Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Abbasi halifelerinden birisiyle nasılsa karşılaşan asık yüzlü ve acı sözlü bir vâ'iz, aklı… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 797

Abbasi halifelerinden birisiyle nasılsa karşılaşan asık yüzlü ve acı sözlü bir vâ'iz, aklı sıra hükümdarı doğru yola davet etmek maksadiyle kaşlarını çatarak ve parmağını tehditkâr bir ifade ile sallayarak sert ve ağır cümleler kullanmağa başlayınca, Emir-il-mü'miniyn kendisine şöyle söyledi:

— Ey vâ'iz!.. Ne, sen Musa aleyhisselâmdan daha büyük bir davetçi ve öğütçüsün, ne de karşında bulunan ben Fira'vundan daha zâlim ve günahkâr bir hükümdarım. Bilmez misin ki, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, Hz. Musa ve Harun aleyhimüsselâmı vazifelendirerek Fira'vunu hakka davet için gönderdiği zaman: (Senin ve benim düşmanımız olan Fira'vunu, tatlı ve yumuşak sözlerle hakka ve hakikate çağırınız. Olur ki, aklı başına gelir de düşünür ve azabımdan korkar.) buyurmuştur. Sen, Tâ-Hâ sûre-i celilesini hiç okumadın mı? dedi ve âyet-i kerimeyi kendisine okudu:

Izheba ilâ Fir'avne innehu tega fe-kulâ lehu kavlen leyyinen le'allehu yetezekkerü ev yahşa...

Tâ-Hâ: 43-44 (Fira'vuna gidin, zira o kibirlenmesi ve Allah'lık iddiasıyle tuğyan ederek cidden haddi aştı. Onunla yumuşak konuşun, kendisine rıfk ile muamele edin, olur ki öğüt alır, düşünür ve azab-ı ilâhimizden korkar.)

Bilmem, anlatabiliyor muyum aziz ve muhterem meslektaşlarım!.. Çatık kaş, asık yüz ve acı söz, hiç kimseye hiçbir yarar sağlayamamıştır. Dikkat ve ibretinize sunmak isterim ki, (VE INNEKE LE-ALA HULÜKIN AZİYM) hitab-ı izzetine muhatap olan ve gerçekten de ahlâk-ı azimin üstünde bulunan Sultan-ı Enbiyâ, Burhan-ı asfiyâ aleyhi ve âlihi efdal-üttehâyâ efendimiz hazretlerine, Allah azze ve celle inzâl buyurduğu Kur'an-ı azim-il-bürhanında:

Ud'u ilâ sebiyli Rabbike bil-hikmeti vel-mev'ıza't-il-haseneti ve cadilhûm billetiy hıye ahsen...

En-Nahl: 125 (Ey Nebi'ler serveri, sadıklar, salihler, âşıklar ve veliler rehberi!.. Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütlerle, tatlı sözlerle halkın anlayacağı ve hakikatleri kavrayacağı bir lisanla davet et ve onlarla mücadeleni en güzel şekilde yap...) buyurmaktadır.

Bu itibarla, halkı Hakka davet edenlerin ilk ve en önemli görevleri tatlı sözlü ve güler yüzlü olmaktır. İçinde yaşadığımız çağda ve özellikle şu günlerde, bunun ayrı bir mâ'na ve ehemmiyeti de vardır. Hiçbir zaman hatırdan çıkarmamak ve daima gözönünde bulundurmak gerekir ki, bu asrın başlarından itibaren Avrupa ülkelerinden bir çoğunda gençlik, kilisenin ve papazların tahakküm ve tasallûtundan, kitleleri kiliselerden sevk ve idare etmek ihtiraslarından, açıkçası despotluklarından ötürü kiliseye ve rühban sınıfına cephe almış ve bunun neticesinde büsbütün dinsiz kalmış ve sonunda ayakları kayarak komünizm bataklıklarına dalmıştır. Gerçeklere, tarihi olaylara ve akıp giden zaman içinde bütün dünyanın dikkat ve hassasiyetle takip ettiği ideolojik akımlara seyirci kalamayız. Bu olaylardan gerekli ders ve ibretleri çıkaramazsak. mescidlerde ve cami-i şeriflerde çevremize toplanan yüz, vüzelli ihtiyara bağırıp çağırmamızın, kürsü dövmemizin hiçbir yararı olmaz. Halka, Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ'nın biz kullardan neler istediğini ve neler beklediğini açık seçik, ilgi çekici ve ibret verici örnekler, kıssalar ve menkibelerle, anlatmazsak, onlara hak ve hakikati güler yüzle ve tatlı dille açıkayamazsak, vazifelerimizi tam mâ'nasıyla yapmış sayılama- yIz.

Bunun kadar ve belki bundan da önemli olarak, söylediklerimizi ve anlattıklarımızı bizzat kendi nefsimizde tatbik etmezsek, vâz-ü nasihatlerimizin hiçbir tesiri ve değeri olmayacağını da iyi bilmeliyiz. Bu sebeple, ilmimizle herkesten önce kendimizin âmil olmamız şarttır. Aksi takdirde, yapmadığını ve yapamayacağını uluorta konuşan, kendi nefsine söz geçiremeyen, basma kalıp hazırlayıp ezberlediği dersini halk huzurunda okuyan kişiler mertebesine düşeriz. Cemaat, anlatılanları bizzat kendimizin de yaptığımızı gözleriyle görürse, bize inancı artar, güveni çoğalır, anlatılanların da, yapılanların da iyiliğine, doğruluğuna ve güzelliğine inanır ve bunlarla âmil olur. İşte o zaman KAL ehli olmaktan çıkar ve HAL ehli oluruz ve çok müsbet, çok verimli sonuçlar alırız. Esasen, halka vâ'z-ü nasihatte bulunanlar derslerinde, hatipler de hutbelerinde bahis konusu ettikleri mevzulara, herkesten önce bizzat kendileri iyman etmeleri, o ders veya hutbelerinde söyledikleri ile yine bizzat kendilerinin âmil olmaları ve bu amellerini de tam bir ihlâs ile yapmaları şarttır. Ancak, bu sayede iyman ve ihlâs ile amel edilen konular cemaat üzerinde müsbet tesir bırakır.

Halka vâz-ü nasihatte bulunmak üzere kürsüye çıkmak üzere bulunan bir vâiz veya hutbe okumak üzere minbere çıkacak bir hatip, ağzı ile (E'ûzü billâhi min-eş-şeytan-ir-raciym - Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym) derken, kalbinden Rabbine şöyle münâcatta bulunmalıdır:

— Yâ Rabbel-âlemiyn!.. Beytullah'ın bir şubesi olan bu

cami-i şerif senin evin, bu kürsü (Veya minber) de senin Habib-i edibine biz âciz ve günahkâr kullarını senin yoluna davet etmesi için bahş ve ihsan buyurduğun gayet yüce ve âli bir makamdır. Elimde bulunan şu kitap da, senin emir ve hükümlerini ve Habib-i edibinin mübarek sözlerini beyan eden ve zât-ı ülûhiyyetine tekarrüb edebilmek bahtiyarlığına erişmiş zevatın menkıbelerini ve ictihatlarını açıklayan bir kitaptır. Makam-ı Muhammediyye olan bu kutsal makamı, bencileyin âciz kuluna nasip eyledin. Oysa, böylesine âli bir makama çıkarak kullarını rizayı ilâhiyene davet etmek benim haddim değildi. Tevfik ve inayetin, lûtuf ve hidayetinle bu yüce makama çıkarak Habib-i edibine vekâlet etmek cür'etinde bulunacağım. Füyuzat-ı ilâhiyyen ve tevfikat-ı sübhaniyyen berekâtiyle okuyacağım âyet-i kerime ve Hadis-i şeriflerin ve onları yorumlamak için söyleyeceğim sözlerin te'sirini halk buyurarak hazır bulunan şu cemaati, dersimden yararlandır, kendilerini burada öğrendiklerini ihlâs ile işleyerek dünya ve âhirette nurlandır. Kendi dersimle ihlâs üzere âmil olmayı bu âciz kuluna da nasip ve müyesser eyle, demeli ve bu niyyetinin mâna ve medlûlünü düşünerek kürsüye veya minbere çıkınca:

— Ilâhi!.. Lisanımı aç, herkesin anlayacağı bir dille beni konuştur, dinleyen cemaatin kulaklarından gaflet pamuğunu çıkar. Sen, tevfikini refik eylemez ve beni konuşturmazsan, ben konuşamam. Hazır bulunan cemaat de lûtfun erişmezse konuşulanları ve anlatılanları duyamaz ve anlayamazlar, diye düşünmeli ve tam bir teslimiyyet ve tevekkülle Allah Teâlâya ve ruhaniyyet-i Muhammediyye'ye sığınmalıdır ki, böyle bir niyyetin cemaatin irşâdına sebep olacağı muhakkaktır.

Evet, aziz ve muhterem meslektaşlarım!..

Evvelâ, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerine ve daha sonra ruhaniyyet-i Muhammediyye'ye iltica edilerek ve yardım dileyerek başlanılan ders veya hutbe, cemaat üzerinde gerçekten mü'essir olur ve gereğince amel olunur.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.