a), rivâyetine göre; Rasûlullah (a.s), yemek yedikten sonra:
“Biz yedirip doyuran, sulayan ve müslüman yapan Allah’a hamdolsun.” derdi. Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmuştur:
Kim, yemek yedikten sonra : “Bana bu yemeği yediren, benim hiçbir kuvvet ve imkanım olmadığı halde, beni bununla rızıklandıran Allah’a hamdolsun” derse, geçmiş günahları affolur. ”
21-Yemekten sonra dişleri (kürdan, misvak, fırça vs. ile) temizlemek. Yemekten sonra ağzını (husûsiyle dişlerini) temizlemelidir. Bu konuda Rasûlullah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dişlerinizi temizleyiniz. Çünkü o bir temizliktir. Temizlik, sahibini imana götürürür. İman ise sâhibiyle birlikte Cennetledir." 22-Yemekten sonra elleri yıkamak Bu hususta, Ebû Hureyre (r.a.), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğun rivâyet etmiştir: “Elindeki yemek kokunu (ve kokusunu) yıkamadan yatan bir kimseye, gece herhangi bir sıkıntı (ve hastalık) isâbet ederse, başkasını değil, ancak kendisini suçlasın. " Elleri aynı kapta yıkamak da sünnettir. İbnu Ömer (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ellerinizi aynı leğende yıkayarak leğeni doldurunuz, ve bu şekilde Mecûsîlere muhâlefet ediniz; çünkü onlar ayrı ayrı kaplarda el yıkarlar.”
23-Elinin ıslağı ile gözlerini meshetmek Ebû Hureyre’nin (r.a) rivâyet ettiğine göre; bu konuda, Rasûlullah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Abdest aldığınız zaman suyu gözlerinize sürünüz. Ellerinizdeki suyu silkmeyiniz. Çünkü bu (silkeleme), şeytanları rahatlatacak bir şeydir." Ebû Hureyre’ye: “Bu hâl, abdestten başka diğer el yıkamaları için de geçerli midir?” diye sorulunca: “Evet, abdestte ve onun dışındaki yıkamalarda geçerlidir.” demiştir. Elleri yıkarken sabunu sağ eline alır. Dişleri kürdan vs. ile temizlerken, dişlerden çıkan artıkları yutmamalıdır. Fakat diliyle yalayarak topladığı şeyleri yutmasında bir sakınca yoktur. 24-Yemek esnasında yapmacık hareketlerden sakınmak Kişi, cemaat içinde yemek yerken, tek başına yediği şekilde bulunmalıdır. Çünkü riyâ, insana her şeyde gelebilir. Nitekim, âlimlerden birisine, bir âbid övgü ile anlatılınca, onu pek iyi anmadı. Kendisine: “Ne var, onda bir ayıp mı gördün?” denilince: “Evet, onu yemek esnâsında yapmacık hareketler yaparken gördüm. Yemekte yapmacık hareketlerde bulunan kimsenin, diğer amellerinde de yapmacık ve riyâkarca davranmasından emin olunamaz.” demiştir.
25-Yemeğin helal olmasına dikkat etmek Yediği yemek helal ise, şöyle duâ etmelidir:
“Nimetleriyle hayırların tamamlandığı, bereketlerin indiği Allah’a hamdolsun. Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve âline salat eyle. Allah’ım! Bize güzel bir rızık ver ve bizi sâlih işlerde istihdam et.”
Eğer yediği yemek şüpheli ise şöyle duâ eder:
“Her halde Allah’a hamdolsun. Allah’ım Efendimiz Muhammed’e salat eyle. Bu yemeği bizim için, sana karşı isyana sevk edecek bir güç yapma.’’
Arkasından çokça istiğfar etmeli, şüpheli bir yemek yediği için ağlayıp üzülmeli, gülüp sevinmemelidir. Hiç şüphesiz ağlayarak ve üzülerek yiyen kimse, gülüp (eğlenerek) yiyen kimse gibi değildir. Yemekten sonra, “Kureyş” ve “İhlâs” sûrelerini okuyabilir.
26-Yemek vakti bir topluluğun yanına (önceden habersiz ve davetsiz) girmekten sakınmak Bu konuda, Rasûlullah (a.s) şöyle buyurmuştur: "Dâvet edilmediği bir yere giden kimse; fâsık olarak gider, haram yemiş olarak çıkar. ” Başaka bir rivâyette: "Hırsız olarak girer, gâsıb olarak çıkar.”' buyrulmuştur. Ancak, dâvet olunmadan gittiği zaman sevineceklerini bildiği kimselerin yanına gidilmesi, bunun dışındadır; bunda sakınca yoktur. 27-Misâfirleri evin kapısına kadar yolcu etmek Ev sahibinin, misâfirleri evin kapısına kadar uğurlaması müstehabtır. 31 32 Misâfir de, ev sâhibinden izin almadan çıkıp gitmemelidir. Herhangi bir ziyâfet veren kimse, tekellüften (gösteriş ve zorlamadan) sakınmalıdır. Ancak önceden, bolca infak etme niyeti varsa yapabilir. Ziyâfet konusunda, (gereksiz) bir utanma ve (yersiz) bir sıkıntıya girme, gösterişe kaçma olmamalı; herkes güzel niyetle, kendini zora ve gereksiz masrafa sokmadan, hâline uygun ikramda bulunmalıdır. 28-Yemek sahibine duâ etmek Akşamleyin bir topluluğun yanında yemek yiyen kimse, (özellikle oruçlu olup, iftar açınca) yemekten sonra şöyle duâ etmelidir.
"Sofranızda oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi sâlihler yesin. Melekler size salat etsin.” Şu şekil duâ da rivâyet edilmiştir: "Günahkâr olmayan, geceleri namazla, gündüzleri oruçla geçiren sâlihlerin bereketi üzerinize olsun.” Sahâbe-i Kirâm’dan bazılar bu duâyı söylerlerdi.
29-Önüne gelen yemeği hakir görmemek. Gereksiz masraf ve külfetten sakınmak. Rasûlullah’ın (s.a.v) ashâbından birisi demiştir ki: “Kendisine ikram edilen yemeği hakir gören mi, yoksa, yanındaki yemeği misâfire ikram etmeyi küçümseyen mi daha günahkardır, bilemiyoruz.” Övünme gâyesi ile düğün ve tâziye zamanlarında bir sürü külfetlerle çıkarılan yemeği yemek mekruhtur. Yas tutup ağıt yakan kimseler için hazırlanan yemekten de yememelidir. İleri gelen zevât için hazırlanan yemeği yemekte bir sakınca yoktur. Benzeri durumlarda da hüküm aynıdır. (Bir kimse, kardeşinin (arkadaşının) yiyeceğinde rahatça tasarrufta bulunduğu zaman, onun sevineceğini; bundan rahatsız olmayacağını bildiğinde, kendisinin izni olmadan yiyeceğinden alıp yiyebilir bunda sakınca yoktur. Çünkü, Allahu Teâlâ: “yahut samimi dostlarınızın evinde de izinsiz yiyebilirsiniz” (Nur (24) 61. İlgili âyetin tamamının meâli şöyledir: “Kendi evlerinizde, babalarınızın, annelerinizin, erkek veya kız kardeşlerinizin, amcalarınızın, halalarınızın, dayı ve teyzeleriniz evlerinde yahut anahtarları sizde bekçisi (hizmetçisi) olduğunuz evlerde, ya da samimi dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sakınca (günah) yoktur.”) Buyurmuştur. Anlatıldığına göre; tanıdıklarından) bir topluluk Süfyan es-Sevrî’nin yanına gittiler, kendisini evde bulamadılar. Evine girip sofrayı kurarak eve bulduklarını ortaya koyup yemeye başladılar. Tam o esnada Süfyan es-Sevrî içeri girdi. Onları bu halde görünce sevindi ve: “Ne güzel yaptınız! Böyle yapmakla bana, selefin ahlâkını hatırlattınız. Onlar da böyle yaparlardı.’’dedi.
30-Davete icabet etmek Bir yemeğe dâvet edilen kimsenin, icâbet etmesi sünnettir. Hele bu, düğün yemeği olunca, icâbet daha da gerekli olur. Bazı insanlar kibrinden dolayı dâvete icâbet etmez. Bu, büyük bir hatadır. Fakat bunu, riyâ ve yapmacık olarak işlerse bu, tekebbürden daha az bir hatadır. Rivâyet edildiğine göre; Hz. Ali’nin oğlu Hasan (r.a.), bineğiyle bir yoldan geçerken, yol kenarında, dilenerek topladıkları ekmek parçalarını bir sergi üzerine yayarak yemekte olan fakirler grubuna rastladı. Yanlarına varıp selam verdi. Selamını aldılar ve: “Ey Allah Resulünün torunu! Buyur, beraber yiyelim!” dediler. O da: “Tabii, Allah mütekebbirleri sevmez.” dedi ve bineğinden inerek, onlarla birlikte oturup yemeye başladı. Biraz yedikten sonra tekrar kendilerine selam vererek, hayvanına binip gitti. “Din kardeşleriyle yenen yemek, evâd u iyalle yenen yemekten daha faziletlidir.” denmiştir.
Rivâyet edildiğine göre; Harun er-Reşid, Ebû Muaviye ed-Darîr’i dâvet ederek kendisine yemek hazırlanmasını emretti. Yemeğini yiyince, Hârun er-Reşid leğende eline su döktü. Elini yıkadıktan sonra: “Ya Ebâ Muaviye! Eline su dökenin kim olduğunu biliyor musun?” diye sordu.Ebû Muaviye: “Hayır, bilmiyorum.” deyince, Hârun Reşid: “Eline su döken, mü’minlerin emiridir.” dedi. Ebû Muaviye: “Ey mü’minlerin emiri! Sen böyle yapmakla, ilme saygı gösterdin ve onu yücelttin. Sen, ilme ve ehline ikram ettiğin gibi, Allah da sana ikram etsin ve seni yüceltsin.” diye duâ etti.