Binaenaleyh; cennette kalanlar, didâra erenleri görünce: (Ah nolaydı!.. Aşk-ı ilâhiden bize de bir zerre isabet etseydi...) diye yakınarak orada aşka talip olacaklardır ama, maalesef didâra mazhar olamayacaklardır. Cennetin yolu, Allahu tealâ'ya kulluk, cemalin ve didârın yolu ise Allah ve Resûlüne aşk ve muhabbettir. Ancak, bu sırra orada vasıl ve vakıf olmanın faydası olmayacaktır. Allah ve Resûlüne aşk ve muhabbet, iymanın kemalidir. Mü'minlere muhabbet ise iymandandır. Her zaman, her yerde, her ân ve mekânda, her iş ve davranışta Hakkın bizleri gördüğünü bilmek ve bunu hiçbir zaman unutmamak, biz onu göremesek bile, onun bizi gördüğüne iyman etmek en büyük iykan ve ihsandır ki, keyfiyet Mefhar-i âlem ve güzide-i beni-Adem, sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Hadis-i şeritleriyle sabittir.
Islâm, Allahu tealâ'ya teslimiyyet, Allah ve Resûlüne iyman ise bu teslimiyyetin esasıdır. Islâm, bu işin zâhiri iyman ise bâtınıdır. Ihsan ise, bu-alış-verişin meyvesidir. İyınan ve islâmı kabul ettikleri halde, iykan ve ihsana varamayanlar ise, elbette didâra da eremezler. İyman, cennetin bedeli, iyman ile islâm cennet derecesi, ihsan da didâr-1 Rahmanın remidir. Bu sırrı, ancak Allahu tealâ'ya âşık olanlar kavrayabilirler. Bu lezzeti, ancak Habib-i edib-i Kibriyâ'ya gönül verenler tadabilirler. Cevizin kabuğunu, cevizin içi niyetine yiyenler, elbette aldanmışlardır. Ama, cevizin içini yiyebilmek için dış kabuğunun acısını tadanlar, en sonunda cevizin içini de yiyebilirler, maksudlarına vasıl olurlar. Bu ni'metler ancak tevfik-i Rabbani ve kerem-i sübhani ile mümkündür. Seni ve beni, dilediği gibi halkedenin, seni ve beni istediği yerde ve işte kullanmak gücüne sahip bulunduğunu hatırdan çıkarmamalıdır.
Daima, ona şükretmeli, itaatte ve ibadette daim olmalı, yolunda kaim bulunmalı ve sırat-ı müstakiym'den hiç ayrılmamalıdır. Rücû, yine O'nadır, bütün yarattıkları fâni, o Bâki'dir.
O'na doğru aşk ile şevk ile koşmalı, rizasına ulaşmalıdır. O, yürüyene koşarak geldiğini ilân ve beyan etmiştir. O'na âşık olanlara ÖLÜM yoktur, OLUM vardır. O'na âşık olanlar gözlerden kaybolurlar ama, gönüllerden çıkarılamazlar, hiçbir zaman unutulmaz ve unutturulmazlar, gönüllerde taht kurup sultan olurlar. Nice mülk sultanları terler içinde hesap verirlerken, gönül sultanları arşın gölgesinde ve Livâ-i hamd'in sayesinde rahat edeceklerdir. Nice mülk sultanları azarlanırlarken, gönül sultanları iltifat-ı Rabbaniyye'ye mazhar olacaklardır.
Nice mülk sultanları, yerlerde sürünürlerken, gönül sultanları FI MAK'AD-I SIDK'a yükseleceklerdir. Nice mülk sultanları zebanilere teslim edilirlerken, gönül sultanları Firdevs-i â'lâda ve civar-ı Mustafa'da iskân olunacaklardır. Nice mülk sultanları cehennem azabını tadarlarken, gönül sultanları âlemlerin Rabbinin cemal-i bâ-kemalini müşahede ile mest-ü hayran kalacaklardır.
Aşk, öyle bir Bürak'tır ki, ona binmek bahtiyarlığına erenler FE-KANE KABE KAVSEYN'den hisselerini alırlar.
Aşk, bir Ref-Ref'tir ki ona binenler vâsıl-ı didâr olurlar.
Rabbiyle naz-ü niyaz ederler.
Aşk, öyle nihayetsiz bir ummândır ki, haddü kenarı yoktur.
Aşk, sırrı Sübhan ve ifade-i Fürkan'dır. Dille ifade olunamaz.
Aşk, bir hal işidir ve er kişi işidir, her kula müyesser olmaz.
Aşk ateşine düşen öyle bir gülşene düşmüştür ki, bu gülşeade yanar olmaz. Mecnun, aşk ateşiyle meşhur, Vamık yine aşk ateşiyle nâmdar olmuşlardır. Züleyhâ, aşk ateşiyle Yusuf'a vuslât bulmuş, Ferhad aşk ile dağları delmiştir.
Aşıkların vücutları, ateş-i aşk-ı Hüdâ ile delinmiş ve Hakka vuslât için bu vücudun her zerresi ayrı bir yol olmuştur.
İbrahim Edhem, aşk ile tâc-ü tahtı ve saltanatı terketmişte öyle Ibrahim Edhem olmuştur. İbrahim Halilullah'ın aşkının ateşi Nemrud'un ateşini söndürmüş ve nâr-ı Nemrud'u bu aşk ateşiyle nura döndürmüştür. Aşıkların ateşi de, nâr-1 cahiymi söndürür ve gülzâr eder. Aşk, kulu vâsıl-ı didâr eder. Aşk, vesile-i vuslât-1 mahbub, aşk maksud-u mâ'buddur. Kimde bu aşkın nişânesi varsa, mutlâka maksuduna erer. Aşıkın aşkının ateşi,.
mâ'şukun aşk ateşini alevlendirir. Aşk ile Hüdâ'ya erişilir, aşk ile matlûp ve maksuda yetişilir. Âşık ile mâ'şuk, aşkta bir olmuşlardır, bu makama erişenler aşktan nasiplerini almışlardır ves-selâm...
Gerçek ve sadık âşıklar, mâ-şukları uğruna herşeylerini fedaya hazır bulunduklarından, âşık oldukları Rabbil-âlemiyne zâhidler gibi yalnız vücutları ile ibadet etmezler. Bütün aza ve cevarihiyle ibadette bulunurlar. Bir ân için olsun, Allahu azim-üş-şânı hatırlarından çıkarmazlar, zikri daim üzere bulunurlar.
Allah azze ve celle, cümlemizi aşk-ı mecaziden geçerek aşk-ı ilâhiye eren, her türlü dünya âlâyiş ve gösterişinden geçerek cemal-i lâ-yezâle talip ve Habib-i edib-i Kibriyâ'ya âşık olan Hz. Suban ve Hz. Bilâl ile cem'eyleyip o âşık-ı sadıklar
hürmetine bizleri de âşıklar zümresine dahil eyleye (Amin bihürmeti aşk-ı ilâhi, nûr-u Nebi ve kerem-i Ebu-Bekrin ve Ömerin ve Osmanın ve Ali ve âl-i Nebi ve evlâdihi ve ezvâcihi ve muhibbihi rıdvanullahi tealâ aleyhim ecma'ıyn.)