Ara
Menü
ذ

İstifa

صطلفى

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: terms-6512
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Kaynak sayfası
204
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>I)</p><ol><li>Seçme, süzme.</li><li>tas. a Hak Teala'nın kulunun kalbini boşaltıp içine ilâhî marifet doldurması ve bu suretle marifetin kendi saflığını burada yayması. b Hakk'ın ezeli ilminde yapmış olduğu seçme. Hak Teala Peygamber'i ezelde kendisi için seçtiğinden mutasavvıflar onu Mustafa diye anarlar.</li></ol>

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: term_definitions-6225
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Kaynak sayfası
204
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>I)</p><ol><li>Seçme, süzme.</li><li>tas. a Hak Teala'nın kulunun kalbini boşaltıp içine ilâhî marifet doldurması ve bu suretle marifetin kendi saflığını burada yayması. b Hakk'ın ezeli ilminde yapmış olduğu seçme. Hak Teala Peygamber'i ezelde kendisi için seçtiğinden mutasavvıflar onu Mustafa diye anarlar.</li></ol>

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: term_definitions-6505
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Kaynak sayfası
284
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>I)</p><ol><li>Seçme, süzme.</li><li>tas. a Hak Teala'nın kulunun kalbini boşaltıp içine ilâhî marifet doldurması ve bu suretle marifetin kendi saflığını burada yayması. b Hakk'ın ezeli ilminde yapmış olduğu seçme. Hak Teala Peygamber'i ezelde kendisi için seçtiğinden mutasavvıflar onu Mustafa diye anarlar.</li></ol>

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: term_definitions-3175
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları
Kaynak sayfası
298
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>I)</p><ol><li>Seçme, süzme.</li><li>tas. a Hak Teala'nın kulunun kalbini boşaltıp içine ilâhî marifet doldurması ve bu suretle marifetin kendi saflığını burada yayması. b Hakk'ın ezeli ilminde yapmış olduğu seçme. Hak Teala Peygamber'i ezelde kendisi için seçtiğinden mutasavvıflar onu Mustafa diye anarlar.</li></ol>

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: term_definitions-11846
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Sözlüğü
Kaynak sayfası
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>Bir şeyin güzidesini seçmek, tercih etmek manasına Arapça bir kelime. Tasavvufta seçilmiş kul, baştan beri İlâhî tutuşun altında rehindir. Hakim Tirmizî, müctebânın da seçilmiş (Mustafâ) olduğunu söyler. İşin başında kendisi için hazırlanan mertebe dolayısıyla, bu kişinin nefsi gitmemiştir. Durum böyle olmasa bu nefis, ikram edilmiş aziz bir makama helal olurdu. Bu sebeble o, nefsi ve seçilmişlik makamı arasında tam bir engel ile perdelidir. Hatta bu, Allah’ın ata (bağış) lan konusunda kalbe iştirak etmez, ancak Allah, inayeti (manevî yardımı) ile bu nefsi kendisine dost edinir. Bu nefse Allah, dayanacağı miktarda ilhâmî bağış nurlarını, azar azar döker. Sonunda o kulda, arzular ve dünya şehvetleri kaybolur. Böylece Allah, onu yakınlık ve bağış tatlılığı ile sarhoş eder. O vakit, büyük yakınlık makamına ulaşır. Kalbten alman şey, bu makamda alınır. Burada kalp ile onun arasında bir engel bulunmaz. Zira bu durumda o, nefsin şehvetlerle kirletemeyeceği derecede, Allah’a boyun eğmiştir. Nefsinde istek ve şehvet kalmamıştır. Artık her şey, Allah’ın dilemesi ve takdiri ile olmaktadır. Bu nefis, kendi isteği ile Allah’a teslim olmuştur. O sırada kalple beraber nefis, mülkten mülke, mertebeden mertebeye intikal etmektedir. Bu gidişin sonunda o, büyük sıddıkiyet makamına kavuşur. Bu büyük makamı, Allah kendi huzurunda bu nefis için hazırlamıştır. Bu makama ulaşır, kendisine açılır, sonra döner ve Allah’ın kabzası (kontrolü) ‘nda olur. Nitekim Allah En’am Sûresinin 87. âyetinde şöyle buyurmuştur: “Onları seçtik ve doğru yola erdirdik”, istifa, Allah tarafından seçilmedir, hidayet de yine Allah tarafındandır. Yine Hac Sûresi 75. âyetinde şöyle buyrulur: “Allah, insan ve meleklerden bazılarını resul olarak seçti”. Başlangıcın nefsin ile, seçilmen ise, nefsinden dolayıdır, istifa konusu, bazı sûfilerce şu şekilde yorumlanır: istifa; Allah’ın kulun kalbini, kendisini tanımak üzere boşaltması, neticede bu, marifetin, kalpte safâyı yayması demektir. Bu dereceye ulaşma konusunda, mü’minlerin havassı, avammı, âsi veya mutî olanı, velî veya peygamber olanı eşittirler. Kur’an’da Allah şöyle buyurur: “Kullarımızdan dilediklerimizi Kitab’a mirasçı kıldık, onların bir kısmı zalim, bir kısmı muktesid (orta), bir kısmı da hayırda ileri gitmiştir” (Fatır/32).</p>

صطلفى

Kaynaklardaki ortak açıklama

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü · Süleyman Uludağ · Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları · Mahmud Esad Erkaya

I)

  1. Seçme, süzme.
  2. tas. a Hak Teala'nın kulunun kalbini boşaltıp içine ilâhî marifet doldurması ve bu suretle marifetin kendi saflığını burada yayması. b Hakk'ın ezeli ilminde yapmış olduğu seçme. Hak Teala Peygamber'i ezelde kendisi için seçtiğinden mutasavvıflar onu Mustafa diye anarlar.

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Bir şeyin güzidesini seçmek, tercih etmek manasına Arapça bir kelime. Tasavvufta seçilmiş kul, baştan beri İlâhî tutuşun altında rehindir. Hakim Tirmizî, müctebânın da seçilmiş (Mustafâ) olduğunu söyler. İşin başında kendisi için hazırlanan mertebe dolayısıyla, bu kişinin nefsi gitmemiştir. Durum böyle olmasa bu nefis, ikram edilmiş aziz bir makama helal olurdu. Bu sebeble o, nefsi ve seçilmişlik makamı arasında tam bir engel ile perdelidir. Hatta bu, Allah’ın ata (bağış) lan konusunda kalbe iştirak etmez, ancak Allah, inayeti (manevî yardımı) ile bu nefsi kendisine dost edinir. Bu nefse Allah, dayanacağı miktarda ilhâmî bağış nurlarını, azar azar döker. Sonunda o kulda, arzular ve dünya şehvetleri kaybolur. Böylece Allah, onu yakınlık ve bağış tatlılığı ile sarhoş eder. O vakit, büyük yakınlık makamına ulaşır. Kalbten alman şey, bu makamda alınır. Burada kalp ile onun arasında bir engel bulunmaz. Zira bu durumda o, nefsin şehvetlerle kirletemeyeceği derecede, Allah’a boyun eğmiştir. Nefsinde istek ve şehvet kalmamıştır. Artık her şey, Allah’ın dilemesi ve takdiri ile olmaktadır. Bu nefis, kendi isteği ile Allah’a teslim olmuştur. O sırada kalple beraber nefis, mülkten mülke, mertebeden mertebeye intikal etmektedir. Bu gidişin sonunda o, büyük sıddıkiyet makamına kavuşur. Bu büyük makamı, Allah kendi huzurunda bu nefis için hazırlamıştır. Bu makama ulaşır, kendisine açılır, sonra döner ve Allah’ın kabzası (kontrolü) ‘nda olur. Nitekim Allah En’am Sûresinin 87. âyetinde şöyle buyurmuştur: “Onları seçtik ve doğru yola erdirdik”, istifa, Allah tarafından seçilmedir, hidayet de yine Allah tarafındandır. Yine Hac Sûresi 75. âyetinde şöyle buyrulur: “Allah, insan ve meleklerden bazılarını resul olarak seçti”. Başlangıcın nefsin ile, seçilmen ise, nefsinden dolayıdır, istifa konusu, bazı sûfilerce şu şekilde yorumlanır: istifa; Allah’ın kulun kalbini, kendisini tanımak üzere boşaltması, neticede bu, marifetin, kalpte safâyı yayması demektir. Bu dereceye ulaşma konusunda, mü’minlerin havassı, avammı, âsi veya mutî olanı, velî veya peygamber olanı eşittirler. Kur’an’da Allah şöyle buyurur: “Kullarımızdan dilediklerimizi Kitab’a mirasçı kıldık, onların bir kısmı zalim, bir kısmı muktesid (orta), bir kısmı da hayırda ileri gitmiştir” (Fatır/32).

Sözlüğe dön ←