Ümmet-i Muhammed'den olan günahkâr cemaat tekrar söz alırlar ve:
— Yâ Mâlik!.. Bize sitem etme, bırak bizi kendi halimize ki doya doya, kana kana ağlayalım ve dövünelim, derler ve gerçekten ağlamağa başlarlar. Gözyaşları seller gibi çağlar. Daha önceleri adını işittikleri cehennemi gözleriyle görmüşlerdir.
Onlar da, sıralarına göre cehenneme girip yanacaklardır ve bunun için bekletilmektedirler.
Bu sırada, hitab-1 izzet gelir:
— Yâ Mâlik!.. Günahkârları ateşe sevkeyle...
Mâlik, bu emr-i celili kendilerine tebliğ eder:
— Haydi, emri sizler de duydunuz, giriniz cehenneme!..
Bu cemaat, ateşe girmek üzere adımlarını atarlarken (Bismillâh) derler ve ateş ismullah'ı işitince kırk yıllık yol gibi bunlardan uzaklaşır. Mâlik, ateşe emrederek bunları sarmasını söyler ve ateş üzerlerine saldırınca bu cemaat yine Allahu tealâ'nın ismini zikrederek (Bismillâh) derler ve ateş yine kendilerinden kaçar ve uzaklaşır. Mâlik, öfkelenir:
— Ey ateş bu günahkârları tut ve onlara azabeyle!.. der.
Cehennem kendisine karşılık verir:
— Mevlânın ismini zikreden, gönüllerinde Hakka iyman
- 359 _ ve muhabbet olan bir cemaate nasıl azap edebilir ve onları nasıl yakabilirim?
Işte, o zaman hitab-ı izzet şeref-sadir olur:
— Yâ Mâlik!.. Bu cemaati, cehennem yolundan cennet yoluna, azap diyarından selâmet ülkesine döndür. Onları cennetime gönder, zira biz azim-üş-şân onları azap etmek için değil, azabımızın dehşet ve şiddetini kendilerine göstermek için oraya gönderdim. Onlar, ateşe girmeğe hazırlanırlarken bile ismimi zikrettiler ve böylelikle iyman ve muhabbetlerini açığa vurdular. Dilleriyle ismimi zikreden ve kalpleriyle beni sevenleri yakmak şânıma yakışmaz, buyurulur ve o cemaat cehennemden, cennet yoluna gönderilir.
Evet kardeşim, Zikrullah kula en yüce, en büyük bir nimet-i ilâhiyyedir. Ne mutlu ve ne kutlu o kişiye ki, kendisine Hakkı zikretmek ni'meti bahş ve ihsan buyurulmuştur.
Tanınmış islâm bilginlerinden bazılarının RAHMAN ve RAHİYM esmâ'larına verdikleri mâ'naları ve açıkladıkları bazı sırları teberrüken kaydederek hem bu risâlemizi süslemiş ve hem de aziz din kardeşlerimize faydalı bir hizmet görmüş oluruz kanaatindeyim:
Dahhâk rahimehullah'a göre, Allah'ın rahman ve rahim esmaları yer ehline RAHMAN'dır ve gök ehline de RAHIYM'- dir. Tefsiri ile beyan olunmuştur.
Mücâhid rahimehullah'a göre, RAHMAN esmâ'sı dünyaya ait olup, dünyada RAHMAN'dır. RAHİYM esmâ'sı da âhirete ait olup âhirette de RAHİM'dir.
Cafer-is-Sadık rahimehullah'a göre, mü'min veya kâfir ne olursa olsun dünya hayatında rızıklarını verir, yaşatır ve onun için de RAHMAN'dır. RAHİYM esmâ'sı ise, dünyada ayırdetmeksizin bütün kullarına in'am ve ihsanda bulunduğu halde âhirette yalnız mü'minlere merhamet edici ve ni'met vericidir.
(Ahiret hayatında kâfirlere merhamet buyurmaz ve onları aslâ affetmez.) Mü'minler ise, mağfiret-i ilâhiyye'ye mazhar olur, cennete girer ve büyük bir ecre nail olur.
Ibn-i Mâlik rahimehullah'a göre, RAHMAN esmâ'sıyla kullara dilerse ihsan buyurur. RAHİYM esmâ'sıyla ise kullar kendisinden bir şey dilemezlerse (Kullarım neden istemiyorlar?)
diye gazaplanır.
İkrime rahimehullah'a göre, RAHMAN esmâ'sı Allahu tealâ'nın dünya hayatında bütün kullarına karşı merhametli olduğuna RAHIYM esmâ'sıyla ise âhirette dünya âleminde kullarına ihsan buyurduğu merhametinin yüz misli fazlasıyla tecelli edeceğine delildir. Zira, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin dünya hayatında bütün yarattıklarına bahş ve ihsan buyurduğu ni'met ve merhameti, âhirette yalnız mü'min kullarına ibzâl buyuracağı ni'met ve merhametinin yüzde birisidir.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde:
(Hak tealâ hazretlerinin rahmeti yüz derecedir. Birisini bu âlemde bütün yarattıklarına taksim etmiştir. Insanlar, cinler ve hayvanlar bu yüzde bir rahmetten hisselerine düşen rahmet-i sübhaniyye ile birbirlerine şefkat ve merhamet ederler.
Doksan dokuzunu da âhiret âlemine tehir buyurmuştur ki, o rahmetiyle mü'min kullarına rahm-ü şefkat eyleyecektir.) buyurmuşlardır Büyük ve tanınmış müfessirler buyururlar ki:
Ve le-sevfe yû'tiyke Rabbüke fe-terda...
Ed-Duhâ: 6 (Rabbin, seni razı kılıncaya kadar sanâ verecektir.)
âyet-i celilesi nâzil olunca, Sahib-il makam-il-Mahmud aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Vedûd efendimiz niyaz eyledi:
— Yâ Rab!.. Beni razı kılıncaya kadar bana vereceğini vâ'd buyurdun. Ben, ümmetimden bir ferdin bile cehenneme girmesine razı değilim. İlâhi!.. Ümmetimden hiç kimseyi cehenneminde yakma... Hesap günü ümmetimin hesabını ben göreyim ki, onların kötü amellerini ve çirkin işlerini benden başka kimse bilmesin ve öğrenmesin...
Cenab-1 vâhib-ül-atâyâ, Habib-i edibine vahyederek buyurdu:
— Ey Habibim!.. Senin ümmetin, benim kullarımdır. Onlara olan merhametim, senin merhametinden elbette çok fazladır. Ümmetinin hesabını, zât-ı ecelli â'lâmdan gayrı kimseye vermem. Onların hesaplarını bizzat ben görür, ayıplarını ve çirkin amellerine ben şahid olurum. Dünya hayatında iken de onların bütün işlerini görmedim mi, işledikleri her fiil ve amele şahid olmadım mı? Suçlarını ve ayıplarını örtmedim mi? Üzülme, kıyamet günü de onların ayıplarını aynı şekilde örterim ve mahşer ehlinden kimsenin öğrenmesine fırsat ve imkân vermem. Ümmetinin suçlarını ve günahlarını zât-ı ülûhiyyetimden gayrı hiç kimse bilmez ve öğrenemez.
Sevgili kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım!
Kul, günahsız olmaz. Fakat, kul günahlı da olmaz Onun için, elden geldiği ve gücümüzün yettiği kadar isyandan, nisyandan, günahtan kaçınalım, bir günah zuhura gelirse tövbe ederek Hakka rücû edelim, Rabbimizi unutmayalım ve birgün ona döneceğimizi aklımızdan çıkarmayalım.
Derd-i aşkın çaresin bilmez etıbbây-ı zaman, Çaresâz ol feyz-i ihsanınla yâ Rab el'aman, Daima meftuh iken dergâh-ı izzü zül-celâl, Eylemem bâb-ı rizadan gayra hergiz arz-u-hal...