Ara
Menü
6 dakikalık okuma

İşitmedin mi? Şeyh Hallâc-ı Mansur, hükm-ü takdir üzere zindanda hapsolunmuştu. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 509

İşitmedin mi? Şeyh Hallâc-ı Mansur, hükm-ü takdir üzere zindanda hapsolunmuştu. Şeyh Şibli, onun yanına vardı ve sordu:

— Muhabbetullah nedir yâ Mansur!.. Ki, sen onun yolunda canını feda eder, pervane gibi kendini Muhabbetullah ateşine atarsın?

Hallâc-1 Mansur cevap verdi:

— Ey Şibli!.. Bunu, bugün benden sorma... Yarın, beni imtihan meydanına götürüp asacaklar, işte bu soruna beni astıkları zaman cevap alırsın, dedi.

Ertesi sabah, Mansur'u asmak için darağacının yanına götürdüler. Şeyh Şibli de orada hazır bulunuyor ve bir gün önce sorduğu sorunun cevabını bekliyordu. Mansur, darağacının altından Şibli ye seslendi:

— Ey aziz!.. Muhabbetullah'ın evveli, kalbini dünya muhabbetinden kesmektir. Nihayeti ise, muhabbet ateşiyle yanarak aşk sarayına varmak ve yârin cemâlini görmektir, dedi ve başını yağlı ilmiğe uzattı.

Vasıl olmaz kimse Hakka, cümleden dûr olmadan;

Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pür-nur olmadan, Sür çıkar ağyârı dilden, tâ tecelli ede Hak;

Padişah konmaz saraya hane mâ'mur olmadan...

MUTU KABLE EN TEMUTU sırrını fehmeyleyen, Haşrı neşri gördü bunda nefla-i sûr olmadan...

Mest olanların kelâmı, kendinden gelmez veli;

Pes EN'EL-HAK nice söyler, kişi Mansur olmadan...

(IKRE' VE RABBÜK-EL-EKREM): Ey mâ'den-i Risalet ve Tamam-ı hidayet! Sana indirdiğimiz Kur'an-ı azim-ül-bürhanı oku... Kerim olan Rabbinin kerem-ü inayette ve lûtf-u hidayette keremi, her kerimden ziyadedir. Zira, garazsız in'am ve korkusuz hükmeder. İntikam almağa kadir iken affeder. Dilerse atâ ve ihsanını ziyade kılar. Zât-ı ülühiyyetinden gayrısına el açılmasına razı olmaz. Ikram ve in'amının karşılığında, kulundan medh-ü senâ beklemez, kerim-i mutlâk ancak odur.

(ELLLEZİ ALLEME BİL-KALEM): İşte, o Allahu azim-üşşân, o Kadir-i Kayyûm, kalemle yazmayı ve meramını ifade etmeyi öğretti ve bu suretle bilinen ve söylenen ilmin bekasını yazmakla temin ve muhafaza ettirdi.

Bilindiği gibi, dünya ve âhiretin kıvamı iki kudsi şeyledir.

Birisi KALEM ve diğeri de KILIÇ'tır. Eğer, kalem olmasaydı ve yazı bilinmeseydi bunca medeniyet meydana gelebilir miydi?

Bunca ilim muhafaza edilir ve korunabilir miydi? Dünya ve âhirete vakıf olunabilir miydi?

Kalem ve kitabet, Allahu talâ'nın ilk yarattığı kudsi şeylerdir. Arş-ı ilâhi üzerine vahdeti ilân eden Kelime-i tevhidi kalem yazmıştır. LÂ İLÂHE İLLÂLLAH kelime-i münciyyesinin yanına MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH kelime-i tayyibesini arş üzerine yine kalem yazmıştır. Rahman, Rahiym, ismullah kalemle, Ümmül-kitap, Beyt-ül-mâ'mur ve cennât-ı âliyyatın duvarlarındaki hatlar, kalemle yazılmış ve süslenmiştir. Yüz sühuf, Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an-1 azim hepsi kalemle, yazı ile yazılmıştır. Fıkıh ilmine, kelâm ilmine, tasavvut ilmine dair bütün eserler, müsbet ilimlerle ilgili bütün kitaplar hepsi hepsi kalemle yazılmış ve ancak böylece muhafaza edilebilmiştir.

(Ilmi, yazı ile tesbit ve neşrediniz!) emr-i celil-i peygamberisindeki hikmet budur. Imam-ı Şâfi'i hazretlerine atfolunan şu kıt'a ne kadar güzel ve vecizdir:

Küllü ilmin leyse fil-kırtasi dâ'a, Küllü sırrın câvez-el-isneyni şâ'a...

Yazı ile kâğıda geçirilmeyen ilim zâyi olmuştur. İki kişiden fazlasına açıklanan sır da şâyi olmuştur, mânasına gelen bu kıt'a gerçeğin açık bir ifadesidir.

Kitap, insanlara en iyi dost ve arkadaştır. Insana karşı ve insanla konuşur. Insana sadıktır, iki yüzlülük etmez, ona ezâ ve cefa edilse bile karşı gelmez ve kişiye daima sırdaş olur, okuyanın sırrını da saklar, başkalarına açıklamaz.

Ancak, kitaplar da arkadaşlar gibi iki kısımdır. Zira, kalem kötü kişinin elinde zehirden daha şiddetli bir zehirdir. Yılanın diliyle akıtamayacağı zehiri, zâlimler kalemle kâğıda ve kitaba akıtırlar ki, bu gibi zehirli yazıları okuyanların mâ'nen helâk oldukları, ruhlarının öldüğü çok görülmüştür. Kalemin, kâğıda akıttığı zehir ruhu harap eder. Diğer zehirler vücudu ifnâ ederler ama, ruhu öldüremezler. Cesedi ifnâ olan dünyadan ayrılsa bile, âhireti bâkidir. Oysa, ruhu ölen kişinin cehenneme sevkolunacağı ve ilâhi azabı tadacağı tabii ve âşikârdır.

Iyi bir kişinin elindeki kalemle yazılan kitaplar da, en iyi arkadaşlardan, en salih yoldaşlardan daha hayırlı ve yararlıdır.

Bu gibi kitaplar, insanı hayvanlık derekesinden kurtarır, ilim sıfatı ile sıfatlandırır, insanı gerçekten insanlaştırır, yeryüzündeki mertebelerin en yücesi olan ilim rütbesine ulaştırır ve VA- RIS-I ENBIYA olanlar arasına karıştırır. Cenab-ı Hak ve Feyyâz-ı mutlâk, sizleri ve bizleri bu kutlu ve mutlu zümreye ilhak buyursun. (Amin)

Kalem âh eder, ağlar mürekkeb;

Beni nâdan eline verme yâ Rab!..

Dünyanın kıvamından birisi de KILIÇ'tır demiştik. Kılıçla, yani silâhla kalem aynı kuvvette ise, o milletin dünya ve âhiretleri cennet olur. Bazan, insanların kılıçları dillerindedir. Kılıç gibi olan bu dilin sahibinin elindeki kalem, yazdıkları ile düşmanlarını mahv-ü ifnâ eder. Bazan da, silâh kaleme zorla yazdırır. Eğer, kılıç olmasaydı, zâlimler zelil olmazlar ve mazlümlar zulümden kurtulamazlardı. Hattâ, bu âlemde yaşamağa imkân bulunamazdı. Bazı ahvalde de, kılıç zâlimlerin ellerine geçmiş olabilir ama, zâlimler aslâ pâyidar olamazlar.

Eğer, adalet kılıcı olmasaydı rakabeler zelil ve vücutlar alil olmazdı, adalet yerini bulmazdı. Demek oluyor ki, adalet kalem ve kılıçla bâkidir. Kalem olmasaydı, bu âlemin yaşamasına ve hele salâh bulmasına imkân ve ihtimal yoktu.

Ashab-1 siyer, Hz. Adem aleyhisselâmın âlem-i cemâle intikalinden üç yüz yıl önce, kitabet-i arabiyyeye başlangıç olmak üzere kitabet-i süryaniyyeyi vaz'ettiğini ve bunları muhafaza edebilmek için çamur üstüne yazdıklarını ve o çamuru pişirdiklerini bildirmektedirler. Sonradan Idris peygamber aleyhisselâm, Hz. Adem'den kalan pişmiş çamurlardaki nakış ve yazıları ve bunların ihtiva ettiği mâ'na ve ifadeleri çözüp hallederek insanlara bildirmiştir. Remil hattını ilk defa yazan İdris

aleyhisselâmdır. Farisi lisanını ilk defa yazan, Sasani devletinin üçüncü şahı Tamürse'dir. Kâğıdı ilk defa icat eden Yusuf aleyhisselâmdır. Mısır' 'a emir olduğu zaman, muhterem babası Yakub aleyhisselâmı davet etmiş ve hazinelerini gezdirirken, kâğıt depolarını da gören müşârünileyh oğluna:

— Gözümün nuru, elinde bu kadar kâğıt varken, neden bana iki satır mektup yazarak halinden haberdar etmek suretiyle beni memnun ve mesrur etmedin? diye sitemde bulunmuştur. Bilindiği gibi, Yakub aleyhisselâma diğer oğulları Yusuf aleyhisselâmın kana bulanmış gömleğini getirip göstermişler ve onu hüzün ve kedere garketmişlerdi. Yusuf aleyhisselâm da babasına mektup yerine gömleğini göndermiş ve onu sevinç ve sürura kavuşturmuştu. Otuz yıl gibi uzun bir süre, babasına hayatta olduğunu bildirmeyerek onun evlât acısıyla kıvranmasına sebep olmasını yadırgayanlar bulunabilir. Oysa, bunda derin sırlar ve hikmetler vardır ki, bunları bu risâlede ve bu konu içinde açıklamak mümkün değildir. Ancak, şu kadarını söyleyebiliriz ki, Enbiyâyı izâm mutlâka vahy-i ilâhi ile hareket ederler. Bu konudaki ilâhi sırları merak edenler, Ahmed Gazali hazretlerinin Yusuf sûre-i celilesi tefsirini okumalarını âcizane tavsiye ederiz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.