Bu dünyanın cefası çok, kimi aç gezer kimi tok, Şol mizanda sevabı çok, gelenlerden eyle bizi...
Bakma dünyanın varına, düşüp daim Hak yoluna, Berâtını sağ eline, alanlardan eyle bizi...
Mü'minlere rahmet ola, münafıklar mahrum kala, YUNUS ider doğru yola, gidenlerden eyle bizi...
— Yâ Behlûl!. Beni şâdeyledin, lûtfen sol yanına bakıp neden ağladığını da anlat ki, merakım zâ'il olsun?
— Yâ Malik! Sol yanıma bakınca da, Azizün zül-intikam olan Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerinin korkunç ihtarını hatırlıyorum ve onun şiddet ve dehşetinden gayr-ı ihtiyari ağlıyorum:
355→6 Ve ashab-üş-şimâli mâ ashab-üş-şimâli... Fi semûmin ve hamiymin ve zıllin min yahmûmin lâ bâridin ve lâ keriym..
El-Vâkî'a: 41-44 (Ashab-ı şimal ise ne ashab-ı şimal... Onlar, ateşin derinin içine kadar nüfuz eden sıcaklığı ve kaynar bir su içinde ve kara bir duman gölgesindedirler, ki bu gölge ne serin, ne de faydalı değildir.)
Ashab-ı şimalin, o sol taraf ehlinin hallerini düşünebiliyor musun? Onlar, nereden gelip nereye gittiklerini düşünemeyen
kâfirlerdir ki, Allahu talâ'nın bahş ve ihsan buyurduğu rızıkları bol bol yedikleri halde Allahu zül-celâl vel-cemal hazretlerine düşmanlık edenler, onun varlığını birligini inkâr eyleyenler, ona ortak koşanlar, öldükten sonra tekrar dirilmeye inanmayanlar, kıyamet ve âhireti, haşıı ve neşri, hesap ve mizanı, cennet ve cehennemi yalanlayanlar, Resûl-ü zişânın risâlet ve nübüvvetini kabul etmeyip reddedenler. Habibi edib-i Kibriyâ'ya ve onun sadık ümmetine ezâ ve cefa edenler, azabın en şiddetlisini tadacaklar, perçemlerinden tutularak yüzüstü ateşin közüne atılacaklar, susadıkça kendilerine kaynar sıcak sulardan içirilecek, siyah dumanlar içinde bunalıp boğulacaklar ve fakat ölmeyecekler ve ebediyyen bu azap ve ıztırabı çekeceklerdir. İşte, onların hallerini düşündükçe ağlıyorum. Bu âyet-i kerimeyi okuyan, dinleyen ve hatırlayanlara da lâyık olan da elbet ağlamaktır. Allahu tealâ, dilediğini affeder, diledigine azabeder, istedigini dalâlete ve istedigini hidayete iletir.
Allah celle celâlühu, Habib-i edibi hürmetine bizleri ashab-ı yeminden eyleye... Ashab-ı yemin, ehl-i iyman demektir.
El-Vâkîa sûre-i celilesinin 11. inci âyet-i kerimesinde kadr-i valâları beyan buyurulan kutlu ve mutlu kişilerdir ki: (Ulâ'ikel-mukarrebûn fi cennât-in-na'lym - İşte bunlar na'rym cennetlerinde en yüce ve yüksek derecelere yaklaştırılmış olanlardır.)
Ashab-1 yemin, yeminine sadık, ahdine vefakâr, kulluk makamı ve görevlerine her bakımdan riayetkâr mü'minlerdir ve bu itibarla da MUKARREBÜN sınıfına idhal olunmuşlardır. Bu kutlu ve ınutlu kişilerin kitapları, yani amel defterleri kıyamet gününde sağ taraflarından verileceğinden ehl-i iymana sağ ashabı denilmiştir.
Ashab-ı şimal ise, küfür ve isyan ehli demektir. Bunların da amel defterleri sol taraflarından veya arkalarından verileceğinden kendilerinden Kur'an-ı aziymde ashab-ı şimal olarak bahsedilmektedir.
Aziz mü'minler:
Mü'minlerin nail ve mazhar olacakları ebedi ni'metleri nasıl ki tarif ve tavsif edebilmek mümkün ve mutasavver değilse, kâfirlerin görecekleri azap ve ıztırabı da dille anlatmak veya kalemle yazmak kabil değildir. Böyle bir azaptan Allahu tealâ'ya sığınırız. Bu fâni âlem, ölümle son bulur ve biter. Fakat, âhiret âleminde ölüm olmadığı için son da yoktur. Mü'minler, hergün biraz daha artan meserret ve sefada, kâfirler ise hergün biraz daha artan mihnet ve cefada olacaklardır. Rabbim, bizleri Iblis gibi rahmet kapısından kovmasın, iymanda daim ve salih amellerde kaim kullarından eylesin...
Hayder-i Kerrâr, Esedullah-il galip Aliyyibni Ebi-Tâlib kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimizin nakledeceğim kıssası, umarım ki sana ve bana kâfi gelecektir: