Mâlik bin Dinar rahimehullah diyor ki:
Behlûl-u Dânâ, birgün kabristanda oturmuş ve ellerini semaya açarak âlemlerin Rabbine yalvarıyor, sonra bir süre yere bakıp duruyor, sağına bakıp gülüyor, soluna bakıp ağlıyordu.
Yanına sokularak kendisine selâm verdim ve kendisiyle konuşınağa başladık:
— Yâ Behlûl!.. Bakıyorum, kabirler arasında oturmuşsun.
Canlılardan kaçıp kabristanda oturmanın hikmeti nedir?
— Yâ Mâlik!.. Kabristanda oturmayı, canliların arasında oturmaya tercih etmemin sebebi şudur. Burada yatanlar bana hiç eziyyet etmiyorlar. Yanlarından ayrılınca hemen arkamdan beni çekiştirmeğe kalkışmıyorlar.
— Pekâlâ, ellerini semaya açarak dergâh-ı bârigâh-1 aha diyyete yalvarıyorsun, acaba Rabbine ettiğin niyaz nedir? Son ra, ibretle gözlerini yere dikmenin, sağ tarafına bakıp gülme nin ve sol tarafina bakıp ağlamanın sebebi nedir?
— Semaya bakınca, Rabbimin şu vâ'dini hatırlıyorum:
19..
Ve fis-semâ'i nziukûm ve mâ ta'adun..
Ez-Zariyât: 22
(Rızkınıza sebebolan yağmur ve va'dolunduğunuz sevap semâdadır.)
Bu âyet-i kerimeyi hatırlayan veya duyan kimseye de Allahu tealâ'ya yalvarıp yakarmak yakışır. Zira, rızk semadan tayin olunur. Asiler üzerine birgün semâdan azap inebilir. Yağmurlar semadan gelir. Antakya ehline azap, Nuh ve Hud aleyhimüsselâmın kavimlerine, diğer âsi kavimlere, ashab-ı Fil'e azap hep semâdan gelmiştir. Cennet de yedinci kat semada olup, arşın altındadır. Hayır ve şer hepsi hepsi semâdan nâzil olur.
Bu sebeple, bu âyet-i kerimeyi hatırlayan veya duyan irfan sahiplerine lâyık olan, Mevlâ'sına yalvarmak ve niyaz etmektir.
— Çok güzel yâ Behlûl! Lûtfedip, yere dikkatle bakmanın sırrinı da açıklar mısın?
— Kur'an-ı azimde Mevlâyı müte'al hazretlerinin:
tes stiliy Minhâ halâknaküm ve fiyhâ nu'ıydüküm ve minhâ muhricüküm târeten uhrâ...
Ta-Hâ: 55 (Biz, sizi topraktan halkettik. Ölümünüzden sonra yine oraya iade edeceğiz ve malışer yerine gönderilmek üzere sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.)
âyet-i kerimesini düşünüyorum. Bu âyet-i celileyi okuyan, duyan veya hatırlayan ve anlayan kişilere de lâyık ve münasip olan, gereği gibi ibret alabilmektir. Topraktan yaratıldığımızı biliyoruz, toprağa iade olunduğumuzu da gözlerimizle görüyoruz. Yakınlarımızı, sevdiklerimizi kendi ellerimizle toprağa veriyoruz. Bizden öncekiler de, topraktan yaratıldıkları gibi toprağa döndüklerine göre, birgün bizleri de elbette toprağa iade edecekler, kabirlerimize yatıracaklardır. Toprağa ekilen bir tohum, nasıl filizlenip baş verir ve gittikçe büyüyüp yeşerirse, tohum misali olan vücutlarımız da kıyamet günü topraktan çı-
— 310 _ kacak ve huzur-u izzete götürülecek ve orada hesap verecek, fâni dünya hayatında iyi ameller işlemişse mükâfatını, kötü işler yapmışsa mücazatını görecektir. Toprağa bakınca bütün bunları düşünüyor ve bütün bu geçitlerden nasıl geçeceğimizi tasarlıyorum ki, aklı başında olanların da toprağa baktıkça ve bu âyet-i kerimeyi hatırladıkça aynı şeyleri düşünüp kendisini hesaba çekmesi gerekir.
— Yâ Behlûl! İyi söylersin, güzel söylersin ya, sağına bakıp neden güldüğünü de açıklamayacak mısın?
— Yâ Malik! Sağıma bakınca sevinip gülmemin sebebi de şudur:
Ve ashab-ül yemiyni mâ ashab-ül yemiyn...
El-Vaki'a: 27 (Kıyamet günü, amel defterleri sağlarından verilecek o kutlu ve mutlu kişiler... Ama, ne kutlu ve mutlu kişiler!...)
âyet-i kerimesini okuyan, duyan ve anlayan müminler, âşıklar, sadıklar, salihler de elbette gülecek ve mesrur olacaklardır. Ashab-1 yemine, yani sağ tarat ashabina cennet, cemal, rıdvan, felâh, necat, ebedi hayat, ebedi saadet ve selâmet gibl ni'metler bahş ve ihsan buyurulacak, onlar mazhar-1 zât olacaklar, Fİ-MAK'AD-I SIDK'a erecekler ve zât cennetine gireceklerdir. Hal böyle olunca, ehl-i iymanın, ehl-i aşkın, ehl-i ihsanın bu âyet-i celileyi okuyunca, duyunca ve hatırlayınca gülüp sevinmeleri tabii ve âşikârdır. Bunun için, ben de bu âyet-i kerimeyi hatırlayarak sağ tarafıma bakınca ashab-ı yemini düşünerek gülüyor ve seviniyorum.
Ey iyman ve iykan sahibi olan Hak dostları:
Iyman edip salih ameller işleyen, Allahu talâ'nın emirlerine hakkıyle uyan ve nehiylerinden son derece sakınan, Cemalullah'a âşık ve Habibullah'a sadık olan ehl-i aşka öyle yüce ni'metler bahş ve ihsan buyrulacaktır ki, bunların tarif ve
tavsifi için denizler mürekkep, ağaçlar kalem, melekler, insanlar ve cinler kâtip, yeryüzü ve gökyüzü kâğıt olsa yine de kâfi gelmez, hakkıyle ve lâyıkıyle anlatabilmek mümkün olmaz. Denizler ve ummanlar tükenir, ağaçlar yetersiz kalır, melekler, insanlar ve cinler yazmaktan yorulur ve usanır yine de gereği gibi bu yüce ni'metlerin değerini, önemini ve niteliğini açıklamak kabil olmaz.
Fâni dünya hayatında, verilen bütün ni'metlerin zevalı vardır. Günün birinde ya geri alınır, ya başkasına kalır veya büsbütün ortadan kaldırılır. Oysa, âhirette ehl-i iymana bahş ve ihsan buyurulacak ni'metlerin kat'iyyen zevali yoktur. Asla geri alınmaz ve hiç bir suretle iptal de olunmaz, bâki ve ebedi kalır. Netekim, bu fâni âlemde verilen sıhhatin, güzelliğin, kuvvet ve kudretin, gençlik ve zindeliğin de zevali vardır. Sağlıklı birisi, basit bir sebeple hastalıklı olabilir ve öyle kalabilir. Güzellik, çirkinliğe dönüşebilir. Kuvvet ve kudret, yaş ilerledikçe azalır. Gençlik ve zindelik, sonuna kadar kimseye yâr olmaz.
Gülenler ağlayabilir. Sevinenler üzülebilir, mutlu olanlar mutsuz olabilir. Ahiret hayatında bahş ve ihsan buyurulacak sağlığın, güzelliğin, kuvvetin zevali yoktur. Orada, artık ölüm yoktur, hastalık yoktur, çirkinlik yoktur, ağlamak yoktur, üzülmek yoktur. Ehl-i iyman böyle bir müjde haberi alır da gülmez mi, sevinmez mi?
Yalnız, bu ebedi ni'metleri ele geçirebilmek için kâmil bir iyman sahibi olmak, ibadet ve tâ'ati tam bir ihlâs ile yapmak, Hakka gerçek mânada kul ve Resûl-ü zişâna her bakımdan lâyık bir ümmet olmak, kulluk makamında daim ve kaim olmak şarttır. Bu âlemde, Rabbine kul olanlar, iki cihanda sultan olurlar. Onun için, Hak dostu olan ehl-i iymana bu gibi müjde haberi veren âyet-i kerimeler okununca veya hatırlatılınca Hakka şükretmeli, islâm ve imanından ötürü hamd-ü senâda bulunmalı, Rabbine secde ederek memnun ve mesrur olmalıdır.
Ey ehl-i iyman, sizlere müjdeler olsun!.. Sizleri, Allahu tealâ ve tekaddes hazretlerinin af ve mağfireti, cennet ve cemaliyle tebşir ederim.
Ilâhi cennet evine girenlerden eyle bizi, Yarın anda cemalini görenlerden eyle bizi...
Mahşerde halk ola hayran, çok yürekler ola büryân, Arşın gölgesinde seyran, edenlerden eyle bizi...
Yâ Hayyu yâ Kayyûm Samed, ihsanma yoktur aded, Firdevs bahçesinde ebed, kalanlardan eyle bizi...