Köken ve kullanım
i. ar.
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
( bg Dı. İnanmak, inanç. 2. tas. a Marifetullah, yakin, Hakk’a dair olan
bilgi (us). b İslam zahir, iman bâtın, ihsan hakikattir. c Kulun Hakk'ın
hidayetiyle harekete geçmesi. Süfiler, çoğu zaman evliyanın imanını
“uluhiyeti temaşa etmek,” “vuslat derecesine ulaşmak,” “Bir'den başkasını görme-
mek” şeklinde tarif ederler, Âşıklar ise din, mezhep ve iman mertebesinin üstün-
de bulunan hakikat ve aşk mertebesinden bahsederler. |
Kangı büttür bilmezem imanımı gâret kılan |
Sende iman yok ki sen aldin deyem imanımı |
Fuzüli
Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
- Dinin ^ ortaya koyduğu dogmalara inanma, din inancı, itikat, “küm für” karşıtı. 2. İslâm dinine i inanma, mümin olma anlammu da kullanılan bu terim, Kur’ân-ı n Kerîm’de 800 ayetten fazla yeru- de geçmektedir. Buhârî, Kur’ânnî ı Kerîm’de geçen bu ayetleri kitabmda “Kitâbü’l-îmân” (Sahîhi Buhârî ve Tercemesi, C. 1, s. i 160) bölümünde toplamıştır. Ayı rıca hadis kaynaklarmda bu tee rimin geçtiği 380 hadisin varlığı u ifade edilmektedir. îmânın şartı 362
- İslâm dinine i inanma, mümin olma anlammu da kullanılan bu terim, Kur’ân-ı n Kerîm’de 800 ayetten fazla yeru- de geçmektedir. Buhârî, Kur’ânnî ı Kerîm’de geçen bu ayetleri kitabmda “Kitâbü’l-îmân” (Sahîhi Buhârî ve Tercemesi, C. 1, s. i 160) bölümünde toplamıştır. Ayı rıca hadis kaynaklarmda bu tee rimin geçtiği 380 hadisin varlığı u ifade edilmektedir. îmânın şartı 362
Dinî Terimler Sözlüğü
İnanmak. "Allahü teâlâdan başka mâbud, ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın O'nun kulu ve Resûlü olduğuna" ve O'nun Allahü teâlâdan getirdiklerine kalb ile inanıp dil ile söylemek.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
...Fakat Allah size îmânı sevdirdi. Onu kalblerinizde süsledi. Küfrü (îmânsızlığı),
fâsıklığı ( günâhkârlığı ), isyânı size çirkin gösterdi. (Hucurât sûresi: 7)
Hakîkat şudur ki, îmân edenler ve Rablerine güvenip dayananlar üzerinde onun ( şeytanın ) hiçbir hâkimiyeti yoktur. (Nahl sûresi: 99)
Cebrâil aleyhisselâm Peygamber efendimize insan sûretinde gelerek; "İmânın ne olduğunu bana bildir" dedi. Peygamber efendimiz de; "Allahü teâlâya inanmak, meleklerine inanmak, indirdiği kitaplara inanmak, peygamberlere inanmak, âhiret gününe ( öldükten sonraki hayâta ) inanmak, kadere, hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır" buyurarak, îmânın altı şeye inanmak olduğunu bildirdi. (Hadîs-i Cibrîl-Müslim)
Sizin îmân yönünden en üstün olanınız, ahlâk yönünden güzel olup, insanlara iyilik yapanlarınızdır. (Hadîs-i şerîf-Edeb-ül-Müfred)
Îmânın temeli ve en kuvvetli alâmeti, müslümanları sevmek ve müslümanlara düşmanlık edenleri sevmemektir. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât-ı Ma'sûmiyye)
Îmân etmek, bütün insanlara lâzımdır. Îmân edenlerin farzları yapıp, haramlardan kaçınması lâzımdır. Îmân etmek için kelime-i şehâdet söylemek ve bunların mânâsını Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği şekilde öğrenip, inanmak lâzımdır. (İmâm-ı Gazâlî)
Îmân muma benzer, Ahkâm-ı İslâmiyye yâni emirleri yapıp yasaklardan kaçmak fener gibidir. Mum ile birlikte fener de İslâmiyet'tir. Fenersiz mum çabuk söner. Îmânsız İslâm olmaz. İslâm olmayınca, îmân da yoktur. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
Îmânın alâmeti; küfürden (îmânı gideren şeylerden) uzak olmaktır. Sadece kelime-i şehâdeti söylemek, îmân etmiş olmak için yetmez. Îmânlı veya îmânsız ölmek son nefese bağlıdır. (İmâm-ı Rabbânî)
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça if’al babında, inanmak anlamında bir masdar. Kalp ile tasdik, dil ile ikrara îman denir. Yeis (ümitsizlik halinde, yani ölürken) halinde inanmak merdud, taklîdî durumdaki îman ise makbuldür. Tasavvufî açıdan îman, bir kaç çeşit olarak değerlendiriliri. İlmî istidlal (ilmî deliller getirerek) ile meydana gelen iman ki buna “iman-ı istidlâlî” denir. 2. İnanan kişide yakîn (güçlü inanç) bulunursa buna “iman-ı yakînî” denir. 3. Kalb zevkiyle şuhuda erilirse bu îmana, “iman-ı şuhûdî” adı verilir. 4. Sonuncusu Hakk ile mütehakkık olursa (Hakk vasıtasıyla Hakk’a ulaşır, onu gerçekleştirirse), buna “iman-ı huzûrî” denir. Son üç iman çeşidi sülük ile elde edilir. İlki satır (kitap okayarak) dan, diğer üç inanç bizzat yaşanarak kalben (yani sadırdan) öğrenilir.Son üç imanın oluşumu amele bağlıdır. Zira sırf inandım lafını etmek yetmez: “insanlar, sadece inandık deyip de imtihandan geçirilmeden kurtulacaklarını mı sanıyorlar. Muhakkak ki sizden öncekileri, hangilerinin inancında doğru, hangilerinin yalancı olduklarını kesin olarak öğrenmek üzere imtihandan geçirdik”. (Ankebut/2-3).Sûfiler, velîlerin imanını, “vuslata ermek”, “ulûhiyyeti seyretmek”, “sadece bir olanı görmek” şeklinde değerlendirirlerken, imanın çok yüksek ileri derecelerini aşk ve hakikat olarak görürler.Tasavvufî açıdan iman; kısaca dil ile söyleme, islâm’ı yaşama, kalble marifete ulaşmanın bir terkibi olarak değerlendirilebilir. Allah’ın isimlerinden biri de el-Mü’min’dir.Din ü imanına hayr eylemiyen Hayr eder mi vatan ü milletineKâzım Paşa