KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Zâhid-İ Bârid
Arapça, soğuk, kuru zâhid anlamında bir tamlama. Dini azimetle, katı bir sertlikle yaşayan kişiler hakkında kullanılan bir tâbir.Seçilmiş âşık ile şimdi zâhid-i bârid, Gözünde halk-ı cihanın ne eşk kaldı, ne hâb.Hallaç kendisini asmaya götürenlere…
→Tasavvuf ve TarikatZâhidiyye
Tâcüddin İbrahimü’z-Zâhidi’l-Geylânî (ö. 690/1291 )’ye dayandırılan bir tasavvuf okulu. Ekberiyye’nin kolu.
→Tasavvuf ve TarikatZâhiriyye
İslâmî tarikatlerden 9. yüzyılda ortaya zâ çıkan ve Dâvûd b. Ali ez-Zâhirî (öl. 270 / 884) ye nispet edilen fıkıh mezhebinin adı ve bunun için kullanılan terim. İslâm hukuk tarihinde büyük mezheplerden sonra ortaya…
→Tasavvuf ve TarikatZahm
Farsça, yara, bere demektir. Kudüm çalınan iki karış uzunluğundaki çubuklara, zahme denir. Erenlerin aleyhinde konuşan kişi, eğer bir kaza belaya uğrarsa, “erenlerin zahmine uğradı” veya “zahm yedi” denir.
→Tasavvuf ve TarikatZâkir
Anan, hatırlayan, dile getiren, zikreden anlamında terim. tas. Tasavvuf ehli arasmda yapüan zikir ayinini yöneten, İlâhîler okuyarak coşku ve heyecanın doruk noktaya ulaşmasma yol açan sufî.
→Tasavvuf ve TarikatZâtîhî
Arapça, kendi zatı sebebiyle vâcib (gerekli, lâzım olan) anlamında bir ibare. Cürcânî, bunu şöyle tanımlar: Yokluğu kesinlikle imkansız (mümteni) olan bir varlık olup, varlığı başkası sebebiyle değil, kendisindedir. Bu sebep-le yokluğunun imkansızlığı (imtinâı) zarurîdir.…
→Tasavvuf ve TarikatZaviye-Dâr
Arapça, Farca, zaviye sahibi anlamını ihtiva eden bir tâbir, iki kelimeden oluşmuştur: Zaviye ve dar. Dar: Sahip anlamındadır. Küçük tekke denilen zaviye şeyhlerine zâviye-dâr denirdi.ZÂVİYE–
→Tasavvuf ve TarikatZehâb
Arapça gitme anlamında bir kelime. Şarkavî, zehabı, Allah’a duyulan temiz, katışıksız, hâlis sevgi olarak tarif eder. Kul onunla meşgul olması sonucu, O’nda fâni olur. Zehâb, ilâhî aşkın meyvelerinden bir meyvedir. Fena halindeki kişi, görme,…
→Tasavvuf ve TarikatZehâiru’llah
Arapça, Allah’ın zahireleri, demektir. Allah’ın zahireleri, O’nun veli kullarıdır. Zahirenin yoksulluğu kaldırdığı gibi, bu zevatın hürmetine Allah kullarına gelecek be-laları kaldırır.
→Tasavvuf ve TarikatZehebiyye
İslâ tarikatlerden 15. yüzyılda orta çıkan ve Sühreverdiyye (bk. madde) kollarmdan Kübreviy (bk. bu madde) tarikatının A dullah-ı Berzişâbâdî (öl. 872 1468) ye nispet edilen bir ko için kullanılan terim
→Tasavvuf ve TarikatZelle
Az miktardaki yiyecek veya sofradan alınan lokma. Tekke geleneğinde bereket niyetiyle sofradan alınan küçük pay için kullanılır. Aynı kelimenin kelâm ve peygamberler tarihi metinlerinde “kasıtsız sürçme” anlamı da vardır; iki kullanım bağlama göre ayrılmalıdır.
→Tasavvuf ve TarikatZemzemlik
Ağızlarına kapak geçirilen, Çin sürahilerine zemzemlik denirdi. Bunların içine zemzem suyu konur, misafirlere küçük fincanlarla ikram edilirdi. Bu küçük sürahiler Hindistan’dan Mekke’ye, oradan da istanbul’a gelirdi.
→Tasavvuf ve TarikatZen Başı
Mevlevi ayini sırasında, sema’hane’de dolaşıp, sema’ edenlerin birbirine çarpmamalarını ve düzeni bozmamalarını sağlayan dede’ye, “sema-zen başı” denir. Sema’zen başı, sema’ı iyi yapanlardan olurdu. Sema’zen başı, sema’ sırasında, hırka giyerdi. Yeni başlayanlara (mübtedîlere) sema’ usûlünü,…
→Tasavvuf ve TarikatZenb
Arapça, günah demektir. Cürcânî, bunu, seni Allah’tan ayıran şey, diye tarif eder.
→Tasavvuf ve TarikatZenfeliyye
Ali Zenfalî Lebîdî el-Ahmedî’nin kurduğu bir tasavvuf okulu. Ahmediyye’nin kollarından biri.
→Tasavvuf ve TarikatZerafet
Zarif, zeki olmak, belağatli konuşmak, hazakat gibi anlamları olan Arapça bir kelime. Maddeden sıyrılmak suretiyle görülen Hakk’ın nurları.
→Tasavvuf ve TarikatZerkûbiyye
İslâ tarikatlerden 13. yüzyılda ort çıkan ve Sühreverdiyye tarik nin İzzeddin Mevdûd b. M hammed ez-Zerkûb (öl. VII XIII. yy) a nispet edilen bir k için kullanılan ad
→Tasavvuf ve TarikatZerrîntâc
İslâ tarikatlerden 19. yüzyılda ort çıkan Bâbîliğin kurucusu Mi Muhammed-i Şîrâzî’nin ileri len taraftarlarından olan Üm Selmâ Fâtımâ (öl. 1268 / 18 için kullanılan lakap
→Tasavvuf ve TarikatZerrûkıyye
Gû^j) [AN İslâ tarikatlerden “Şâzeliyye” bu madde)nin 15. yüzyüda o ya çıkan ve Ahmed Zerrûk Fâsî (öl. 899 /1493) ye nispet len bir kolu için kullanılan ad
→Tasavvuf ve TarikatZevahir
Arapça, çiçek kelimesinin çoğuludur. Kaşanî bunu şöyle tarif eder: Bu, tarikat bilgileridir. Çünkü o Hakk’a ulaştıran ilimlerin en şereflisi ve nurlusudur.
→Tasavvuf ve TarikatZeydiyye
İslâmî zı tarikatlerden 8. yüzyılın başlarında Kûfe’de ortaya çıkan, Tâberistan, Irak ve özellikle de Yemen coğrafyasmda yaygın olan bir Şiî cemaati için kullanılan terim. Görüşleri itibariyle “Mu’tezile" (bk. bu madde) fırkasının düşünceleriyle paralellik gösteren…
→Tasavvuf ve TarikatZeyl Meşayihi
Vaizler hakkında kullanılan bir tâbirdi. Bâb-ı Meşihatta tutulmakta olan ilmiyye sicilinin sonuna yazıldıkları için, bu adı almışlardır. En yüksek derecesi Ayasofya kürsüsü olup, derecesi otuz idi.
→Tasavvuf ve TarikatZeyla'iyye
İslâmî tarikatlerden 14. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve Kâdiriyye (bk. bu madde)nin Ebû’l-Abbas Safiyüddin Ahmed b. Ömer ez- Zeyla'î el Ukaylî (öl. 704 / 1305) ye nispet edilen bir kolu için kullanılan ad.
→Tasavvuf ve TarikatZeyniyye
WrJ İslâmî tarikatlerden 15. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve Süreverdiyye (bk. bu madde)nin Zeynüddin el-Hâfî (öl. 838 / 1435) ye nispet edilen bir kolu için kullanılan ad.
→Tasavvuf ve TarikatZeyt
Arapça, zeytin yağı demektir. Nefsin aslî yetenek nuru.ZEYTUN veya
→Tasavvuf ve TarikatZeytune
Arapça, zeytin demektir. Tefekkür gücü ile, kutsal nuru tutuşturabilme kabiliyetine sahif nefs.
→Tasavvuf ve TarikatZıd
Türkçe’de de aynı anlamda kullanılan bir kelime. Allah’ın gazab-rıza, ceza-af, kahr-lutf gibi celâl ve cemal sıfatları. Harraz “Allah’ı, iki zıddı birleştirerek tanıdım, Allah, zıdları birleştirdiği için O’na camiu’l-azdad veya mecmau’l-azdâd denir.
→Tasavvuf ve TarikatZıhâr
Bir erkeğin eşini kendisine ebediyen evlenmesi haram olan bir kadına benzeterek evlilik ilişkisini yasaklayan söz söylemesi. Kur’ân zıhârı geçerli bir boşama saymaz; bu sözü söyleyen kimsenin eşiyle birliktelikten önce kefaret yerine getirmesini emreder. Hükümler…
→Tasavvuf ve TarikatZılâlât
Arapça, gölgeler demektir. İlâhî isimler.
→Tasavvuf ve TarikatZıll-I Evvel
Arapça, ilk gölge demektir, ilk akıl. Bu, Allah’ın nurundan ilk olarak ortaya çıkıp vahdet-i zâtiyye şuûnundan olan çokluk suretini ilk kabul eden ayndır.
→Tasavvuf ve TarikatZıll-I İlâh
Arapça, İlâhın gölgesi demektir. Va-hidiyet hazretini gerçekleştiren kâmil insan.
→Tasavvuf ve TarikatZıll-I Sâni
Arapça, ikinci gölge demektir. Dünya. Hakk’ın mümkinlerin suretlerinde ortaya çıkışı.
→Tasavvuf ve TarikatZıllu’llah
Arapça, Allah’ın gölgesi demektir. Padişahlara, sahip oldukları güç ve kuvvetten dolayı “zıllu’llah fi’l-ard” Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, denirdi.
→Tasavvuf ve TarikatZikr-İ Erre
Arapça-Farsça, bıçkı zikri demektir. Buna “zikr-i minşârî” de denir. Minşâr, Arapça’da, “erre”, Farsça’da “testere”, bıçkı anlamlarına gelir. Zikir sırasında hançereden odun kesen bıçkıyı andırır gibi ses geldiği için, bu türe “bıçkı zikri” denmiştir.Sol cennetin…
→Tasavvuf ve TarikatZikr-i hafî
Ses çıkarmadan, kalp ve iç dikkatle yapılan gizli zikir. Özellikle Nakşibendiyye’de temel usullerden biridir; cehrî zikrin karşısında anılır.
→Tasavvuf ve TarikatZikr-i kıyam
Ayakta icra edilen toplu zikir. Âyin-i ehlullah maddesine bakınız.
→Tasavvuf ve TarikatZil
Arapça, gölge demektir. Kendisine mensup harici vücûdu olan nur ismi aracılığı ile ortaya çıkan madumlardan ibaret mümkinlerin aynlarının ta’ayyünlari (belirmesi) ile zuhur eden izafî vücûd. Nur, onun suretleriyle yokluğu (ademiyeti) nün karanlığını örter. Ve…
→Tasavvuf ve TarikatZivâc
Arapça, evlilik demektir. Sûfiler evlilik konusunda Hz. Resûlallah (s)’ı izlenmiştir, ilk devrin bazı sûfilerinin marjinal tavrı bir kenara bırakılırsa, tasavvuf tarihinde bekar sûfi tipi fazla gözükmez. Hatta bir kısım velilerin, evlilikteki fazileti bilmelerinden kaynaklanan…
→Tasavvuf ve TarikatZiyaniyye
Şaziliyye’nin Mağrib kolu. Bu kol XIX. yüzyılda kurulmuştur.
→Tasavvuf ve TarikatZuhur-Zuhurat
Arapça, ortaya çıkmaya zuhur derler. Sâlikin kendi katkısı olmadan ortaya çıkan olaylara, zuhurat denir. Bu tür zuhuratlar, tevekkül erbabı için, mutlaka uyulması gereken uyarılar olarak değerlendirilir. Rüyalara da, zuhurat denmektedir. “Zuhuratla geçinmek” deyimi, sağdan…
→Tasavvuf ve TarikatZü’l-Akl
Arapça, akıl sahibi anlamında bir isim tamlaması. Halkı zahir (dış). Hakk’ı batın (iç) olarak görüp bu şekilde, halkın Hakk’ın aynası olduğunu anlar. Ayna, kendisinde zuhur eden suret ile gizlendiği gibi, mutlak da mukayyed ile…
→Tasavvuf ve TarikatZü’l-Ayn
Arapça, göz sahibi demektir. Hakk’ı zahir, halkı bâtın gören kişi. Ona göre halk, Hakk’ın aynasıdır. Hak zuhur edince, halk O’nda, suretin aynada gizlendiği gibi gizlenir.
→Tasavvuf ve TarikatZühd-I Huşk-Zühd-İ Bârid
Farsça’da, bârid Arapçada soğuk anlamına gelir. Bu durumda bu iki ifade “soğuk zühd” manasmdadır. Şekilci ve katı din anlayışına sahip kişilerin zühdüne “zühd-i huşk” denir.Zâhid, Hû demeyi inkar eyleme Ya niçin çağırır insan Hû…
→Tasavvuf ve TarikatZühdiyyat
Arapça, zühd’e ait olanlar anlamındadır. Zühd konusunu işleyen şiirlere, zühdiyyat denir. Zühd e-debiyatı, gerek sûfilerce, gerekse sûfi olmayanlarca işlenmiştir.
→Tasavvuf ve TarikatZühriyye
Şeyh Seyyid Ahmed Zührî el-Kayserî (ö. 1157/1744) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu olup, Musli-hiyye-i Halvetiyye’nin kollarındandır.
→Tasavvuf ve TarikatZühul
Arapça, dalgınlık anlamındadır. Kendinden geçmek, gaflet.
→Tasavvuf ve TarikatZükür Çelebi
Arapça-Farsça, erkek çelebi demektir. Esasen çalap kelimesi, Allah’ı ifade eden bir kelime olup, sonuna nisbet “yâ” sı eklenerek, “Çalâbî” şeklini almış, konuşmada hafifletilince “çelebi” ye dönüşmüştür: “Allah’a bağlı adam” demektir. Mevlevî tâbiridir. Hz. Mevlânâ’nın…
→Tasavvuf ve TarikatZülcenâhayn
"İki kanatlı" mânâsına hem ilim hem de mârifette (tasavvufta) yüksek dereceye ulaşmış olan âlimlere verilen lakab (isim). Mürşid-i kâmiller, ictihâd derecesinde yüksek âlim oldukları için, hem zâhirî ilimlerde ve hem de tasavvufta derin ilim…
→Tasavvuf ve TarikatZülf
Farsça, yanağın iki yanına sarkan saça denir. Hiç kimsenin ulaşamadığı gaybî hüviyyet. Hakk’ın zâtı ve künhü, Küfr-i zülf: Siyah saç,Dila her muyu bir ejder görünür ol zülfün, Nice bin ejderi bir yerde tahayyül ne…
→Tasavvuf ve TarikatZümrüd
Yeşil renkli kıymetli bir taş. Üzerine, bütün varlıkların suretlerinin nakşolunduğu küllî nefs.
→Tasavvuf ve TarikatZümrüd-İ Anka
Yeşil renkli Anka kuşu. Güneş ve ateşten yaratıldığına ve semanın 4. katında yaşadığına inanılır. Diğer bir adı da “simurg” (otuz kuş) dur.
→Tasavvuf ve TarikatZünnar
Olayı. Hıristiyanların, dini bir simge olarak kullandıkları bir kusak. 2. tasa Sevgiliye hizmet ve İtaat etmeye azm ve kasdetmek, hizmet kuşağını kuşanmak. b Dünyaya gönül vermek. ¢ Benlik, bencillik. Kaydı-ı İslam Fuzüli bize bir…
→Tasavvuf ve TarikatZüvvar
Arapça ziyaretçiler demektir. Mevlevî mukabelesini izlemeye gelen ziyaretçiler için kullanılan bir tâbir.TASAVVUF TERIMLERI VE DEYIMLERI SOZLUGUShare BENZER KONULAR Akademik Sayfalar Osmanlı Türkçesi Sözlüğü Akademik Sayfalar Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik LÜGAT Akademik Sayfalar MEVLÂNA BİBLİYOGRAFYASI Akademik Sayfalar…
→Tasavvuf ve TarikatZzâcir
Arapça, engel olan demektir. Mü’minin kalbindeki Allah’ın vaizi. Bu vaiz, mü’minin kalbine atılmış olup, onu Hakk’a çağırır.
→