Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Kederli ve üzüntülü gibi görünen âriflerden bir zat-ı şerife: — Biraz şarap içseniz,… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 681

Kederli ve üzüntülü gibi görünen âriflerden bir zat-ı şerife:

— Biraz şarap içseniz, dertlerinizi unutur, zevk ve safaya kavuşursunuz, dediler.

O zât-1 şerif cevap verdi:

— Evet, şimdi biraz üzüntülü gibi görünüyorum. Ne var ki, Hak ile halk arasında sevilen ve sayılan bir insanım. Dediğiniz gibi biraz içki içecek olsam, belki biraz neş'elenir ve kederimi avutur ve unuturum. Buna karşılık, herşeyden önce Rabbimin emirlerine âsi olurum. Üstelik, içkinin verdiği şu'- ursuzlukla öyle hareketler yaparım ki, herkese karşı rezil ve kepaze olur, sarhoşlukla âlemin diline düşerim. Şu halde böyle kederli ve üzüntülü kalmak, öyle bir avunmaktan daha âlâ ve üstündür, dedi' ve kendisine bu yersiz teklifte bulunanları hem iskât, hem irsâd eyledi.

Evet, haram ile teselli bulunmaz ve hattâ haram ile tedavi olunmaz. Haramdan kazanılan mal ve para harama sarfolunur ve harama sarfolunan her kuruş da insanı iki cihanda felâket ve hacalete sürükler.

Şu var ki, Allahu tealâ'ya gerçekten dost olanları, Mevlâyı müte'al hazretleri, kötü ve çirkin işler yapmaktan korur ve önler. Allahu tealâ, sevdiği kullarının enisi ve hafizidir. Onun içindir ki, Hak dostu olanlar, kendilerine saldıran düşmanlarından kaçmazlar ve kaçanları kovalamazlarda, vâris-i Haydar-i Kerrâr ve sahib-i hikmet-i velesrâr olurlar. Başkalarının kendilerini medhetmesinden memnun ve zemmetmesinden mahzun olmazlar. Bu gibi zevat-1 zevil-ihtiram sahib-i edep olurlar, sahib-i edep olanlar da elbette cennete girerler.

Insanoğlu için, kerametlerin en büyüğü kötü huyları terketmek, iyi ve güzel bir ahlâk ile ahlâklanmaktır. Kötü huyların, iyi ve güzel ahlâka dönmesi ancak istikamet ile mümkündür. İstikamet ise, Kur'an-ı azim-ül-bürhanın emirlerine aynen ve harfiyyen uymak, nehiylerinden şiddetle ve dehşetle sakınıp kaçınmak ile elde olunur. Bu sebepledir ki, kemal sahibi Veli'ler, bazı harikulâde kerametleri, daha doğrusu keramet izhar etmeği HAYZ-I RICAL yani erkeklerin aybaşı hali görmesi gibi telâkki etmişler ve buna aslâ talip olmamışlardır. Onlar, nefislerini islâh yolunu iltizam ederek Allahu tealâ'dan istikamete talip olmuşlardır. Esasen, istikamet olmaksızın kerametin kıyınet ve ehemmiyeti yoktur. İstikametsiz gösterilen harikulâdeliklere KERAMET demek de caiz değildir ve bu hale İSTIDRAC denilir.

Şeytana, bir ânda doğudan batıya gitme kudreti verilmiştir.

İstikametsiz kimse, su üstünde yürüse bir balığın yaptığını taklit veya suya bırakılan bir odunun halini tasvir etmiş olur.

Istikametsiz kimse, havalarda uçsa bir kuş veya sineğin yaptığını taklit etmiş olur. Allahu sübhanehu ve tealâ, kullarından keramet istemez ve beklemez ama, kuluna her hal-ü kârda MÜSTAKİYM olmayı emreder.

Ancak, istikamet üzere bulunanları da, Allah azze ve celle sahib-i keramet eder. Istikamet, peygamberler sıfatıdır.

Öyle ise aziz kardeşim, kendini bu fâni âlemden, bâki âleme hazırlamanın çarelerini aramalısın. Bu hazırlığı yapmayan veya yapamayanlar, zarardadırlar. Ahlâk-ı hamide sahibi olabilmek için, Allahu tealâ'ya isyandan sakın, tâ'at-i ilâhiyye zırhını takın, ölüm bana ve sana çok yakın, eşten, dosttan, akrandan çoğu gidiyor akın akın, hırsı ve tamahı bırakın, Hak rizasını bulmağa bakın... İhtiraslarını kanaate, tamahkârlığını sehavete, gafletini basirete, nefretini muhabbete, kibir ve gururunu tevazu ve meveddete, öfkeni hilmiyyete, hiddet ve şiddetini rıfk ve mülâyemete, haksızlıklarını adalete, zulümlerini merhamete, şekavetini saadete, felâketini selâmete, yalanlarını hakikate, ihanetlerini sadakate, iki yüzlülüğünü samimiyete, kulluğunu ihlâs ile ibadete, dünyanı âhirete tercih etmeğe çalış ve bunlara alış ki, âhiret seferine o ebedi yolculuğa cidden ve hakikaten hazır ve hazırlıklı bulunduğun anlaşılsın. Bütün bunları istihsal edebilmenin tek ve biricik çaresi, bütün kötülüklere gerçekten pişman olmak, sadakat ve samimiyetle ve bir daha işlememek üzere söz vererek tövbe ve istiğfarda bulunmak, ibadet ve tâ'ate riyâsız devam etmek, elden geldiği ve güç yettiği kadar ihlâs ve ihsanı eksiltmemek, boş, faydasız ve anlamsız şeylerle dili meşgul etmeyerek zikrile, şükrile süslemektir. Bu şekilde, kalpleri muhabbet-i ilâhiyye ve meveddet-i Ahmediyye ile münevver olanlar mutlâka istikamet şehrâhına vasıl olurlar, sırat-ı müstakiym'de en büyük hazzı ve zevki bulurlar.

Ey âşık-ı sadık!...

Zâhirini ve bâtınını daima abdestli bulundur. Zâhir abdesti, vücudun şer'i şerif tâbiriyle taharet-i kâmile üzere bulundurulmasıdır. Bâtın abdesti ise, kalbin dünya muhabbetinden,

dünya hırs ve heveslerinden arınıp paklanmasıdır. Cenab-i Pir Hz. Muhammed Bahâ'üddin-i Nakşibend hazretlerine sordular:

— Insana gusül ne zaman iktiza eder?

Müşârünileyh, şöyle cevap verdi:

- Sizlere, belirli hallerden sonra (Cinsi münasebette bulunduktan veya rü'yâda ihtilâm olduktan sonra) bize ise Hak'- tan göz açıp' kapayıncaya kadar gafil olduğumuz, yani unuttutuğumuz zaman gusül abdesti iktiza eder, buyurdular.

Bedenimizi, yâni zâhirimizi necisten, rics'ten, kirden, pastan, pisten nasıl temizliyorsak, içlerimizi yani bâtınlarımızı da kinden, hasedden, tamahtan, kibir ve gururdan, kısacası Allahu talâ'nın men'ettiği ve Resûl-ü müctebâ'nın yerdiği ve kınadığı kötü ve çirkin sıfatlardan tathir etmemiz, daha açık tâbirle sıfat-ı zemimeleri, ahlâk-ı hamideye çevirmemiz gerekir. İşte, bunu becerebilen ve başaran erkişilerin kalplerinin tahtına Muhabbetullah yerleşir, dil kıraat-i Kur'an ile ve Tevhid-i sübhan ile süslenir, bunların nurları ile kalp tenevvür eder, Kur'anın ve tevhidin nurları kalpte ve kalıpta açıkça müşahede olunur.

Yoksa, kâfirler gibi yalnız yiyip içmek, gezip tozmak, hayaller peşinde koşmak, tûl-ü emel denilen ve insanı insanlığından uzaklaştıran hırs ve menfaatlerin ardı sıra ömür çürütmek, bir daha ele geçmesi mümkün olmayan sayılı nefesleri mâ'siyyetlerle tüketmek akıl kârı değildir. Eskiden, hocalarımız yaramazlık ettiğimiz zaman bize ceza olarak karalama dediğimiz ibareler verirler ve bunun meselâ beşyüz defa yazılmasını isterlerdi. Unutamayacağım bir ibare de şuydu:

El-mevakit tüşterâ bil-yevâkit;

Vel-yevâkit lâ tüşterâ bil-mevâkit...

Yani, vakitler yakutları satın alabilir. Ama, yakutlar vakitleri satın alamazlar. Rica ederim, değil dünkü günü bir saat öncesini geri getirebilir veya onu satın alabilir misiniz? İsterse, dünya dolusu yakutunuz, mücevheriniz, altun ve gümüşünüz de bulunsa, bir önceki nefesinizi geri getiremezsiniz.

aldığınız da nefestir ama, öteki gelmiş ve çoktan geçmiştir ve daha inşâ'allah bir çok nefes alıp vereceksiniz. Ancak, Allah'- sız geçen her nefes için üzüntü duymalı, yanıp yakınmalıdır.

Her nefesinde Hakkı tevhid eden kullara ne mutlu ve ne kutlu!.. Zira, tevhid cennetin anahtarı ve Hakkın metin kalesidir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.