görünüz ve bağışlayınız. Sizi üzmek istemedik.) şeklinde özür beyan edince, sorumu tekrar ettim ve: (Bilmek ve bildiklerimle gördüklerimi ümmetime iletmek istiyorum. Tâ ki, ona göre tedbirli ve hazırlıklı bulunsunlar ve bu âkibetlere giriftar olmasınlar.) dedim. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri Mâlik'e emr-ü ferman buyurdu ve soruma cevap vermesini irade eyledi. O zaman, Mâlik:
— Yâ Resûlallah!.. Cehennemin bu derekesi, senin ümmetinin âsileri içindir. Buranın hal ve ahvalini mübarek gözlerinizle gördünüz. Bu gördüklerinizi ümmetinize haber veriniz ve onlara bu azaplara duçar olmamaları için nasihat ediniz ki, bu korkunç âkibetten kaçınsınlar, bu azap ve ıztırabı görmesinler, Allahu talâ'nın emirlerine ve nehiylerine aynen ve harfiyyen tâbi olsunlar ve kendilerini böylesine korkunç ve müthiş bir azaba iletecek fiil ve hareketlerden sakınsınlar:
Yâ eyyühelleziyne âmenu ku enfüseküm ve ehliyküm nâren ve kuduhennesü vel-hicaretü aleyha melâiketün gılâzün şidadün lâ ya'sunallahe ma emerehüm ve yef'alûne mâ yü'merun...
Et-Tahrim: 6 (Ey iyman edenler! Allahu talâ'nın emirlerine uymakta ve nehiylerinden kaçınmakta kendinizi ve öğüt vererek, eğitip terbiye ederek ailenizi ve o ateşten koruyun ki, yakıtı insanlarla taşlardır. Ona memur çok haşin ve sert ve şiddetli melekler vardır. Allahu talâ'nın emirlerine isyan etmezler ve emrolundukları işi derhal yerine getirirler.)
Mâlik devam elli:
— O büyük gün, başlarında ben olduğum halde burada
görevli bütün melekler, Rabbimizin emirlerini âsilere hiç acımadan tatbik ederiz. Onun için ben Allahu tealâ'ya âsi olanlara merhamet edemem, ak sakallı pirler eğer âsi iseler, bizden hürmet göremezler, tazecik gençler şefkat bekleyemezler, dedi.
Hâce-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Malik'in bu beyanatı üzerine ağlamağa başladı. Mübarek başından sarığını çıkardı ve emmesini yere koyarak, cehenneme girecek olan âsi ümmeti için şefaat dileğiyle Rabbine niyaza ve yalvarmağa başladı. Ummetinin çok zayıf olduğunu, bu türlü azaba tahammül edemeyeceğini beyanla o kadar ağladı ki, başta Cebra'il aleyhisselâm olmak üzere mukarreb melekler de dayanamayıp aglamaga başladılar.
Işte, o zaman âlemlerin Rabbinden hitap erişti:
- Habibim!.. Senin, yüce katımdaki merteben ve değerin tahmin ve tasavvur edemeyeceğin kadar büyüktür. Duaların makbul ve müstecâb c::
Hatırını hoş tut ve üzülme, seni elbet muradına eriştiririm, ümmetini sana bağışlar ve onları azabımdan ve celâlimden azad ederim. Sen, bugün bu âlemde öyle. abdiyyette bulundun ki, Kur'an-ı azim-ül-bürhanımda sana:
Tâ-Hâ... Mâ enzelnâ aleyk-el Kur'ane li-teşka...
Tâ-Hâ: 1-2 (Ey Habib-i edibim!.. Biz, sana Kur'anı eziyyet ve meşakkat çekesin diye göndermedik.)
diye hitap buyurmadım mı? Dünya âleminde seni bu âyet-i kerime ile taltif ve tatyip ettiğim gibi, âhiret âleminde de sana öyle bir makam bahş ve ihsan ederim ki, ona MAKAM-I- MAHMUD denilir:
Asâ en yeb'aseke Rabbüke makamen mahmuda...
El-fare: 79 (Ümit edebilirsin ki, Rabbin celle şâne seni bir makam-ı Mahmud'a gönderecektir.)
Bu makamı sana vermemin sebebi, âsi ümmetlerini sen (YETER!) deyinceye kadar bağışlayacağım ki, ben senden razı olduğum gibi, sen de benden razı olasın:
Ve le-sevfe yu'tike Rabbüke fe-terde...
Ed-Duba: 5 (Elbette Rabbin sana, sen razı oluncaya kadar verecektir.)
Cenab-ı Cibril oldu delilin yâ Resûlallah, Bilenler bildiler kadr-i celilin yâ Resûlallah...
Nevâl-i lezzet-i zevk-ü visâlin fikreden cana, Gıdayı ruhtur zikr-i cemilin yâ Resûlallah...
Nice Yusuf cemali hicrile Yakub eden sensin, Melâhatte senin yoktur mesilin yâ Resûlallah...
Ne denlû illet-i isyanla dil mübtelâ olsa, Şifa cuy-i şefaattir alilin yâ Resûlallah...
Ol Resûl-ü Kevneyn, imam-ül-haremeyn ve ceddül Haseneyn-il-ahseneyn efendimiz hazretleri devamlı olarak şu dua- yI okurlardı:
Allahümme inniy e'ûzii bi rıdâke min sahatike ve bi-mu'afatike min ukubetike ve e'ûzü bike minke lâ uhsâ senâ'e aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike...
Ulemâ-i kâmiliyn ve meşâyih-i vâsıliyn buyurmuşlardır ki:
Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz
hazretleri cennet ve cehennemi seyredip, cennetin ni'metlerini ve cehennemin nekbetlerini müşahede buyurdukları zaman