Ara
Menü
ذ

Cülus

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: terms-9740
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Sözlüğü
Kaynak sayfası
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>Arapça oturmak demektir. Allah ile başbaşa kalmak üzere oturup tefekkür, tezekkür, tilavet ve murakabe ile meşgul olmak. Seri Sakatî, “mescidlerde oturmak, kapısı halka açık olmayan ticaret yerleri gibidir” der. Hasan el-Kazzâz geceleri çok cülus yapar (oturur) di. Ona tasavvuftan sorulunca şu karşılığı verirdi: “Ancak ihtiyaç kadarmca az yemek, zaruret olmadıkça konuşmamak, galebe çalmadıkça (iyice bastırmadıkça) uyumamak”. Bu sözüyle, gecesinin büyük bir bölümünü oturmakla geçirdiğini kastediyordu. Ebû Yezîd, bir gece oturuşunda ayağını uzatmış, hemen hatif (gizli) den bir sesle irkilmişti. “hükümdarların huzurunda otururken edebe uymak gerek”. Ebû Yezîd derhal dizüstü oturuş vaziyeti aldı. Son yüzyıl sufîlerinden merhum Adanalı Sami Efendi’nin doksan küsur yıllık ömründe, dizüstü oturuş şeklinden başka tarzda oturduğunu, eşi de dahil olmak üzere kimsenin görmediği kaydedilir. Edeb ya Hû!… Osmanlılarda sultan tahta oturunca, yeniçerilere cülus bahşişi dağıtırlardı.</p>

Metin ve neşir kaydı

Kalıcı okuma konumu: term_definitions-11092
Müellif
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Çevirmen
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Hazırlayan
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Bölüm / şiir
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Kaynak
Tasavvuf Sözlüğü
Kaynak sayfası
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tamlık / kesilme
İncelenmedi; tamlık veya kesilme doğrulanmadı
Rivayet türü
Sınıflandırılmadı
Düzeltilmiş okuma

Ayrı bir düzeltilmiş okuma kaydı henüz yok. Gösterilen kaynak aktarımı onaylanmış düzeltme değildir.

Özgün dijital aktarım / ham OCR

CMS’deki metin burada değiştirilmeden saklanır; etiketler ve olası OCR hataları özgün aktarımın parçasıdır. Basılı nüsha ile karşılaştırma durumu yukarıdadır.

<p>Arapça oturmak demektir. Allah ile başbaşa kalmak üzere oturup tefekkür, tezekkür, tilavet ve murakabe ile meşgul olmak. Seri Sakatî, “mescidlerde oturmak, kapısı halka açık olmayan ticaret yerleri gibidir” der. Hasan el-Kazzâz geceleri çok cülus yapar (oturur) di. Ona tasavvuftan sorulunca şu karşılığı verirdi: “Ancak ihtiyaç kadarmca az yemek, zaruret olmadıkça konuşmamak, galebe çalmadıkça (iyice bastırmadıkça) uyumamak”. Bu sözüyle, gecesinin büyük bir bölümünü oturmakla geçirdiğini kastediyordu. Ebû Yezîd, bir gece oturuşunda ayağını uzatmış, hemen hatif (gizli) den bir sesle irkilmişti. “hükümdarların huzurunda otururken edebe uymak gerek”. Ebû Yezîd derhal dizüstü oturuş vaziyeti aldı. Son yüzyıl sufîlerinden merhum Adanalı Sami Efendi’nin doksan küsur yıllık ömründe, dizüstü oturuş şeklinden başka tarzda oturduğunu, eşi de dahil olmak üzere kimsenin görmediği kaydedilir. Edeb ya Hû!… Osmanlılarda sultan tahta oturunca, yeniçerilere cülus bahşişi dağıtırlardı.</p>

Tasavvuf Sözlüğü

Tasavvuf Sözlüğü

Arapça oturmak demektir. Allah ile başbaşa kalmak üzere oturup tefekkür, tezekkür, tilavet ve murakabe ile meşgul olmak. Seri Sakatî, “mescidlerde oturmak, kapısı halka açık olmayan ticaret yerleri gibidir” der. Hasan el-Kazzâz geceleri çok cülus yapar (oturur) di. Ona tasavvuftan sorulunca şu karşılığı verirdi: “Ancak ihtiyaç kadarmca az yemek, zaruret olmadıkça konuşmamak, galebe çalmadıkça (iyice bastırmadıkça) uyumamak”. Bu sözüyle, gecesinin büyük bir bölümünü oturmakla geçirdiğini kastediyordu. Ebû Yezîd, bir gece oturuşunda ayağını uzatmış, hemen hatif (gizli) den bir sesle irkilmişti. “hükümdarların huzurunda otururken edebe uymak gerek”. Ebû Yezîd derhal dizüstü oturuş vaziyeti aldı. Son yüzyıl sufîlerinden merhum Adanalı Sami Efendi’nin doksan küsur yıllık ömründe, dizüstü oturuş şeklinden başka tarzda oturduğunu, eşi de dahil olmak üzere kimsenin görmediği kaydedilir. Edeb ya Hû!… Osmanlılarda sultan tahta oturunca, yeniçerilere cülus bahşişi dağıtırlardı.

Sözlüğe dön ←