Cebrail aleyhisselâm, taraf-1 ilâhiyyeden nüzul ile Resûl-ü zişâna selâm-ı Rabbaniyyeyi tebliğ ettikten sonra:
— Yâ Resûlallah!.. Ma'iyyet-i seniyyenizde şu kadar nefer mücahit bulunduğu halde cihada çıkacaksınız, emr-i celilini getirmişti. Huzur-u Resûlullah'ta bulunan ashab-ı kirâm, Allahu talâ'nın emir ve ferman buyurduğu mücahit sayısından kat kat fazla idi.
Habib-i edib-i Kibriya efendimiz, cihar yâr-1 güzin ile istişareden sonra icabını te'emmül buyurdular. Ashab-ı kiramın hemen hepsi gazaya gitmeyi istiyordu. Oysa, hepsini birden götürmek emr-i ilâhiyye aykırı düşüyordu. Aralarında, bir ayırma yapıldığı takdirde kalanların mahzun olacakları mutlâk ve muhakkaktı. Neticede, kur'a çekilmesine karar verildi.
Kur'a sonunda, huzur-u Resûlullah'ta hazır bulunan bir baba-oğuldan oğlu kazanmıştı ve babası da bu hale çok üzülmüştii. Gerçi, kendisi çok yaşlı idi ama, ecel kendisine erişmeden Allah yolunda cihad etmek ve bu uğurda şehit olmak en büyük arzusu ve emeli idi. Resûl-ü zişânın ayaklarına kapanarak niyaz etti:
— Yâ Resûlallah!.. dedi. Kur'ada oğlum kazandı. Ben, ihtiyarım ve belki de şu demler ömrümün son günleridir. Oğlum ise henüz genç ve dinçtir. Sağ kalırsa, zât-1 risaletpenahileri ile daha bir çok seferler cihada gidebilmek şeref ve mazhariyetine nail olabilir. Lûtfedip, müsaade buyurunuz, oğlum kazandığı kur'a hakkını bana versin ve ben cihada gideyim.
Oğlu hemen itiraz etti:
— Olmaz!.. dedi. Ben, canımı canâna feda ettim. Allah yoluna şehit olmayı babam bile olsa kimseye terkedemem. Zira, Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri bana babamdan daha hayırlı ve sevgilidir. Onun için, canımı Allah yolunca ieda eimege ahdettim.
Babasının esasen çok mahzun ve mükedder olduğunu gören Resûl-ü zişân saadetle şöyle buyurdu:
— Ey bahtlı ihtiyar!.. Mahzun ve mükedder olma, senin de cihada iştirakin için Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinden ruhsat alırım...
Filvaki, ihtiyar babanın da cihada gitmesine emr-i ilâhi şeref-sadir oldu ve hep birlikte gazaya gittiler. Savaş alanına varıldı, Nebiyyi zişânın otağına gelen ashab-ı kiramdan bazı-, ları:
— Yâ Resûlallah!.. Bu zat çok ihtiyar ve kuvvetsizdir. Ok atmaga ve düşmana kılıç sallamağa mecali olacağını sanmıyoruz. Müsaade buyurursanız biz düşmanla savaşırken, o şuracıkta ve eşyalarımızın başında beklesin ve onları muhafaza etsin, biz kendisine alacağımız ganimetten hisse ayırırız, dediler.
Ihtiyar kahraman bu teklifi duymuştu. Hemen, huzur-u saadete koştu ve yalvardı:
- Anam, babam, netsim ve herşeyim yoluna feda olsun yâ Resûlallah! Hâşâ, ben buralara mal ve ganimet almaga değil, ma'iyyet-i seniyyenizde bulunmak ve şehitlik rütbesini ihraz etmek niyyeti ile geldim. Evet, ihtiyarım ve elbette gençler kadar gücüm ve takatim yoktur. Fakat, hiç olmazsa, beş tane din ve millet düşmanının canını cehenneme gönderemez miyim? Bu arada, kendim de bir kılıç, bir kargı veya bir ok yarası alsam ne çıkar? Bütün arzum ve emelim, şehit olarak rizayı Rahman'a nail ve cennete vasıl olmaktır, diyerek şehadet parmağı ile çenesinin altında bir yeri işaret edince, Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz kendisini müjdelediler:
— Sevfe tenâlû... Sevfe tenâlû... (Yakında bu büyük arzu ve emeline nail olursun) buyurdular.
Savaş başlamış ve oldukça kızışmıştı ki, düşman tarafından atılan bir ok, o ihtiyar gazinin şehadet parmağı ile işaret ettiği çenesinin altına isabet etti. Koca gazi aşk ile ALLAH diyerek maksuduna vasıl oldu ve çok özlediği cennet ve cemale kavuştu.
Resûl-ü Rabbil-âlemiyn efendimiz, ashab-ı kirama:
— Ey ashabım!.. Şu bahtlı ihtiyarın vasıl olduğu Firdevs-i â'lâyı ve nail olduğu yüce dereceyi sizlere göstereyim, buyurdular ve mübarek elleriyle hepsinin gözlerini meshettiler. Hakikat gözü olan basiretleri açıldı ve o yaşlı gazinin cennetteki makamı ve derecesini ashab-ı kirâm müşahede ettiler ve mest-ü hayran kaldılar.
Bu vesile ile hatırlatalım ki, sultan-ı serir-i din-i mübiyn aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mû'yn efendimiz, gazaya gitmeden islâm askerlerini teftiş ederlerdi. Küçük yaşlarında bir çok islâm yavruları da, gazaya gidebilmek için can atarlar ve boylarının küçük görülerek götürülmemelerinden kaygulanarak
teftiş sırasında ayak parmaklarının ucunda yükselmeğe ve boylarını olduklarından fazla göstermeğe çalışırlardı. Islâm tarihine ait bir çok eserlerde buna benzer bir çok örnekler verilmektedir.
Buhari-i şeriften bir Hadis-i şerifi dikkatinize sunarım:
— Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri buyurmuştur ki:
(Allah yolunda Allah için gazaya çıkan gazi kullarımı sevk ve teşvik eden âmil, ancak varlığıma, birliğime ve peygamberime imanlarından başka bir şey değildir. Bu sebeple, bir gazi zât-ı ülûhiyyetimden istimdat ederek YA ALLAH!.. deyince: «Lebbeyk yâ kulum!.. Benden dilediğin nedir?» diye kendisine icabet eder, arzusu ve dileği neyse yerine getirir, kendisinin bütün işlerini tekeffül ederim, ecr-i cezil ve sevab-ı cemil ihsan ve inayet ederim.)
Allahu azim-üş-şân buyurmuştur ki: (Gazi kullarımı, üç kerametten birisine nail olmaktan geri bırakmam. Birincisi, gazadan sağ ve salim olarak yurduna ve yuvasına avdetini sağlarım. Bu gazada, mal ve ganimete nail olamazsa, kendisine bu cihadı karşılığında pek çok ecir ve sevap ihsan ederim. İkincisi, hem cihad sevabı ve hem de mal ve ganimet bahşederim.
Üçüncüsü de, kendisine şehitlik rütbesini nasip ederek cennet ve cemalimle müşerref kılarım.)
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
(Eğer, ünmetime meşakkat olacağından korkmasaydım, cihada giderken kadınlarınızı ve cariyelerimizi de beraberimizde götürür ve cihad sevabını böylece ziyadeleştirirdim. Fakat, bu takdirde ümmetimin de bana tâbi olarak ehl-i iyâlleri ile gazaya götürmeleri halinde çok çetin ve zor durumlarla karşılaşmalarından kaygulanarak, bundan sarf-ı nazar ettim.)
buyurmuşlardır.
Diğer taraftan, Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz, Allahu azim-üş-şâna kasem ederek:
(Vallahi, takdir-i ilâhiyye muvafık olsaydı, gazada bir kerre şehit olmayı istemezdim. Allah yolunda ve Allah için gaza
ederken, katlolunmayı, sonra tekrar dirilmeği, tekrar katlolunmayı ve tekrar dirilmeyi diler ve defalarca şehit düşmeyi isterdim. Şehitlik rütbesini ihraz etmeğe bu derece arzu ve muhabbet ederdim.) buyurmuşlardır.
Gerçekten, Resûl-ü zişânın bu arzusu yerine gelmiş ve zât-ı risaletpenahileri zehirlenerek şehitlik rütbesini ihraz buyurmuşlardır.
Ashab-ı kirâmdan bir zat sordu:
— Yâ Resûlallah!.. Allahu tealâ korusun ama, gazada zât-i risaletpenahilerine herhangi bir zarar erişebilir. Acaba, siz bizzat gazaya teşrif buyurmasanız ve bizleri gönderseniz olmaz mı?