Kur’an Kaynaklı Tasavvuf Kavramları
1.2.5.
Tevbe, İnâbe ve Evbe Mutasavvıfların ekseriyetine göre tevbe ( ةبوتلا), tasavvuftaki makamların ilki olmakla birlikte seyrü sülûkun her aşamasında önemini yitirmeyen bir kavramdır.356 Bazı tasavvuf kaynaklarında tevbe tek başına ele alınırken bir kısmında ise i nâbe ( ةبانإ لا) ve evbe (ة بوالا) kavramları ile birlikte derecelere ayrılarak değerlendirilmektedir.
Söz gelimi Serrâc, Kelâbâzî, Ebû Tâlib el-Mekkî, Kuşeyrî, Hücvîrî ve Herevî tevbe kavramını makamlar arasında, Gazâlî ise önemine binaen “Münciyyât” bölümünün başında e le 352 Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XXX, 687.
353 Hadîd, 57/27; Maide, 5/87; Buhârî, Nikâh, 8, no.
5073; Tirmizî, Nikâh, 2, no.
1082. 354 Müzzemmil, 73/8. 355 Kurtubî, el-Câmi‘, XIX, 45. 356 Nitekim Gazâlî tevbeyi sâliklerin yolunun başlangıcı, kurtuşula erenlerin sermayesi, müridlerin ilk adımı olarak vasıflandırmaktadır. Gazâlî, İhyâ, IV, 3.
Ayrıca bkz.
Firûzâbâdî, Besâir, II, 304.
almıştır.357 Evbe ve i nâbe kavramları ise Kuşeyrî ve Hücvîrî’nin eserlerinde tevbenin çeşitleri arasında z ikredilmiştir.
Ayrıca Herevî, i nâbe kavramını bir makam olarak ele almıştır.358 Tevbe, kelime olarak “günahtan dönmek, rücû etmek, dönüş yapmak, pişmanlık duymak” gibi anlamlara gelir.359 Terim olarak ise günahlardan dönüp Allah’a yönelmeyi ifade eder.360 Cürcânî’nin tanımıyla tevbe, gönüldeki ısrar düğümünü çözüp Allah’a rücu etmektir.361 Râgıb el-İsfahânî, ş eriatta tevbenin tam olması için gereken şartların; çirkin oluşundan dolayı günah işlemeyi bırakmak, daha önce işlenmiş olanlara pişmanlık duymak, o günahı tekrar etmemeye azmetmek ve onları başka iyi amellerle telafi etmeye çalışmak olduğunu belirtmektedir.362 Sûfî müfessir Sehl b.
Abdullah e t-Tüsterî tevbeyi, “tesvîfi (erteleme/geciktirmeyi) terk etmek” diye tanımlamıştır.363 Sehl b.
Abdullah’ın bir de tevbeyi “Günahı unutmamak”364 olarak tanımladığı rivayet edilmektedir.
Serrâc, Sehl’in bu tarifinin tasavvufa yeni giren ve sürekli tevbesini bozan kimseler için olduğunu söylemektedir.365 Sehl’in aksine tevbeyi “Günahı unutmandır.”366 şeklinde tarif eden C üneyd-i Bağdâdî ise bu tanımıyla hiçbir durumda tevbesini bozmayan muhakkiklerin tevbesini tarif etmiştir.
Nitekim bu makamdakiler Allah’ın zikri ve azameti kalplerini kapladığı için günahlarını hatırlamaya fırsat bulamamaktadır.367 Cüneyd-i Bağdâdî bunun dışında bir de tevbenin üç ayrı mânâsı olabileceğinden bahsetmektedir: Birincisi n edâmet (pişmanlık), ikincisi, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk etmek konusunda kararlılık, üçüncüsü ise yapılan hataları telafi etmek için çaba harcamaktır.368 357 Serrâc, el-Luma‘, s.
41; Kelâbâzî, et-Taarruf, s.
107; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 302; Kuşeyrî, er-Risâle, s.
126; Hücvîrî; Herevî; Gazâlî, İhyâ, IV, 3.
358 İbn Fûrek tevbe ve inâbeyi iki ayrı kavram olarak ele almaktadır. Bkz. İbn Fûrek. 359 Bkz. İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, V, 454; Firûzâbâdî, Besâir, II, 304; Tehânevî, Keşşâf, I, 524; Bekir Topaloğlu, “Tevbe”, DİA, İstanbul, 2011, XL, 279. 360 Bkz. Firûzâbâdî, Besâir, II, 304; Ebü’l-Beka, el-Külliyyât, I, 308; Topaloğlu, “Tevbe”, DİA, XL, 279. 361 Cürcânî, et-Ta‘.
362 Râgıb el-Râgıb el-İsfahânî.
363 Kuşeyrî. 364 Kelâbâzî. Taarruf, s.
107; Kuşeyrî. 365 Kuşeyrî. 366 Bkz. Serrâc, el-Luma‘; Kelâbâzî.
. 367 Bkz. Kuşeyrî.
368 Kuşeyrî.
Hücvîrî, tevbenin hakikatinin Allah’ın menettiği şeylerden, hoş ve güzel olan emirlerine dönmek olduğunu vurgulamakta,369 tevbeyi, asilikten itaatkârlığa ve nefisten Hakk’a dönmek olarak açıklamaktadır.370 Kuşeyrî, kelime anlamından yola çıkarak tevbeyi, “şeriatça kötülenen şeyden övülene dönmek” olarak tarif etmektedir.371 Gazâlî’ye göre tevbe, ilim, pişmanlık, hal ve istikbâlin t erkinden oluşur.
Öncelikle kul işlemiş olduğu günahın kul ile rabbi arasında bir perde oluşturacağını bilir.
Kul bunu bildiği vakit gönlünde bir elem hisseder.
İşte bu pişmanlıktır.
Duymuş olduğu bu pişmanlık neticesinde de haline (içinde bulunduğu zamana) ve istikbâline (geleceğine) çeki düzen verir.
Yapmış olduğu kusuru hemen terk eder, gelecekte bir daha yapmamaya azmeder.
İşte bu aşamaların hepsine tevbe adı verilir.372 Kur’an’da seksen sekiz yerde geçen tevbe kavramı otuz beş âyette Allah’a, diğer yerlerde ise insanlara nisbet edilmektedir.373 Mutasavvıfların eserlerinde tevbe ile ilgili âyetlerin büyük çoğunluğuna rastlamak mümkündür.374 Fakat burada tevbe ile ilgili üzerinde çok durulan âyetlere değinmemizin yeterli olacağı kanaatindeyiz.
Zikredeceğimiz ilk âyet Nur suresinde yer almaktadır:.
نَ وحُ لِ فْ تُ مْ كُ لَّ عَ لَ نَ ونُمِ ؤْ مُ لْا اهَ يُّأَ اعً يمِ جَ هِ لَّ لا ىلَِٕا اوبُوتُوَ “Ey müminler, hep birlikte tevbe ediniz ki kurtuluşa eres iniz!”375 Mutasavvıflar bu âyette nefsin istek ve arzularına kapılma başta olmak üzere çeşitli hata ve günahlardan Allah’a dönmenin kastedildiği yorumunu yapmaktadırlar.376 Bazı tefsirlerde de buradaki (ا وبُوتُوَ ) “tevbe ediniz” emrine tıpkı mutasavvıfların tevbe kavramına yüklemiş oldukları anlamda olduğu gibi “Allah’ın emir ve yasaklarına itaat etmeye dönün” anlamı verilmiştir.377 Dolayısıyla âyetin tevbe kavramına delaletinde mutasavvıflarla müfessirlerin yorumlarının örtüştüğünü söyleyebiliriz.
369 Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s.
357.
370 Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s.
447. 371 Kuşeyrî. 372 Gazâlî, İhyâ, IV, 5. 373 Topaloğlu, “Tevbe”, DİA, XL, 279. Bkz. Abdülbâkî, el-Mu‘. 374 Örneğin şu âyetler Gazâlî’nin tevbe kavramı ile ilgili olarak eserine aldığı âyetler arasındadır: Nisâ, 4/17, 18, 31; Şuarâ, 42/25; Mümin, 40/3. Bkz. Gazâlî, İhyâ, IV, 8 v.dğr.. 375 Nur, 24/31. Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 302; Kuşeyrî; Hücvîrî; Herevî; Gazâlî, İhyâ, IV, 7.
376 Örneğin bkz.
Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 302.
377 Bkz.
Taberî, Tefsîr, XVII, 273; Vâhidî, el-Vasît, III, 317. Herevî, bu âyetteki (اعً يمِ جَ ) “hep birlikte” ifadesinden yola çıkarak işârî bir tevil ile “tevbe edenlerin tevbelerinden de tevbe etmeleri gerektiği” yorumunu yapmıştır.
Nitekim âyette “hep birlikte” tevbe edilmesi emredilmektedir.
Umûmî bir anlam taşıyan bu emrin kapsamına daha önce tevbe etmiş kimseler de dâhildir.
Dolayısıyla onların da daha önce etmiş oldukları tevbeden tevbe etmeleri gerekmektedir.
Zira Herevî’ye göre günahı hatırlamak insana eziyet ve üzüntü veren bir hadise olduğu için yapılan tevbenin unutulması esastır.
Bunun için de zâten edilmiş olan tevbeden de tevbe edilmesi emredilmektedir.378 Mutasavvıfların tevbe kavramı ile ilgili verdiği diğer bir âyet ise.
نَ يبِاوَّ تَّلا بُّ حِ يُ هَ لَّ لا نَّ ِٕا “Şüphesiz Allah çok tevbe edenleri sever.” âyetidir.379 Müfessirler bu âyet ile ilgili de tasavvuftaki tevbe kavramından farklı bir açıklamaya gitmemişler ve günahlardan dönmek anlamı vermişlerdir.380 Hücvîrî ve Herevî tevbe kavramı ile ilgili Kuşeyrî’nin verdiği âyetlerden farklı olarak şu âyeti nakletmiştir:.
نَ ومُ لِاظَّ لا مُ هُ كَ ئِلَوأُفَ بْ تُيَ مْ لَ نْ مَ وَ “Tevbe etmeyenler zalimlerin ta k endileridir.”381 Herevî bu âyetle birlikte tevbe edenlerin üzerinden zalim sıfatının kaldırılmış olduğunu belirtir.382 Herevî’nin bu kanaatini açıklama sadedinde Tilimsânî, tevbenin, muhalefetten muvâfakata (yani Allah’ın rızâsına muhalif amellerden onun rızâsına uygun amellere) dönmek olduğunu belirtir.
Zulmü ise “bir şeyi kendisine ait olmayan bir yere koymak” olarak açıklar.
Tevbe edilmesi gereken şey de fiilleri koyulması helal olmayan bir yere koymaktır.
Dolayısıyla tevbe eden kimse fiillerini yerli yerine koymuş, zalim vasfından uzaklaşmıştır.383 Mutasavvıfların eserlerinde tevbeyi anlatırken onu, tevbe, inâbe384 ve evbe olarak üçe ayırdıkları ve bunların her biri- 378 Herevî, Menâzilü’s-sâirîn, s.
13. 379 Bakara, 2/222. Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 303; Kuşeyrî; Gazâlî, İhyâ, IV, 7. 380 Bkz. Taberî, Tefsîr, III, 743; Vâhidî, el-Vasît, I, 328. 381 Hücurât, 49/11. Bkz.
Herevî. 382 Herevî.
383 Tilimsânî.
384 Cürcânî, inâbeyi “şüphelilerin zulmünden gönlü çıkartmak” olarak tanımlamaktadır. Bkz. Et-Ta‘rîfât, s.
34.
ni de âyetlerle destekledikleri görülmektedir.
Bunlardan i nâbe, sözl ükte “bir şeyin tekrar tekrar geri dönmesi, dönmek, taata dönmek ve vekil yapmak” gibi anlamlara gelirken385 evbe ise “ge ri dönmek, yakalanmak ve rücû etmek” anlamını ifade etmektedir.386 Tasavvufta ise tevbe kavramının üç derecede yahut üç makam halinde ele alındığı görülmektedir.
Nitekim azap korkusundan dolayı tevbe eden kimse tevbe ehli; sevap ümidiyle tevbe edene i nâbe ehli; azap korkusu veya sevap ümidi olmayıp sadece emri yerine getirmek için tevbe eden kimse ise evbe ehli olarak mütalaa edilmektedir.387 Ebû Ali ed-Dekkâk ve Hücvîrî tevbeyi tüm müminlerin makamı olarak görmektedir.
Hücvîrî tevbenin bu ilk derecesini Tahrim sûresinde yer alan şu âyet ile temellendirmektedir:.
احً وصُ نَ ةً بَوْ تَ هِ لَّ لا ىلَِٕا اوبُوتُ اونُمَ ٓا نَ يذِ لَّا اهَ يُّأَايَ “Ey iman edenler!
Allah’a içtenlikle tevbe edin.”388 Âyette tevbe emri tüm iman edenlere yönelik olduğu için tevbe makamı tüm inananların içinde bulunduğu makam olarak algılanmaktadır.
Ebû Tâlib el-Mekkî, bu âyetteki tevbe-i nasûha içtenlikle, yalnızca Allah için tevbe etmek anlamı vermiştir.389 Bu âyeti Gazâlî de eserine tevbe ile ilgili âyetler arasında almakta ve burada ifade edilen tevbe-i nasûhun her türlü şaibeden uzak bir şekilde Allah’a ihlâs ve samimiyetle yapılan tevbe olduğunu belirtmektedir.390 Ebû Ali ed-Dekkâk ve Hücvîrî inâbeyi ise mukarrebûn ve evliy ânın makamı olarak v asıflandırır.391 Hücvîrî i nâbe kavramı ile ilgili olarak şu âyet ile istidlâl etmektedir:.
بٍ ينِمُ بٍ لْقَ بِ ءَ اجَ وَ بِ يْغَ لْابِ نَ مَ حْ رَّ لا يَ شِ خَ نْ مَ ظٍ يفِ حَ بٍ اوَّ أَ لِّ كُ لِ نَ ودُ عَ وتُ امَ اذَ هَ “Allah’a yönelip (onun emir ve yasaklarına itaatsizlikten sakınan), görmedikleri hâlde Rahman’a (ihlâs ve samimiyetle) derin saygı ve bağlılık gösteren ve inâbeli bir kalp ile gelen kimselere 385 Halîl b.
Ahmed, Kitâbü’l-ayn, IV, 275; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, V, 367; Râgıb el- Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s.
508.
386 Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ayn, I, 97; İbn Fâris, Mu‘cemü mekâyisi’l-luga, I, 152; Râgıb el- Râgıb el-İsfahânî.
387 Kuşeyrî; Hücvîrî. İnâbe kavramı ile ilgili olarak ayrıca bkz. Abdurrahman Kasapoğlu, “Kur’ân’da ‘İnâbe’ Kavramı: Dinî Tecrübe Açısından Bir Yaklaşım”, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, 22, 2008, ss. 137-159. 388 Tahrim, 66/8. Bkz. Hücvîrî.
389 Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, I, 302. 390 Bkz. Gazâlî, İhyâ, IV, 7. 391 Bkz. Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s.
357.
vaat edilen (cennet) işte budur.”392 Hücvîrî’ye göre âyette ifade edilen i nâbe kavramı tevbeden daha özel bir mânâya sahip olup kendilerine cennet vaat olunmuştur.
Bu âyet ile ilgili olarak tefsirlere bakıldığında ise sûfîlerin bu ince ayrımına rastlanmamakta, i nâbe kelimesinin daha çok sözlük anlamında yorumlandığı görülmektedir.
Mesela Taberî, bu âyetteki “inâbeli kalb”i tevbe eden bir kalp olarak açıklamış, i nâbe ile tevbe arasında ayrım yapmamış ve “Allah’ın kerih gördüklerinden razı olduklarına dönüş” şeklinde bir yorumda bulunmuştur.393 Vâhidî ise “ Allah’a isyandan ona itaate dönüş” şeklinde kelime anlamıyla açıklamakla yetinmiştir.394 Semîn e l-Halebî inâbeyi “tevbe ile Allah’a dönme” olarak395 tefsir etmiş böylece aynı anlama gelmeseler de yakın anlamlı kelimeler olduklarını vurgulamıştır.
İnâbe kavramı ile ilgili olarak Herevî ise şu âyeti eserine almaktadır:.
مْ كُ بِّرَ ىلَِٕا اوبُينِأَوَ “Rabbinize i nâbe edin (dönün).”396 Bazı tefsirlerde bu âyetin ge nel olarak tevbeyi ifade ettiği,397 bununla birlikte bazılarında ise “ihlâs i le Allah’a itaate dönmek” anlamına geldiği ifade edilm ektedir.398 Râgıb el-İsfahânî de i nâbeye, “tevbe ve ihlâs i le Allah’a dönmek” anlamını vermiştir.399 Ebû Ali Dekkâk ve Hücvîrî, Hz.
Davud hakkında olduğu bilinen aşağıdaki âyetten hareketle evbenin nebilerin makamı olduğunu ifade etmektedir..
بٌ اوَّ اَ هُ نَِّا دُ بْعَ لْا مَ عْ نِ “O ne güzel kuldu!
Şüphesiz o, evvâb (Allah’a dönen, yönelen) bir kimse idi.”400 âyeti ile ilgili yorumlar incelendiğinde tıpkı diğer âyette olduğu gibi tefsirlerde evbenin müstakil bir kavram olarak ele alınmadığı, daha çok kelime anlamından (dönüş, Allah’ın rızâsına dönme vb.) hareketle tevbe kapsamında de- 392 Kâf, 50/32, 33.
Bkz. Kuşeyrî; Hücvîrî. 393 Bkz. Taberî, Tefsîr, XXI, 453. 394 Bkz. Vâhidî, el-Vasît, IV, 169.
395 Semîn el-Halebî, Umdetü’l-huffâz, IV, 229. 396 Zümer, 39/54. Bkz. Herevî. 397 Bkz.
Mukatil b.
Süleyman, Tefsîr, III, 683; Taberî, Tefsîr, XX, 231; Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, III, 583. 398 Taberî, Tefsîr, XX, 231; Kurtubî, el-Câmi‘, XV, 269. 399 Râgıb el-Râgıb el-İsfahânî. 400 Sâd, 38/44.
Kuşeyrî; Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s.
357.
ğerlendirildiği görülmektedir.401 Râgıb el-İsfahânî de bu âyetten hareketle tevbeye evbe de denilebileceğini belirtmektedir.402 Tasavvuf kaynaklarında yer alan bu âyetler incelendiğinde tevbe kavramının Kur’an kaynaklı bir kavram olduğu açıkça görülmektedir.
Kelime kökü olarak Kur’an’da yer alan evbe ve i nâbe kavramlarının ise tefsirlerde daha çok tevbe kapsamında mütalaa edildiği görülmektedir.
Bununla birlikte tevbeyi ifade etmeleri hasebiyle her üç kavramın da Kur’an kaynaklı kavramlar arasında sayılabilecekleri anlaşılmaktadır.
Fakat tevbeye getirilen bu üçlü taksimin mutasavvıflara özgü olduğu diğer taraftan müfessirlerin ise böyle bir taksimden bahsetmedikleri anlaşılmaktadır.
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, dönme demektir. Sevab beklemeden, ceza korkusunun etkisinde kalmadan, Allah’ın emrine uymak için tevbe etmektir. Bu, nebi ve mürsellerin özelliğidir.