Bildiğimiz dinî ahkâmı uyguladıktan sonra, sûfilerin, dikkat ettikleri bir takım edebleri vardır; bu edebler şunlardır:
1-Abdest âzalarını kalp huzuru ile yıkamak. Sâlihlerden birinin şöyle dediğini işittim: “Kalb, abdestte uyanık ve hazır olursa, namazda da huzur içinde olur. Abdestte bir hatâ olunca, namazda vesvese gelir.”
2-Devamlı abdestli bulunmak. Abdest mü’minin mânevî silahıdır. Âzalar, dinî bir alâmet olan abdestin himâyesinde oldukları zaman, şeytanın onlara etki edip günah işletmesi azalır. Adiy b. Hâtim demiştir ki: “Müslüman olduğum günden beri, her namaz vakti girip namaza kalkıldığında, mutlaka abdestli bulunmuşumdur.” Enes b. Mâlik (r.a) şöyle anlatmıştır: “Rasûlullah (a.s) Medine’ye geldiklerinde ben sekiz yaşlarında idim. Rasûlullah (a.s) bir defasında bana: ‘Yavrum, devamlı abdestli olmaya gücün yeterse yap. Çünkü, abdestli iken ölen kimseye şehitlik sevabı verilir.’’297 buyurdu. Akıllı olana düşen; devamlı ölüme hazır olmasıdır. Devamlı abdestli bulunmak, ölüme hazır olmak sayılır. El-Husrî, şöyle demiştir: “Gece uyandığımda, uykuya abdestsiz olarak dönmemek için, kalkar abdest tazelerim ve uykuya öyle dalarım. Şeyh Ali b. Heytemî’nin sohbetinde bulunan bir zâtın şöyle dediğini duydum: “Hazret, bütün geceyi oturarak geçirirdi. Oturduğu yerde uyku bastırınca, ayağa kalkıp gezinerek uykuyu dağıtmaya çalışırdı. Biraz uyuklayıp da uyanınca: “Edebi bozmak istemiyorum!” der, hemen kalkıp abdestini tazeler ve iki rekât namaz kılardı.” Ebû Hureyre’nin rivâyetine göre; Rasûlullah (a.s), Hz. Bilâl’e (r.a): “Ya Bilâl! İslam’da en çok sevap umarak yaptığın amelin nedir, bana söyler misin? Ben, Cennette senin nalınlarının ayak sesini önümde işittim." diye sordu. Hz. Bilâl de:
297- (Ebu Ya’lâ, Müsned, Vı, 307-309 (No:3624); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 27I.)
“Gece veya gündüz her abdest alışımda Allah için iki rekât namaz kılarım. Bundan başka da fazlaca sevap umduğum bir amelim yoktur!” 298 Dedi.
3-Suyu israf etmeden, şer’i ölçüde kalmak:
Bununla ilgili bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Abdestte (vesvese vermek için) musallat olan “Velhân" isimli bir şeytan vardır. Onun, kullandığınız suda, size vereceği vesveseden sakınınız.’’299 Ebû Abdullah er-Rüzbârî demiştir ki: “Şüphesiz şeytan, insanoğlunun bütün amellerinden (kendi payına) bir şey koparmaya çalışır. Onun için, onların, kendilerine emredilen şeyleri fazla veya az yapmalarının bir önemi yoktur. Hangisini yapsalar şeytan sevinir.” Anlatıldığına göre; İbnu’l-Kernebî bir gece ihtilâm olmuştu. Üzerinde de kalın, kaba bir elbise vardı. Şiddetli bir soğukta (gusul abdesti almak için) Dicle’ye geldi. Nefsi, böyle soğuk bir gecede suya girmekten çekindi ve onu da vazgeçirmek istedi. Bunun üzerine İbnu’l-Kernebî, üzerindeki elbisesiyle birlikte kendini suya attı. Sonra sudan çıkıp: “Bu elbiseyi, kendi hâlinde üzerimde kurumadıkça çıkarmayacağım!” diye söz verdi. Elbise çok sert ve kalın olduğu için, üzerinde tam bir ay kaldı. Böylece, Allahu Teâlâ’nın yıkanma emrine teslim olmaktan çekinen nefsini terbiye etmişti.” Sehl b. Abdullah, ashâbını (müridlerini), çok su içip, az bevletmeye teşvik ederdi. Çünkü o, çok su içmenin nefsi zayıflatıp şehvetini kıracağı kanaatinde idi.
4-Yedekte abdest için su bulundurmak. Sûfilerin dikkat ettikleri edeblerden birisi de seferde veya diğer hallerde abdest için geride su bırakma ihtiyâtı idi. Denilir ki; İbrahim el-Havvas, çölde yolculuk yaparken yanında sâdece, içinde su bulunan bir kırba taşırdı. Çoğu zaman, susayınca ondan azıcık içer, kalanı abdest için saklardı. Onun, Mekke’den Küfe ye kadar yolculuk yaptığı ve bu arada hiç teyemmüme ihtiyacı olmadığı anlatılır. Çünkü, devamlı abdest suyunu yanında saklıyor, az bir su içerek kanaat ediyordu. Denilmiştir ki: “Sûfinin, yanında su tulumu veya kırbası yokken yolculuk yaptığını görürsen, bil ki o; isteyerek yahut istemeyerek namazını terketme tehlikesi ile karşı karşıyadır.” Sûfilerden birisinin hâli şöyle anlatılır: Bu zât, tahâret hususunda nefsini öyle edeblendirmişti ki, ehl-i ibâdet bir toplulukla bir evde beraberce kaldığı halde, kimse onun helâya gittiğini görmezdi. Çünkü o, nefsini edeblendirmek için, helâya çıkma işini ortalığın en tenhâ olduğu bir vakitte yapardı. Anlatıldığına göre; İbrahim el-Havvâs, Rey câmiinde, suyun içinde ölmüştü. Kendisi karın hasatlığına mübtelâ olmuştu. Gece her kalkışında suya girip yıkanırdı. Yine bir defasında suya girmiş ve orada ruhunu teslim etmişti. Onun bütün maksadı; abdest ve tahâret hâlini korumaktı.
298- (Buhârî, Teheccüd, 17; Fedâilu’s-Sahâbe, 23; Ahmed, Müsned, II, 333.)
299- (İbnu Mâce, Tahâret, 48; Ahmed, Müsned, V, 136; Ali Nâsıf, et-Tâc, I, 102.)
Yine anlatılır ki; İbrahim b. Edhem’in gece kalkma hâli ve îtiyâdı vardı. Bir defasında, yetmişten fazla uyanıp kalkmış, her defasında da abdestini tazeleyerek iki rek’at namaz kılmıştı. Sûfilerden birisi, nefsini öyle terbiye etmişti ki, halvetteki edebe çok dikkat ettiği için, ancak kazâ-i hâcet anında yellenirdi. Abdestten sonra havlu (ve mendil gibi kurulama bezi) kullanmayı bazı fakihler mekruh görmüşler ve “abdest suyu mizana konup sevap olarak tartılacağından, onun kurulanması uygun değildir.” demişlerdir. Bazı fakihlerde, bunun câiz olduğunu söyleyerek, şu hadis-i şerifi delil göstermişlerdir. Hz. Âişe (r.ah) demiştir ki: "Hz. Peygamber (s.a.v)’in abdestten sonra âzâlarını kuruladığı bir bez parçası vardı.”300 Muaz b. Cebel (r.a) şöyle demiştir: "Rasûlullah (a.s)’ın abdest aldıktan sonra, elbisesinin bir ucuyla yüzünü sildiğini gördüm.” 301 5-Bâtınî temizliğe önem vermek Sûfilerin en çok üzerinde durdukları mesele; bâtınlarını çirkin sıfatlardan ve sevimsiz ahlâklardan temizlemektir. Yoksa, ilmin müsâade ettiği ölçünün ötesindeki zâhiri temizlik hususunda titizlik değildir. Hz. Ömer (r.a), bir Hristiyana âit küpteki sudan abdest almıştır. Halbuki onlar şaraptan sakınmazlar. Hz. Ömer, o anda suyun zâhirî durumuna ve aslındaki temizlik hâline göre hüküm verip suyu kullanmıştır. Rasûlullah’ın ashâbı, seccâde sermeden yerde namaz kılıyor, yalın ayak yollarda dolaşıyor, uyuyacakları zaman altlarına birşey sermeden toprağa uzanıyorlardı. Bazen, istincayı (helâdaki tahâretlenmeyi) sâdece taşla yapıyorlardı. Onların zâhiri temizlik hususunda her işi, kolaylık üzere idi. Fakat, bâtınî temizliğe çok önem verirlerdi. Zâten, onların husûsiyle meşgul olduğu, bu bâtınî temizliktir. Bazı kimselerde temizlik hususunda aşırı bir titizlik vardır. Bu titizlik genellikle nefisten kaynaklanmaktadır. Böylelerinin elbisesine bir pislik bulaşsa, hemen cânı sıkılır; fakat, kalbindeki kin, kibir, ucub, riyâ ve nifâk gibi kirlere hiç aldırış etmez. Bu adam, şeriatın müsaadesine rağmen yalınayak yere basan kimseyi hoş karşılamazken, dinini harap edecek kin ve gafletle konuşmasına hiç aldırış etmez. Bütün bunlar, onun ilminin azlığından, yüksek derecedeki âlim ve sıddıkların sohbetindeki edeblerden mahrum oluşundandır. Selef, istibrâ ânında tenâsül âletinin fazla ovulmasını ve sıvazlanmasını mekruh görüyorlardı. Çünkü bu, çoğu kez bevil damarlarını gevşetir ve artık bevil tutmaz olup damlamaya başlar. Tahâret ve abdestteki edeb ve hassasiyet konusunda sûfiler, Ebû Amr ez-Zeccâcî’nin şöyle bir hikâyesini anlatırlar. Hazret, otuz sene Mekke-i Mükerreme’de kalıp Beytullah’a komşuluk yapmıştı. Bu süre içerisinde, “Harem” dâhilinde büyük abdest bozmaz; Harem hudutlarının dışına “Hill” bölgesine çıkardı. Halbuki bu aradaki mesâfe en az bir fersahtır ki o da yaklaşık 5,762 km’dir. Yine anlatılır ki; sûfilerden birinin yüzünde bir yara çıkmış, on iki sene iyileşmemişti. Çünkü yaraya su vurmak zarar veriyor, oda devamlı su kullandığı için yara hiç iyi olmuyordu. Çünkü o, her namaz vaktinde su ile abdest tâzelemeyi ihmâl etmiyordu.
300- (Tirmizî, Tahâret, 40; Ali Nâsıf, et-Tâc, I, 102.) 301- (Tirmizî, Tahâret, 40; Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 325 (Had. No: 6629).)
Bir başka sûfinin de gözüne kara su inmişti. Kendisini bir doktora götürdüler. İyileşmesi için de hayli para harcadılar. Doktor: “Birkaç gün abdest almadan sırt üstü yatmaya ihtiyacı olduğunu!” söyledi. Fakat sûfi, onu dinlemeyip, abdesti terketme yerine, gözünün gitmesini tercih etti.