Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Ruhlarına Fâtiha-i şerifeler ithaf ederek vesile-i rahmet olmak üzere merhum dedemden ve babamdan… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 540

Ruhlarına Fâtiha-i şerifeler ithaf ederek vesile-i rahmet olmak üzere merhum dedemden ve babamdan dinlediğim bir vak'ayı daha anlatmak istiyorum. Anlattıklarına göre, aziz şehitlerin kanları ile yuğurulan Bulgaristan'dan, Türk'ler çekilmişler ve o mübarek topraklar düşmanın eline geçmiş. İş o hale gelmiş ki, yıllarca aynı kasaba veya köyde oturan ve gayet iyi geçinen gayr-ı müslimler, Türk komşularının kapılarına dayanmağa ve:

— Çık dışarı be Hüseyin ağa!.. diye onları dışarı çağırınağa başlamışlar. Hüseyin ağa, henüz olup bitenlerden habersiz, kapıya gelerek:

— O, sen misin be Danko komşu? Merhaba, bir şey mi istiyorsun? deyince, Bulgar hışımla cevap veriyormuş:

— Bugün merhaba falân yok Hüseyin ağa, diyormuş. Sen, bugün bana hesap vereceksin...

Şaşırıp kalan Hüseyin ağa, kırk yıllık komşusuna cevap veriyor ve aralarında şöyle bir konuşma oluyormuş:

— Ben sana ne yaptım be Danko çorbacı!.. Ne gibi haksızlıkta bulundum. Bu kadar yıldır, seninle iyi bir komşuluk etmedik mi? Birbirimizle hep iyi geçinmedik mi? Sen bizim bayramlarımızda bana, ben sizin paskalya ve yorularınızda sana gelip gidip birbirimizi tebrik etmedik mi? Benden ne hesabı soruyor ve istiyorsun?

— Evet be Hüseyin ağa, doğru söylersin ya, essahtan sen bana bu güne kadar hiçbir kötülük yapmadın. Ama, kim bilir senin deden, benim dedeme, senin baban benim babama belki de kötülük etmişlerdir.

— Aman Danko komşu ne yapıyorsun? demeğe kalmadan silâhını çekiyor ve Hüseyin ağayı oracıkta hayvan boğazlar gibi boğazlıyormuş.

Bu kadarıyla kalsa yine iyi, üstelik Hüseyin ağanın kızının ve gelininin ırzına tecavüz ediyor, gözlerinin önünde körpe yavrularını öldürüyor, evini yağma, malını ve mülkünü de talân ediyormuş.

Böylece nice hânümanlar sönmüş, nice mâ'sumların feryatları gırtlaklarına tıkanmış, nice Türk anaları âh-ü zâr içinde yanmıştır.

Akrebin sokması sanma sana kinindendir.

Bu reda'at hep onun tab'ı mühiynindendir...

Evet, akrebin sokması kin beslediğinden değildir. Bu çirkin ve kötü davranış, onun aşağılık ve bayağı tabiatindendir.

Şu var ki, bugün bütün bu anlatılanlardan, gözler önüne serilmek istenilen hakikatlerden alınacak dersler ve hisseler vardır. Oysa, biz hâlâ tevhidi bozmağa, vahdeti yıkmağa, dini ve milli birlik ve beraberligimizi parçalamağa çalışıyor ve üstelik milletçe böyle davranmanın demokrasi ve medeniyyet gereği olduğuna inanmağa başlıyoruz. Memlekette özgürlük ve

fikir hürriyeti vardır diyoruz ama, buna kendimiz de inanmıyor, parti farkı, düşünce farkı, mezhep farkı, iktidar farkı, muhalefet farkı, bölge farkı, kabile farkı, onun farkı, bunun farkı diye diye farkında olmadan bölünüyor ve parçalanıyoruz. Düşünemiyoruz, akıl edemiyoruz ki, bir somun ekmeği bütün olarak yutmağa imkân ve ihtimal yoktur. O halde, o somunu önce dilimlere, sonra lokmalara ayırırsak, rahatça ve kolayca yutabiliriz. Işte, din ve millet düşmanları da, içeriden ve dışarıdan gizli gizli çalışarak bunu yapıyorlar. Bizi, önce dilimlere ayırdılar ve şimdi de lokma lokma edip yutmağa hazırlanıyorlar.

Biz hâlâ tehlikenin farkında bile değiliz. Farklar içinde öylesine boğulmuş ve bunalmışız ki, dostumuzu ve düşmanımızı dahi farkedemez hale gelmişiz. Halbuki, din ve millet düşmanları ister dost ister düşman hüviyetinde asırlardır göz diktikleri bu mübarek topraklara - Allah korusun - ayak basacak olurlarsa, hiçbir fark gözetmeksizin hepimizi esir sürüleri halinde kamplara sürecek, kırbaç altında inim inim inletecek, varımızı yoğumuzu elimizden alacak, çubuğunu ve piposunu tüttürüp keyfine bakacaktır. Bize, bizden başka dost yoktur ve olamaz. Bizi, bize düşman edenlerin oyunlarına düşmeyelim, kardeşi kardeşe vurduranların amaçlarını gerçekleştirmek uğrunda birbirimizin çukurunu eşmeyelim, sevişelim, anlaşalım, dostu düşmanı tanıyalım ve birbirimizi tamamlayalım. Lübnan'da olup bitenleri görmüyor muyuz? Doğuda ve batıda olup bitenlere akıl erdiremiyor muyuz? Din ve millet düşmanları duruma hâkim olurlarsa, ne sağcılık kalır ne solculuk? Ne Ne Sünni'lik kalır, ne Alevi'lik? Ne ırkçılık kalır, ne milliyetçilik? Ne namus kalır, ne vicdan? Ne din kalır ne iyman?

Eloğlu gözümüzün yaşımıza bakmaz. Taraftarlığını ve bayraktarlığını yaptığın yabancı ideolojiler, başına tâç takmaz. Herşeyden önce: (Kendi dinine ve milletine hayrı olmayanın, bize mi yararı olacak?...) diye hattâ seni sağ bırakmaz. Dost acı söyler ama, her acı şey şifadır. İlâç diye aldığımız ve ekseriya şifa bulduğumuz maddelerin ne kadar acı olduklarını hep biliriz.

İnsan hakları tekerlemesi ve hattâ insan hakları beyannamesi, müslüman Türkler için geçerli değildir. Kıbrıs örneği gözlerimizin önündedir. Ne doğunun insafsız zâlimi, ne de batının maddeci emperyalizmi, birleşmiş milletlerdeki oylamalarda, Kıbrıs'ta Türklerin de hakları bulunduğunu isbat edebilmek için parmağını kımıldatabiliyor mu? Ama, Lefkoşe'de bir rum veledi, meyve çalmak için tırmandığı ağaçtan düşüp geberse, bütün batı dünyası heyecanla ayağa kalkıyor. Ama, rumlar Türkleri kitle halinde katledip çukura gömmüşler, ne gam?

Aynı batı dünyası ölüm sessizliği ile seyirci kalıyor.

Batı Trakya'da Türklere yapılan işkence, terör ve tedhiş;

Istanbul'da bir rum kopiline yapılsa bütün dünya ayağa kalkar. Yıllarca, doğudan gelebilecek büyük tehlikeye birinci safta ve ilk siperde göğüs geren Türkiye'ye, Kıbrıs olaylarından önce de sonra da yapılan askeri yardımla Yunanistan'a verilen silâh, malzeme ve teçhizatı karşılaştırın, bakın ne korkunç bir farklılık yıllar yılı aleyhimizde işleyip durmuştur.

Bir takım kayıtlara ve şartlara bağlı olarak -Lâfın gelişikaldırılan ambargo uygulaması pek mi dostane bir davranış- t1. Uluslararası para fonunun, Avrupa konseyinin, dünya bankasının, ortak pazar adı verilen ne idüğü belirsiz ortaklılğın, haftada üç defa yurdumuza gelip gitmeleri, kara gözlerimize pek âşık olduklarından mı ileri geliyor? Yoksa, ağına düşürdüğü avını iyice sarıp sarmalayan bir örümcek gibi bizi büsbütün mü sarıyor? Siyaset adamlarımız birbirlerini Allah'ın günü kötüleyedursun, din ve millet düşmanları harıl harıl çalışıyorlar.

Her ne yap, yap becerip izzet-i nefsinle geçin;

Kimseden bekleme yardım, iki el bir baş için...

prensibini bir türlü benimseyemiyor, kendi gücümüze güvenemiyor ve yabancılara el açmaktan hayâ etmiyoruz. Neden?

Çünkü, iymanımız zayıf, teslimiyyet ve tevekkülümüz yok, birbirimize güvenimiz yok, birbirimizi sevmiyoruz, sevemiyoruz ve bu yüzden de aramızda anlaşamıyoruz, her birimiz bir taraf tutmuşuz ve elbette ki hapı yutmuşuz... Uyanalım efendiler,

beyler, kardeşler, bu gafletten sıyrılalım, kendimize gelelim, bir milletin evlâtlarıyız birbirimizi sevelim, anlaşalım ve yeniden tanışalım:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.

Ruhlarına Fâtiha-i şerifeler ithaf ederek vesile-i rahmet olmak üzere merhum dedemden ve babamdan… — 1. bölüm — Menâkıbnâme — tarikat.org