Cemaate namaz kıldırmak üzere imam olup Mihrab-1 Nebiyye geçerken de, dört mezhebin ictihatlarına dikkat ve riayet etmelidir. Bu arada, işgal edilecek makamın MİHRAB-I MUHAMMEDI olduğu, okunacak Kur'an-ı azimin de KELÂM-I- ILAHI bulunduğu aslâ hatırdan çıkarılmamalıdır.
Namaz kıldırmağa niyyet ederken, kalbinden de Allahu tealâ'ya şöyle münâcatta bulunulmalıdır:
— Ilâhi!.. Hazır bulunan cemaate kıldıracağım bu namazı kabule karin eyle, mahşer günü kıldıracağım bu namazdan dolayı beni mes'ul ederek ecrinden mahrum eyleme, diye yalvarmalı ve daha sonra huşû ve hudû ile namaza durmalıdır.
Dikkat ve itina edilmesi gereken bir husus da şudur:
Imam, hatib ve v'izlerin kıyafetleri düzgün ve muntazam olmalıdır. Unutmamalıdır ki, Kâ'be-i muazzama mukaddes ve muallâ bir makam iken, üzerine örtüler örterek süslenmektedir.
Sarıkların intizam ile sarılmış olması, cübbelerin vekar ve itibar ifade eden bir halde bulunması lâzımdır. Cübbenin altına ilmiyye gömleği giyilmelidir. Uniforma dediğimiz yeknesak kıyafetleri giyen ve belirli işaretleri taşıyan subay, polis, bekçi ve emsali meslek sahiplerinin nasıl ki kendilerine mahsus bir kıyafetleri ve hattâ kıyafet kararnameleri varsa, ilmiyye sınıfının da aynen ve kendisine has vakur bir hey'et ve heybette görünmesi, bu meslek mensuplarının da kıyafetlerine çeki-düzen vermesi şarttır. Bir subay veya polisin resmi üniformasıyla başına meselâ fötr bir şapka veya kasket giyinmesi ne kadar çirkinse, ilmiyye sınıfından olanların da sarık veya cübbe altında kravat takması o nisbette göze hoş görünmez. Mihraba, minbere veya kürsüye çıkarken, boyunbağını mutlâka çıkarmalı ve sonra vazife bitince bunları medeni kıyafet dediğimiz sivil elbise ile bağlamalıdır.
Her mesleğin kendisine mahsus bir vekar ve haysiyeti bulunması gerçeği muvacehesinde, peygamberler mesleği olan ilmiyye mesleğinin de elbette ve elbette aynı vekar ve haysiye Envâr-ül-Kulüb, Cilt 3 — F: 51
ti daha büyük bir dikkat ve daha ciddi ve titiz bir itina ile muhafaza etmesi tabi'i ve zaruridir. Bu itibarla, yalnız vazife görülen cami-i şerif ve mescidlerde değil, bu meslek mensuplarının günlük hayatlarının her safhasında da ciddi, vakur, cesur olmaları elzemdir.
Söz buraya gelmişken, değinmeden geçemeyeceğim bir başka husus daha vardır:
Imam, hatib veya v'izler, bu kutsal vazifelerini yerine getirirlerken, şahsi çıkarları ve yararları için, mesleklerinden, şahsiyetlerinden ve haysiyetlerinden fedakârlık etmemeli, basit dünya menfaatleri karşılığında görevlerini kötüye kullanmamalıdırlar. Bilhassa, halkı irşâd gayesiyle yapılan dersleri veya okunan hutbeleri siyasete âlet etmekten son derece sakınmalı ve kaçınmalıdırlar. Imam, hatib ve vâizlerin vazifeleri, halka Allah sevgisini, din duygusunu, âhiret kaygusunu, dünyevi ve uhrevi mes'uliyetler korkusunu telkin etmek, peygamber aşkını, ibadet şevkini, ihlâs zevkini tattırınak, Al'ah rizasına nasıl varılacağını anlatmak ve unutulanları hatırlatmaktır.
Onun için, derslerde veya hutbelerde her türlü garazdan, ihtirastan, şahsiyattan ve hele hele siyasiyattan söz etmek asla caiz değildir. Minber, mihrap ve kürsüler, bu gibi konuların konuşulacağı yerler değildir.
Ayrıca, kullanacakları kelime ve cümlelere de dikkat ve itina etmeli, ağıza her geleni söylememeli, başka türlü yorumlanacak tâ'birler ve teşbihler kullanmamalı, dinleyenleri incitecek ve onların kalplerini kıracak ve halk arasında nefret ve tiksinti uyandıracak hitaplarda bulunmamalı, hiç kimseyi alenen teşhir ederek kınamamalı, ayıplarını yüzlerine vurmamalı, sözün kısası sevdirmeli, sevindirmeli ve fakat tiksindirmemeli, müjdelemeli nefret ettirmemeli, toplamalı dağıtmamalıdır. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, Sahib-i şeri'at aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyat efendimizin: (ALLAHU TEALÂ'-