Ara
Menü

TAHÂRET ÂDABI

1.410 kelime

Allahu Teâlâ, Ashâb-ı Suffe hakkında şöyle buyurmuştur: "O mescitte (günahlardan ve pisliklerden) temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah güzelce temizlenen kimseleri sever.” (Tevbe (9), İ08.) Bu âyetin tefsirinde denilmiştir ki: “Âyette anlatılan kimseler, bütün hades, cenâbet ve necâsetlerden su ile temizlenmeyi seviyorlardı.” El-Kelbî: “Burada anlatılan temizlik, avret mahallerinin su ile yıkanmasıdır.” demiştir. Atâ b. Ebi Rebah ise: “Onlar, tahâretten sonra su ile temizleniyor ve gece cünüb olarak uyumuyorlardı.” demiştir. Rivâyete göre; bu âyet-i kerime nâzil olduğunda, Rasûlullah (a.s), Kübâ ehline: “Allahu Teâlâ temizlik hususunda sizi övmektedir. Siz ne yaparsınız ki, böyle övgüye mazhâr oldunuz?” diye sormuş, onlar da: “Biz helâda temizliği su ile yapıyoruz.” demişlerdir.281 Rasûlullah (a.s), bundan önce, Ashâbına: “Sizden biriniz helaya gittiği zaman, üç taş ile tahâretlensin.” buyurmuştu. İslâm’ın ilk günlerinde, tahâret bu şekilde yapılıyordu. Nihâyet, Kübâ ehli hakkında bu âyet-i kerime nâzil oldu. Selmân-ı Fârisî’ye müşriklerden birisi: “Peygamberiniz size her şeyi, hatta helâda nasıl oturup temizlik yapacağınızı bile öğretiyor.” deyince, Selmân (r.a): “Evet, büyük ve küçük abdest bozarken kıbleye karşı dönmekten, sağ el ile tahâretlenmekten, üçten az taşla, tezek veya kemikle istincâ yapmamızdan bizi nehyetti.” dedi. 282 Şeyhimiz Ebu’n-Necib es-Sühreverdî, bize, imla yoluyla (bizzat yazdırarak), Ebû Hureyre (r.a)’nin şöyle dediğini haber verdi: Rasûlullah (a.s) buyurdu ki:

280- (Ebû Nuaym, Hilye, X, 208; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II, 262.) 281- (Bu hadis ve yukarıdaki rivayetler için bkz: Taberî, Câmiu’l-Beyân, VII, 28-3I; Suyûtî, ed-Dürrül- Mensûr, IV, 289-29I; Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, II, 406.) 282- (Ebû Dâvud, Tahâret, 4; Tirmizî, Tahâret, 12; Ahmed, Müsned, V, 439; Heysemî, Mecmau’z- Zevâid, I, 205, 211.)

“Ben sizin için, (terbiyenizi üstlenmiş) bir baba durumundayım. (Sizden biriniz), kazâ-i hâcet yapacağı zaman, önünü ve arkasını kıbleye çevirmesin ve sağ eliyle de temizlenmesin.”283 Rasûlullah (a.s), en az üç taş ile temizlenmeyi emreder, tezek ve kemikle tahâret yapmaktan nehyederdi. 284 İstincânın (tahâretlenmenin) farzı ikidir: 1-Pisliğin giderilmesi, 2-Temizlik için kullanılan maddenin (taş veya suyun) temiz olması, tezek olmaması, ikinci kez temizlik için kullanılmaması, ölmüş insan veya hayvan kemiği olmaması.

İstincâda kullanılan taşların tek olması sünnettir. Bu da üç, beş veya yedi taş olmasıdır. Taşla silindikten sonra, su kullanılması da sünnettir. Yukarıda zikrettiğimiz: “Onlar temizlenmeyi severler.” âyetinin tefsirinde; bu kimselere temizliği nasıl yaptıkları sorulunca: “Önce taş sonra su ile temizlenirdik.” dedikleri zikredilmiştir. 285 İstincâyı sol elle yapmak, istincâdan sonra eli toprağa sürmek (veya sabunla temizlemek) de sünnettir. Çöl ve benzeri yerlerde, yer ve toprak temiz olunca, el toprağa sürülmek sûretiyle temizlenir. İstincânın yapılış şekli: Taş sol ele alınarak, necâsete bulaşmayacak şekilde mak’adın kıyısına konur ve silerek taş haraket ettirilir. Haraket ettirirken, necâsetin sağa sola bulaşmaması için, taş döndürülerek silinir.

Çıkış yerinin öbür tarafına kadar böyle devam edilir. Sonra ikinci taş ele alınır, onunla da birincinin bittiği yerden başlayarak ilk temizlenen yere kadar silinir. Üçüncü taş da çıkış yerinin etrafında döndürülür. Üç ayrı taş yerine, üç köşeli bir taşla da aynı işlem yapılabilir. İstibrâ: Sidik kesilince, tenâsül âleti dipten uca doğru üç defa hafifçe sıvazlanarak, içinde kalmış olabilecek sidik damlacıkları dışa atılır. Sonra üç defa da sallanır. İstibrâda istinkâ da yaparak, ihtiyatla haraket eder. İstinkâ: (en son durumda) üç defa öksürmektir. Çünkü damarlar, boğazdan tenâsül âletine kadar uzanır. Öksürme ile damarlar haraket eder ve sidik kanalında kalan damlacığı dışarı atar. Biraz yürümek ve öksürmeyi artırmanın bir sakıncası yoktur. Fakat bu arada, ilmin gösterdiği ölçüye dikkat etmek ve vaktini zâyi edecek şekilde şeytânî vesveselere kapılmamak gerekir. Son olarak, tenâsül âleti, yaşlık eseri kalmayacak şekilde üç veya daha fazla silinip temizlenir. Bazıları, tenâsül âletini memeye benzeterek, çekilip sündürüldükçe ondan ıslaklığın eksik olmayacağını söylemişlerdir. Bu durumda; ölçüye riâyet edip, temizliğinin tek sayılarla yapılmasına dikkat edilmelidir. Yaşlığı gidermek için yapılan silme işi, temiz toprak veya taşla yapılabilir. Eğer taş küçük olur da ele almak gerekirse, taş sağ ele, âlet sol ele alınarak silme işi yapılır.

283- (Müslim, Tahâret, 58; Ebû Dâvud, Tahâret, 4, Nesâî, Tahâret, I2; Beğavî, Şerhu’s-Sünne, I, 356.) 284- (Ebû Dâvud, Tahâret, 4; Tirmizî, Tahâret, I4.)

285- (ki numaralı dipnottaki kaynaklara ve ayrıca bkz: Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 2I2.)

Sağ elle istincâ yapmamış olmak için; taşı sağ elde sâbit tutarak, sol elle hareket ettirilip silinir. Ayrıca su kullanmak isterse, başka bir yere geçilir. Sidik, âletin uç kısmına (haşefe üzerine) yayılmamışsa, taşla silinerek de yetinilebilir. İstibrâda, temizliğe dikkat etmeyenleri ve güzel temizlenmeyenleri Rasûlullah (s.a.v), ciddi olarak uyarmıştır. İbnu Abbas (r.a) anlatıyor: Rasûlullah (a.s), iki kabre uğradı, buyurdu ki: “Şu iki kabrin içindekilere azap olunuyor. Azapları da büyük bir günahtan değildir. Şu birisi, sidikten sakınmaz (güzel tahâret yapmaz), öbürü de, insanlar arasında dedi-kodu yapardı.”286 buyurdu. Çöl ve benzeri açık yerlerde kazâ-i hâcete çıkacağı zaman, gözden uzak yerlere gitmelidir. Hz. Câbir’in (r.a) rivâyetine göre; Rasûlullah (a.s.) arazide ihtiyacının göreceği zaman, kimsenin göremiyeceği kadar uzak bir yere giderdi.287 Muğire b. Şu’be (r.a) şöyle rivâyet etmiştir: “Rasûlullah (a.s) ile bir yolculukta bulunuyorduk. Efendimiz (a.s) kazâ-i hâceti için insanlardan epeyce uzak bir yere gitti.” 288 Rivâyete göre; Rasûlullah (a.s), kazâ-i hâceti için, bir adamın oturacağı yeri hazırladığı gibi yer hazırlar, kendisini bir duvar, taş yığını veya bir tümsekle gizlerdi. 289 Çöl (ve arazide) bevleden kimsenin, bineğinin arkasına gizlenmesi veya idrar sıçramasından korunabilecekse, elbisesinin eteği ile kendini örtmesi câizdir. Suyu sıçratmayacak yumuşak yere yahut idrarı içine çekecek gevşek bir toprağa bevletmek müstehabtır. Ebû Mûsâ el-Eşar’i (r.a) şöyle anlatır: “Rasûlullah (a.s), ile beraberdik. Efendimiz (a.s) küçük abdest bozmak istedi. Bir duvarın dibinde toprağı yumuşak bir yere gelerek bevletti. Hâcetini bitirip yanımıza dönünce şöyle buyurdu: “Sizden biriniz bevl (veya kazâ-i hâcet) yapmak istediği zaman (öyle olur olmaz yerde hâcetini görmesin), kendine uygun bir yer arasın”290 Bevleden kimsenin önünü veya arkasını kıbleye döndürmemesi, güneşe ve aya çevirmemesi gerekir. Binaların içinde (kapalı mahalde), kıble cihetine bevletmek mekruh olmamakla birlikte, evlâ olan, bundan da sakınmaktır. Çünkü, bazı fakihler bunun mekruh olacağını söylemişlerdir. Dışarıda (arazi ve açık yerde) ihtiyacını görme durumunda olan kimse, yere tam yaklaşıp çömelmeyince elbisesini kaldırmamalıdır. İdrar serpintilerinden korunmak için rüzgâra karşı bevletmemek gerekir. Çölde yaşayan (bedevî) Sahabîlerden birisiyle çekişen bir adam, ona:

286- (Buhârî, Edeb, 46; Müslim, Tahâret, III, Ebû Dâvud, Tahâret, II; Nesâî, Tahâret, 26; Ahmed, Müsned, V, 39, Ali Nâsıf, et-Tâc, 1, 86.) 287- (Ibnu Mâce, Tahâret, 22; Ali Nâsıf, et-Tâc, I, 9I.) 288- (Ebû Dâvud, Tahâret, I; Tirmizî, Tahâret, I6; Nesâî Tahâret, I5; ibnu Mâce, Tahâret, 22; Ali Nâsıf, et-Tâc, I, 9I.) 289- (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr, 6964; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, I, 204.)

290- (Ebû Dâvud, Tahâret, 2; Tirmizî, Tahâret, 16.)

“Umarım sen tuvâlet işini güzel yapıyorsundur!” dedi. O da: “Evet, ben o işin ehliyim!” dedi. Adam: “Öyleyse anlat bakalım, nasıl yapıyorsun bu işi!” diye sorunca, O: “(İhtiyacımı göreceğim zaman), insanlardan uzaklaşıp kendime taharet için uygun bir yer hazırlarım; önümü, bevli içine çekecek otlara, arkamı da rüzgâra getiririm. Ceylan gibi bacaklarımı açarak oturur, deve kuşu gibi kalçalarımı kaldırırım!” dedi. Helâya girip çıkarken okunacak duâlar: Kazâ-i hâcetini yapıp güzelce temizlendikten sonra, istincâ mahallinden ayrılırken; şöyle söylemelidir: “Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve O’nun aline salat eyle. Kalbimi riyâdan temizle, fecrimi çirkin şeylerden koru.” Gusledilen yere bevletmek mekruhtur. Abdullah b. Muğaffel’in (r.a), rivâyetine göre; Rasûlullah (a.s), kişinin yıkandığı yere bevletmesini yasaklayarak: “Genellikle vesvese bundan ileri gelir.” 291 buyurmuştur. Abdullah b. Mübarek: “Suyu akıp giden hamamda, bevletmeye müsâade edilir.” demiştir. Helâ, binâ şeklinde kapalı bir yerde ise; oraya girerken önce sol ayakla girilir ve (daha içeri girmeden) şöyle denir:

“Allah’ın ismiyle girerim. Dişi ve erkek cinlerin şerrinden (ve pisliklerden) Allah’a sığınırım.” 292

Şeyhimiz Ebu’n-Necib es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Erkam (r.a)’dan,

Rasûlullah (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletti: “Şu, tuvâlet için çıktığınız yerler, şeytanların hazır bulunduğu yerlerdir. Sizden biriniz, kazâ-i hacete çıkacağı zaman:

“Erkek ve dişi şeytanların şerrinden Allah’a sığınırım.” desin.” 293 Hadisin metninde geçen “huşuş”, sık hurmalık demek olup, helâ manasında kullanılmıştır. Sahâbe-i Kirâm, evlerine helâ yapmadan önce, buralara giderek ihtiyaçlarını görürlerdi.

291- (Ebû Dâvud, Tahâret, I5; Tirmizî, Tahâret, I7; Nesâî, Tahâret, 3I.) 292- (Ebû Dâvud, Tahâret, 3; Tirmizî, Tahâret, 4; Ali Nâsıf, et-Tâc, I, 9I.)

293- (Ebû Dâvud, Tahâret, 3; İbnu Ebî Şeybe, Musannef, I, 11.(Tahâret, 1.))

Kazâ-i hâcet yapılırken, sol ayak üzerine ağırlık vererek oturulur. Elle edep yerine dokunarak oynanmaz. Otururken yere veya duvara bir şeyler yazılmaz. Avret mahalline ihtiyaç miktarından fazla bakılmaz ve o esnada kimseyle konuşulmaz. Bu hususta, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Avret mahalleri açık olduğu halde, kazâ-i hacetlerini gören ve (bu arada) birbirleriyle konuşan kimselere Allah gazap eder.”294 Helâdan çıkınca şu duâ okunur:

“Allah’ım senden affımı isterim. Bana eziyet vereni benden giderip, fayda vereni bende bırakan Allah’a hamdolsun.” 295 Helâya giren kimse, üzerinde Allahu Teâlâ’nın ismi yazılı altın, para, yüzük ve benzeri şeyleri bulundurmamalıdır. (Beğavî, Şerhu’s-Sünne, I, 380.) Edeb olarak, başı açık bir şekilde helâya girmemelidir. Bu konuda Hz. Âişe (r.ah), babası Hz. Ebû Bekir’in (r.a) şöyle dediğini nakletmiştir: “Allah’tan hayâ ediniz. Ben, helâya girdiğimde, Aziz ve Çelil olan Allahtan hayâ ederek belimi iki büklüm yapar, başımı da örterim.’’296

33. Bölüm · TAHÂRET ÂDABI · Avârifü'l-Maârif — tarikat.org