(Hasan ile Hüseyin, cennet gençlerinin seyyidleridir.) ve (İki sevgili torunum, benim dünya reyhanlarımdır.) mealindeki Hadis-i şeriflerinden başka:
Men ahabbel-Hasan-e vel-Hüseyne fekad ahabbeniy...
(Hasan ile Hüseyin'i seven, muhakkak beni sevendir.)
buyurulmuştur.
Bu konuda vârid olan diğer Hadis-i şerifler de şunlardır:
- Hasan ile Hüseyin'e muhabbet eden, muhakkak bana muhabbet etmiştir. Onlara buğz ve düşmanlık edenler de, muhakkak bana buğz ve düşmanlık etmiştir.
— Çocuklar, ana ve babalarının reyhanesidir. Benim reyhanem de Hasan ile Hüseyin'dir.
Sultan-ül-Enbiyâ, bürhan-ül-Astiyâ, Habib-i Hüdâ ve şefi-i rûz-i ceza olan muhterem dedeleri tarafından kadr-i valâları beyan ve ilân buyurulan Hz. İmam-ı Hasan radıyallahu anh'ı zehirleyerek şehid edenler, Hz. İmam-ı Hüseyin radıyallahu anh'i da hicretin altmış birinci yılında, mübarek muharrem ayının onuncu cuma günü, cuma namazı vaktinde Kerbelâ sahrasında aç ve susuz bırakarak evlâtları ve yakınları ile birlikte vahşiyane bir şekilde şehid edenler, pis ve hasis dünya devlet ve menfaatleri bahasına neleri kaybettiklerini fark ve.
temyiz edemeyen zâlimlerdir. Evet, Muharrem ayının onuncu günü idi, günlerden cuma idi ve vakitlerden cuma namazı vaktiydi. Dedesi Hz. Muhammed Mustafa, ceddesi Hz. Hatice't-ül- Kübrâ, babası Aliyyül-Mürtezâ ve annesi Fatıme't-üz-Zehrâ idi.
Susuzluğa, açlığa, zulme ve cinayete mâ'ruz kalan da, Sâki-i Kevser'in oğlu olup, kendisi de Sâki-i Kevser olan Hz. İmam-1 Hüseyin radıyallahu anh idi. O Imam-i Hüseyin ki, âlemlere rahmet olarak gönderilen zât-1 akdes onu ve ağabeyisi Hz.
Imam-ı Hasan-ı mübarek omuzlarında taşımış, öpmeğe ve sevmeğe doyamamış, gözünün nuru ve gönlünün süruru olduklarını, cennet ehli gençlerin Seyyid'leri bulunduklarını açıkça ve kesinlikle beyan ve ilân buyurmuştu. Fakat, ümmet-i Muhammed'den olduklarını iddia eden hayırsız, vefasız ve ihlâssız zâ-.
limler, o imam-ı hümâmı yere çaldılar, Resûl-ü Kibriyâ'nın muhabbetle öptüğü gerdanını kılıçları kesmediğinden, mübarek ensesinden keserek şehit ettiler, iki cihan serverinin sevip okşadığı ve kokladığı mübarek başını gövdesinden ayırdılar ve mızraklarının ucuna taktılar:
Kurret-i ayn-i Habib-i Kibriyâsın yâ Hüseyin!..
Nur-u çeşm-i şâh-ı merdân Mürtezâ'sın yâ Hüseyin!..
Sana giille dokunan ümid eder mi mağfiret?
Gonca-i gülşen saray-ı Mustafa'sın Yâ Hüseyin!..
Ehl-i malışer dest-i Hayder'den içerken Kevseri, Sen susuzlukla şehid-i Kerbelâ'sın yâ Hüseyin!..
Kıl şefaat Ârif'e ceddin Muhammed aşkına, Arsa-i mahşerde makbul-er-recâsın yâ Hüseyin!..
Aziz din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:
H7. Imam-ı Hüseyin radıyallahu anh, ceddi emcedine yakışır ve babasına yaraşır haslet ve meziyetlere malik, ilm-i ledünne vâris ve her bakımdan ilim, hilm, sabır, mürüvvet, şefkat ve şecaate sahip idi. Resûl-ü müctebâ'ya çok benzediğinden, özleyenler onun pâk ve temiz vechine bakarlar ve Habib-i edib-i Kibriyâ'yı görmüş gibi olurlardı. Muhterem dedesi ve babası gibi kerim ve cömertti. Tatlı sohbetleri ve isabetli nasihatleri ile muhatabına kolayca tesir edebilen dedesine lâyık bir hatip idi. Cömertlikte yektâ, kerem ve ihsanda sahib-i atâ idi. Ahlâk-ı hamide bakımından bil-irs-i-vel-istihkak ecdadının hayr-ül-halefi idi. Üstün vasıflarını tavsif, mümtaz haslet ve meziyetlerini tarif edebilmek mümkün ve mutasavver değildir. Radıyallahu anhüm ema'ıyn ve alâ cemi-i ehl-i beyt-ittâhiryn ve evliyâyı mukarrebiyn ve alâ şühedâ-i Kerbelâ-i ecma'ıyn bi adedi mâ vese'a ilmullah...