Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bir zamanlar, halk arasında ilim mi efdaldir, mal mı efdaldir konusu bazı tartışma… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 337

Bir zamanlar, halk arasında ilim mi efdaldir, mal mı efdaldir konusu bazı tartışma ve atışmalara yol açmıştı. Bazıları:

— Ilim, maldan üstündür! tezini savunurlarken, bir kısmı da:

— Hayır!. Mal, ilimden üstündür, diyorlardı.

Her iki taraf da kendi görüşünü isbat edebilmek için deliller deriye sürüyor ve örnekler gösteriyordu. Nihayet, işin içinden çıkamayacaklarını anlayarak İbn-i Abbas radıyallahu anh hazretlerine müracaat ettiler. Her iki tarafı da dinledikten sonra, İbn-i Abbas radıyallahu anh şöyle buyurdu:

— ilmin mal üzerine yedi şerefi vardır:

1) İlim, peygamberler mirasıdır. Netekim, fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz: (Biz, peygamberler bölüğünün altun ve gümüşten mirasımız olmaz. Peygamberlerin mirası, ancak ilim ve hikmettir. İlim, bizden sonrakilere bıraktığımız en büyük sadakadır.) buyurmuşlardır. Oysa, başta Fira'un olmak üzere diğer bütün hükümdarlar ve şakilerle âsiler ölünce geride kalanlara mal ve para bırakırlar.

Envâr-ül-Kulüb, Cilt 3 — F: 22

-338.- 2) İlim, sahibini saklar ve korur. Malı ise, mal sahibi saklar ve korur.

3) Allahu tealâ, malı razı olduğu kula bahş ve ihsanı buyurduğu gibi, rizasına mazhar olamayan kuluna da verir. Fakat, ilmi razı olmadığı kuluna aslâ vermez. Ilim şerefini, ancak ve yalnız razı olduğu ve lâyık gördüğü kuluna bahş ve ihsan buyurur. Onun için, ilim rütbelerin en yücesidir.

4) Ilim, mal gibi sarfetmekle tükenmez, harcamakla eksilmez. Üstelik belki de artar. Hattâ yerine sarfedilirse muhakkak artar ve fazlalaşır. Oysa, mal harcetmekle tükenir ve sarfetmekle eksilir.

5) Ilim sahibi hakikatte ölmez, diridir. Amel defteri hiç kapanmaz. Oğrettiği ilim, dünyada okunduğu ve öğretilmeğe devam edildiği sürece onun amel defterine de sevap yazılır.

Ilim, kıyamet gününe kadar sahibi ile beraber bulunur, kendisi ile ilmi de ebedidir. Fakat, mal sahibi ölür ölmez, nesi var nesi yoksa başkalarına kalır ve amel defterleri de ruhunu teslim edince hemen kapanır.

6) Ilim sahibine kabrinde ilminden ötürü azap olunmaz.

Fakat, mal sahibine malik olduğu malından ötürü azap olunabilir.

7) Mal sahipleri, mahşerde malik olduğu herşeyden sorulur ve hesap istenir. Malı nereden ve nasıl kazandığı, nerelere harcadığı, inceden inceye araştırılır ve soruşturulur. Ilim sahiplerine ise, öğrendikleri ve öğrettikleri her ilmi mes'eleden dolayı bir cennet derecesi bahş ve ihsan buyurulur, öğrendiği ve öğrettiği ilmin her harfine, eğer bunları abdestsiz öğretmişse, bir sevap, abdestli öğretmişse yüz sevap bahşolunur.

Eğer, namazda ise bu dereceler daha da artar ve her harfine bin sevap verilir. Bütün ecir ve sevap, ilim sahiplerine mahsus ve münhasırdır.

Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân efendimiz:

(Erkek ve kadın her müslümana, ilim talim etmek farzdır.)

buyurmuşlardır.

Alimler, bildiklerini öğretmekle mükelleftirler. Öğretmeyen âlimler, Allahu tealâ katında sorumlu olurlar. Kıyamet günü, bildiği ilmi öğretmeyen âlimi Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri şiddetle azarlar. Onun için, âlim olana susmak lâyık değildir. Bildiğini mutlâka söylemeli ve bilmeyenlere öğretmelidir. Ne var ki, bilmeyenler de âlimlerden ve bilenlerden dinini öğrenmediği ve kulluk görevlerini yerine getirebilmek için ilim tahsil etmediği için itaba ve hattâ azaba mâ'ruz kalabilir.

Allahu azim-üş-şân, bilmediklerimizi sorup öğrenmemizi emir ve ferman buyurmuşlardır:

Fes'elü ehl-ez-zikri in küntüm lâ tâ'lemûn...

El-Enbiyâ: 7 (Eğer bilmezseniz, kitap ehlinin âlimlerine sorun, söylesinler...)

Sormaktan ve öğrenmekten utanmamalı ve hele (Bak bak, bu yaşa gelmiş daha bunu bile bilmiyor.) gibi cahilâne sitemlerden aslâ korkmamalı ve çekinmemeli, bilmediklerimizi bilenlerden sorup öğrenmeliyiz. İki cihan serveri: (İlim, Allahu talâ'nın hazineleridir. Onun anahtarı da sual'dir.) buyurmuşlardır. Anahtar olmayınca bir hazine açılamayacağı gibi, sormayınca da ilim hazineleri açılamaz ve içindeki baha biçilmez mücevherler ele geçirilemez. Mutlâka öğrenmeli, bilmeli ve bilerek amel etmelidir. Kötülük yapmak için değil, fakat kötülüğe düşmemek ve kötülerin şerlerinden emin olmak için kötülüğün ne kötü bir şey olduğunu öğrenmek lâzımdır. Cehalet ve bilgisizlik yüzünden bir çok kötülüklere istemeyerek düşen kardeşlerimiz çok görülmektedir.

Gözden uzak tutulmaması gereken bir gerçek de şudur:

Ileri gitmiş, tarımda, sanayide, ticarette ve san'atta terakki etmiş bütün milletler, ilim sayesinde yücelmişlerdir. Bütün medeniyyetler ilim sayesinde meydana gelmiştir. Insan hayatı sınırlıdır, ilmin ise sınırları yoktur. Ilim, gençleri besler ve yaşlıları olgunlaştırır. Ilim, kuvvetten daha etkilidir. Sözü uzatmağa ne hacet? Allahu tealâ, âlimdir ve âlimleri sever. Bütün peygamberler de âlimdirler ve ilimlerini Allahu azim-üş-şândan almışlardır. Dünya hayatında ilimsiz başarıya ulaşabilmenin imkân ve ihtimalı yoktur. Dünya da, âhiret de ilimle elde olunur. Riza'ya ilimle, rıdvan'a ilimle, cennete ilimle, cemal'e ilimle erişilebilir.

Ilmiyle âmil olan aziz olur. Şanı, şerefi, izzet ve rif'ati ar-: tar. Ancak, ilim öğrenmek ve öğretmek Allah rızası için olmahıdır. Ilme talip olan niyyetini rizayı ilâhiyyi tahsile tahsis etmeli, içini ve dışını temizlemeli, bâtınını tekvâ ile ve zâhirini şeriat-i garra-i Muhameddiye ile tezyin ve tenvir eylemeli, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerine tam bir teveccühle ve mutlâk bir teslimiyyetle yönelmeli ve ecrini Allahu tealâ'dan dileyerek ve bekleyerek ilim öğrenmeli ve başkalarına da öğretmelidir. İlim öğrenmeye ve öğretmeye talip olan, dünya menfaatine, şöhrete, itibara değil, ancak ve yalnız Hak rizasına göz dikmelidir.

Habib-i edib-i Kibriyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehâyâ efendimiz:

(Ümmetim iki kısımdır. Birisi, şu kutlu ve mutlu kişilerdir ki, Hak rizası için ilim öğrenir ve öğretirler. Allah Teâlânın rizasını dilerler, öğrettiklerini ancak âhiret için öğretirler ve âhiretlerini dünyalarına tercih ederler. Ilimlerini, ücret karşılığı satmaz, azıcık dünya menfaatine değişmezler. Dünya mahı, gelip geçici ve elden çıkıcı olduğu gibi, gayet az bir şeydir.

Âhiret ise hem ebedidir, hem de ni'met ve devleti bâki ve ebedidir. Onun için, eğreti bir mal için ebedi ve büyük bir ni'meti feda etmek akıl kârı değildir. Mü'minler için, âhiret elbette ve elbette dünyadan kat kat hayırlı ve yararlıdır. İlmini, Hak rizasıyçün irşâd ve tenvir yolunda kullanan kutlu ve mutlu kişiler için denizlerdeki balıklar, havalardaki kuşlar, yerlerde

ve göklerde bulunan melekler ve bütün yaratılmışlar Allahu tealâ'dan istiğfar ederler.

İkinci kısım ise, öğrendiği ilmi dünya hayatı için kullanır, dünyaya talip olur ve buna kanaat ederek öğrettiklerinden dolayı ücret alırlar. Para almadan kimseye bir şey öğretmezler, Hak rizasını gözetmezler, paradan gayrı bir şey düşünmezler.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.

Bir zamanlar, halk arasında ilim mi efdaldir, mal mı efdaldir konusu bazı tartışma… — 1. bölüm — Menâkıbnâme — tarikat.org