den farksız berzah âlemine düşeceksiniz. Acaba, içinizde o korkulu günleri düşünen ve bu düşünce ile bizleri de batırlayan, bizleri şâdetmek için hayır ve hasenâtta bulunan, Kur'an-ı aziyın okuyan ve sevabını bize bağışlayan var mı? Siz bugün bize şefkat ve merhamet ediniz ki, yarın sizlere de şefkat ve ve merhamet edilsin. Allahu talâ'nın affına ve rahmetine mazhar olasınız. Sizi biz büyütmedik mi? Sizin için bir çok fedakârlıklarda bulunmadık mı? Gecelerce sizin için uykusuz kalmadık mı? Yemeyip yedirmedik mi? Giymeyip giydirmedik mi? Sizin de bizim için küçücük bir fedakârlığınız olmasın mı?
Neden cimrilik ediyor ve bizi hatırlamıyorsunuz? Nasıl olsa, bizim halimize düşeceksiniz, bu hale düşmeden hazırlanınız, tedarik görünüz, çetin bir yolculuga çıkacaksınız, yanınızda azık bulundurunuz, ilâç bulundurunuz. Buranın ilâcı, tevhid ile Kur'an-ı Mecid'dir. Buranın nuru muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlullah'tır. Burada, size yoldaşlık edecek olan salih amelleriniz, hayırlı ve yararlı işlerinizdir. Namazdır, oruçtur, zekâttır, hayır ve hasenâttır. Dikkat ediniz, bizler gibi elleriniz ve ayaklarınız bağlanmadan, ellerinizi Hak rizasına ve ayaklarınızı hayır yollarına kullanınız. Çeneleriniz tutulup kilitlenmeden ALLAH deyiniz, LÂ İLÂHE ILÂLLAH deyiniz, tevhid ediniz, zikrediniz. Elinizdeki mallarınız ve paralarınız başkalarının ellerine geçmeden gönül rizasıyla ve Allah için infak ediniz. Hak rizasını kazanınız. Ey Allah'ın kulları elinizde bulunan mallara ve paralara evvelce bizler sahip idik, tamamı bizim elimizde idi ama, kıyıp Allah yoluna harcayamazdık. Onların hepsini sizlere bırakıp, elde avuçta hiçbir şey olmadığı halde, buraya geldik. Şimdi o mal ve paralar eğreti olarak size geçmiştir. Hesabını biz veriyor ve azabını da biz göriiyoruz. Siz yararını gördünüz, bizler ise zararını çekiyoruz. Bizim halimizden ibret alınız, o mal ve paraları sizler de tıpkı bizim gibi başkalarına bırakacak ve bizim durumumuza düşeceksiniz. Eğreti olan o dünya malını Hak rizasına uygun yerlere harcamazsanız, bizim âkibetimize düşmeniz muhakkak ve mukadderdir. Son pişmanlık fayda etmez, hasret ve nedamete düşer ve perişan olursunuz, aklınızı başlarınıza devşiriniz, bizlerden ibret alınız ve bizim uğradığımız hüsran ve zarara sizler de uğramayınız.
Evet kardeşim, ruhlar böyle söylerler ve kendilerine hayır dua edenlere hayır dua ederler, kendilerini hayırla anmayanları ve büsbütün unutanları nefretle yâd ve bed-dua ederler.
Fâni dünya hayatında iken, Allah yolunda bulunmayan gafil mü'minlerin âhiret âlemindeki mahrumiyyet ve nedametlerini bir nebzecik anlatmağa çalıştım. Yakın bir gelecekte bizler de o ebedi âleme göçeceğiz. Sekiz kat hisarla çevrilmiş kalelere sığınsak, demir zırhlarla takviye edilmiş burçlara girsek, ölüm bizleri de bulacak ve hepimizi bu âlem-i şehadetten âlem-i gayba iletecektir. Eğer, ölmek değilde olmak istiyorsak, Allahu tealâ'yı ve Resûl-ü müctebâ'yı sevmeğe, onları kırmaktan, incitmekten emirlerine karşı gelmekten sakınınaga mecburuz. Hakkın emirlerine uyar ve nehiylerinden kaçınırsak, ömr-ü azizimizi boşuna harcamazsak, her nefeste Rabbimizi unutmazsak, ebediyyet âleminde saadet ve selâmete ereriz. Şu halde, daima Hakkı zikredelim ve unutmayalım ki, insan sevdiğini çok zikreder ve hiç unutmaz. Zerre kadar dahi olsa hayra koşalım ve zerre kadar bile olsa şerden kaçalım.
Günahlarımıza ve isyanlarımıza tövbe edelim, istiğfarda bulunalım. Olümün, nerede, ne zaman ve nasıl gelivereceği kestirilemez. Ansızın karşımıza çıkabilir ve dünya misafirleri gibi davet de beklemez. Genç, ihtiyar demez, yaşa başa bakmaz, sırası geleni aldığı emir üzerine fenâ âleminden beka âlemine bir ânda ulaştırır. Gafil olmayalım, boş bulunmayalım, ölüme hazır olalım. Gafillerin elleri ve gönülleri boş, âşıkların ise elleri dolu ve gönülleri hoş olarak ölüme giderler. Tekrar ediyorum: Gafiller ölür, ârifler olur...