Köken ve kullanım
i. ar.
عا مل
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
(عا مل) Amel eden, iş gören, bildiklerini uygulayan, ibadetleri ve diğer kulluk görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmeye çabalayan. Bildiklerini uygulayana âmil âlim (ameli olan âlim), uygulamayana fasık/facir âlim (günahkâr âlim)
denir. Amilin işi ilmine, sözü özüne uygundur. Doğru bildiğini yapar, yaptığının
doğru olduğuna inanır. Bkz. Amel.
Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
İslâm tarihind ve devletlerinde genellikle verg tahsildarı veya memuru. Ayrıc muhtaç kimseler için zekât top layan görevlilere de bu ad ve rilmiştir. Osmanh devletinde is ganimet, cizye, fey, haraç gib birtakım gelir vergileriyle uğra şan, bunlarm tahakkuk, tahsil v taksim işlerini de bu görevlile yapmışlardır. Bu kimseleri Müslüman, emin, tam ehliyetl ve zekât hükümlerine vâkıf ve hür e, olmalanna özen gösterilmiştir. e
Dinî Terimler Sözlüğü
İş yapan.
1. İslâmiyet'in emirlerini yapıp, yasaklarından sakınan.
Allahü teâlâ sizden ilmi almak için, ilmiyle âmil olan âlimleri kaldırır, câhiller kalır. (Bunlar) dinden suâl edenlere, kendi akılları ile cevâp verip insanları doğru yoldan ayırırlar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)
Kıyâmet gününde, Resûller minberler üzerindedirler. Her bir Resûlün minberi kendi mertebesi miktârıncadır. Ulemâ-i âmilîn, yâni Ehl-i sünnet îtikâdında olan ve bildikleri ile amel eden âlimler dahi nûrdan kürsîler üzerinde olurlar. (İmâm-ı Gazâlî)
2. Herhangi bir bölgenin zekât, harac, öşr ve ganîmetlerinin tahsîli (toplanması) için, halîfe, sultan, melik veya emir tarafından vazîfelendirilen ve yerine göre dînin emirlerini öğreten me'mur.
Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Sadakalar (zekâtlar), Allahü teâlâdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, âmillere kalbleri müslümanlığa ısındırılmak istenilenlere, (efendisinden kendisini satın alıp, borcunu ödeyince âzâd olacak) kölelere, borçlulara, cihâd ve hac yolunda olup, muhtaç kalanlara, (kendi memleketinde zengin ise de, bulunduğu yerde yanında mal kalmamış ve çok alacağı varsa da alamayıp muhtaç düşen) yolda kalmışlara mahsûstur. (Tevbe sûresi: 60)
Halka zulmeden âmiller Cennet'e giremez. (Hadîs-i şerîf-Kitâb-ül-Emvâl)
Hazret-i Ömer, bir gün cemâate şöyle hitâb etti: "Ey mü'minler! Allahü teâlâya yemîn ederim ki, âmilleri sâdece zekâtlarınızı toplamaları için göndermiyorum. Onları size; dîninizi öğretmeleri, rehberlik etmeleri için gönderiyorum. Allahü teâlâ şâhid, kime bunun hâricinde muâmele yapılırsa bana haber versin. Onun hakkını alıp, gerekeni yaparım. Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, bir âmil halktan birisini dövse, ondan dövdüğü kimsenin hakkını alırım..."
(Ebû Ubeyd bin Sellâm)