Ara
Menü
ذ

Hâlisiyye

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: terms-10014
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Sözlüğü
Kaynak sayfası
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>Kadirî tasavvuf okulu kollarından biridir. Kurucusu, Ziyâüddin Abdurrahman Hâlisü’t-Talebânî (1 797-1 858-9)’dir. Kadiriyye usulüne yenilik getiren bu zat, manevî olgunlaşmada zikir olarak, sadece “Allah” ve “La ilahe illallah”‘ı esas alarak, diğer zikirleri bırakmıştır. Babası Şeyh Ahmed Talebânî’dir.Doğum ve ölüm yeri, Kerkük’tür. Şairdir, mahlası Hâlis’tir. Sâdık Vicdanî’nin, Tomar’da belirttiğine göre bu zât, her sene Bağdat’a gider, devrana reislik yaptığı gibi, diğer Kadiri tekkelerinde icra edildiği halde, hangâhta âdet olmayan kudüm çaldırırdı. Hatta, bundan sıkılanların seccade-nişin olan zâta müracaatla, “Şeyh Abdurrahman Talebânî’nin makam-ı Pirde kudüm çaldırmasına niçin müsade ediyorsunuz? Büyük dedenizin ruhunun incinmesinden korkmuyor musunuz?” demişler, Abdülkadir-i Geylanî (k)’nin torunlarından Nakibü’l-Eşrâf, Seyyid Ali Efendi’den şu karşılığı almışlar: “Ben, Sultan ile veziri arasına giremem”. Şeyh Abdurrahman, tekkesinde bir kaç yüz fakiri muntazam doyurduğu gibi, müslüman olmayanlara da yemek dağıtırdı. Tekkede yemek yiyen bir mecusi daha sonra dinî ibadetini tekkede yapmak isteyince, bazı dervişler ona karşı çıkmışlardı. Bu durumu gören Şeyh Abdurrahman, müridlerine engel olarak, o mecusinin tekkede serbestçe ibadet yapmasını sağlamıştır. Türkçe ve Farsça şiirler bulunan bir Divanı, Mevlana’nın Mesnevi’sinin ilk on sekiz beytinin bir şerhi vardır ki, bu şerh 1867’de basılmıştır. Ayrıca Şeyh Ali Nurbaş’ın, Abdülkadir-i Geylânî’nin hayatına dair “Behçetül-Esrâr”ın Türkçe tercümesini yapmış ve bu 1816’da basılmıştır. İşte Şeyh Abdurrahman’ın kurduğu Kadirî şubesi, mahlası olan Halisiyye ile anılmıştır.</p>

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: term_definitions-11593
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Sözlüğü
Kaynak sayfası
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>Kadirî tasavvuf okulu kollarından biridir. Kurucusu, Ziyâüddin Abdurrahman Hâlisü’t-Talebânî (1 797-1 858-9)’dir. Kadiriyye usulüne yenilik getiren bu zat, manevî olgunlaşmada zikir olarak, sadece “Allah” ve “La ilahe illallah”‘ı esas alarak, diğer zikirleri bırakmıştır. Babası Şeyh Ahmed Talebânî’dir.Doğum ve ölüm yeri, Kerkük’tür. Şairdir, mahlası Hâlis’tir. Sâdık Vicdanî’nin, Tomar’da belirttiğine göre bu zât, her sene Bağdat’a gider, devrana reislik yaptığı gibi, diğer Kadiri tekkelerinde icra edildiği halde, hangâhta âdet olmayan kudüm çaldırırdı. Hatta, bundan sıkılanların seccade-nişin olan zâta müracaatla, “Şeyh Abdurrahman Talebânî’nin makam-ı Pirde kudüm çaldırmasına niçin müsade ediyorsunuz? Büyük dedenizin ruhunun incinmesinden korkmuyor musunuz?” demişler, Abdülkadir-i Geylanî (k)’nin torunlarından Nakibü’l-Eşrâf, Seyyid Ali Efendi’den şu karşılığı almışlar: “Ben, Sultan ile veziri arasına giremem”. Şeyh Abdurrahman, tekkesinde bir kaç yüz fakiri muntazam doyurduğu gibi, müslüman olmayanlara da yemek dağıtırdı. Tekkede yemek yiyen bir mecusi daha sonra dinî ibadetini tekkede yapmak isteyince, bazı dervişler ona karşı çıkmışlardı. Bu durumu gören Şeyh Abdurrahman, müridlerine engel olarak, o mecusinin tekkede serbestçe ibadet yapmasını sağlamıştır. Türkçe ve Farsça şiirler bulunan bir Divanı, Mevlana’nın Mesnevi’sinin ilk on sekiz beytinin bir şerhi vardır ki, bu şerh 1867’de basılmıştır. Ayrıca Şeyh Ali Nurbaş’ın, Abdülkadir-i Geylânî’nin hayatına dair “Behçetül-Esrâr”ın Türkçe tercümesini yapmış ve bu 1816’da basılmıştır. İşte Şeyh Abdurrahman’ın kurduğu Kadirî şubesi, mahlası olan Halisiyye ile anılmıştır.</p>

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Kadirî tasavvuf okulu kollarından biridir. Kurucusu, Ziyâüddin Abdurrahman Hâlisü’t-Talebânî (1 797-1 858-9)’dir. Kadiriyye usulüne yenilik getiren bu zat, manevî olgunlaşmada zikir olarak, sadece “Allah” ve “La ilahe illallah”‘ı esas alarak, diğer zikirleri bırakmıştır. Babası Şeyh Ahmed Talebânî’dir.Doğum ve ölüm yeri, Kerkük’tür. Şairdir, mahlası Hâlis’tir. Sâdık Vicdanî’nin, Tomar’da belirttiğine göre bu zât, her sene Bağdat’a gider, devrana reislik yaptığı gibi, diğer Kadiri tekkelerinde icra edildiği halde, hangâhta âdet olmayan kudüm çaldırırdı. Hatta, bundan sıkılanların seccade-nişin olan zâta müracaatla, “Şeyh Abdurrahman Talebânî’nin makam-ı Pirde kudüm çaldırmasına niçin müsade ediyorsunuz? Büyük dedenizin ruhunun incinmesinden korkmuyor musunuz?” demişler, Abdülkadir-i Geylanî (k)’nin torunlarından Nakibü’l-Eşrâf, Seyyid Ali Efendi’den şu karşılığı almışlar: “Ben, Sultan ile veziri arasına giremem”. Şeyh Abdurrahman, tekkesinde bir kaç yüz fakiri muntazam doyurduğu gibi, müslüman olmayanlara da yemek dağıtırdı. Tekkede yemek yiyen bir mecusi daha sonra dinî ibadetini tekkede yapmak isteyince, bazı dervişler ona karşı çıkmışlardı. Bu durumu gören Şeyh Abdurrahman, müridlerine engel olarak, o mecusinin tekkede serbestçe ibadet yapmasını sağlamıştır. Türkçe ve Farsça şiirler bulunan bir Divanı, Mevlana’nın Mesnevi’sinin ilk on sekiz beytinin bir şerhi vardır ki, bu şerh 1867’de basılmıştır. Ayrıca Şeyh Ali Nurbaş’ın, Abdülkadir-i Geylânî’nin hayatına dair “Behçetül-Esrâr”ın Türkçe tercümesini yapmış ve bu 1816’da basılmıştır. İşte Şeyh Abdurrahman’ın kurduğu Kadirî şubesi, mahlası olan Halisiyye ile anılmıştır.

Sözlüğe dön ←