Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bu kıssa da, Peçevi tarihinin ikinci cildinde nakledilmiştir: O zamanlar, serhat kalelerimizden birisi… — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 244

— Evet, el-hamdü lillâh müslümanır ve Türk'üm. Fakat, şimdiye kadar sana bir zararıı ve kötülüğüm oldu mu?

— Senin müslüman ve Türk olman öldürülmen için kâfidir. Ben senden zarar ve kötülük görmedim ama, senin deden vaktiyle benim dedeme kimbilir ne fenalıklar yapmıştır!

Neticeyi anlatmağa lüzum var mı aziz mü'minler? Dinko ağa, ömür boyu kendisine ve ailesine hiçbir zarar ve kötülüğü olmadığını bizzat itiraf ettiği komşusu Mehmet ağayı, çoluk çocuğu ile koyun boğazlar gibi keser, evini talan eder, hıncını bununla da alamayarak evini de yakar.

Olayların ve faciaların içinde yaşamış rahmetli dedemden ve dayımdan bu ve benzeri daha bir çok vahşet hikâyeleri dinledim. Bunlar, anlatılmakla bitmez ve tükenmez. Bize revâ görülen bu haksızlıkların ve kötülüklerin sebebi neydi? Dinko ağanın dediği gibi hiçbir kötülük yapmamış, eşit muamele etmiş, insan gibi yaşamalarını sağlamış, dinlerine ve kiliselerine karışmamış, tam bir hürriyet ve serbesti içinde bulunmalarını sağlamıştık. Oyle ise suçumuz neydi? Allahu tealâ'nın varlığını ve birliğini takrir ve tasdik etmek, gelmiş geçmiş bütün peygamberleri doğrulamak ve hepsine iyman etmek, hatt? kendilerinin hiçbir zaman iyman etmedikleri ve hatta bâtıl inanışları ile ruhuna eziyyet ettikleri Hz. Isa aleyhisselâmın hak peygamber olduğunu doğrulamamız ve onun muhterem anasını her türlü isnâd ve iftiradan arındırarak sevip saymamızdan gayrı ne suçumuz olabilirdi?

Evet, bir suçumuz daha vardı: Onları, zorla müslüman etmemiş ve kendi sakat ve bâtıl inançları ile başbaşa bırakmıştık. Oysa, islâma gelmeyenleri pek alâ kılıçtan geçirebilir ve Viyana'ya kadar bütün bölgeyi müslüman edebilirdik. Bunun böyle olduğunu, doğulu veya batılı bütün ilim adamları, tarihler ve müverrihler ittifakla kabul ve itiraf zorunda kalmışlardır. Biz müslüman Türkler, gittiğimiz yerlere adalet, hürriyet, hakkaniyet, medeniyyet götürmüş ve karşılığında zulüm, esaret, haksızlık ve kötülük, vahşet ve denaat görmüş değil miyiz? 1976 yılı içinde Batı Trakya Türklerine uygulanan zulüm ve vahşet, yakılan Türk okul ve mescitleri bunun en son ve en yeni delilleri değil midir? Kıbrıs'ta müslüman Türk halkına yıllar yılı uygulanan aynı zulüm ve vahşet değil miydi?

Ege anlaşmazlığını bir yandan Lahey adalet divanına götürürken, yani Ege'de iki ülke arasında anlaşmazlık bulunduğunu bizzat kabul ederken, üzerinde teknik cihazlardan başka bir şey bulunmayan Hora gemisinin Ege'ye açılması olayını aynı zamanda Birleşmiş Milletler güvenlik konseyine götürenler, bu tarihi haksızlık ve kötülüklerin hâlâ bitmediğini kendileri isbat etmiş olmuyorlar mı?

Oysa biz cins, ırk, din ve mezhep farkı gözetmeksizin bütün insanların haklarını, hürriyetlerini ve menfaatlerini korumuş, zulmün daima karşısına çıkmış, zâlime karşı mazlûmu korumayı şi'ar edinmiş bir milletin çocuklarıyız. Tarih, bu iddiamızı isbatlayan binlerce delillerle doludur. Bunlardan yalnız bir tanesini dikkat ve ibretinize sunuyorum:

Kanuni Sultan Süleyman Han (aleyh-ir-rahmeti vel-gufran)

Osmanlı tebaasından olan hristiyan halkın düşmanlar tarafından rahatsız edildiklerini görünce bu haksızlıga dayanamamış ve o çağlarda Avrupa'da hüküm süren CHARLES QUINT'e ki Osmanlı kaynaklarında KARLO'ya aşağıdaki mektubu yazmıştır. Peçevi tarihinden aslına sadık kalınarak alınan bu mektubunda Kanuni Sultan Süleyman Han, Beşinci Karlo'ya şöyle buyuruyordu:

Bu kadar zamandır erlik dâ'vasın eder, merd-i meydanım dersin. Şimdiye degin, üç kerredir ki üzerine geliyorum ve mülküne dilediğim gibi tasarruf ediyorum, dediysem ne senden ne de karındaşından nâm ve nişan yok... Size, saltanat ve erlik dâ'vası haramdır. Askerinden, belki avradından dahi utanmaz mısın? Belki, avratta gayret vardır, sende yoktur. Er isen meydana gelesin, Hak tealâ hazretlerinin takdiri ne ise yerine gelecektir. Seninle saltanatı Beç (Viyana) sahrasında öleşelim.

Re'ayâ (Gayr-i müslim halk) fukarası dahi âsude olsun... Yoksa, meydanı arslandan hâli buldukça tilki gibi fırsat gözeterek şikâr avlamayı erlik sayma... Bu kerre dahi meydana gelmezsen, avratlar gibi iğ ve çıkırık alıp dahi padişahlık tâcın urunmayasın ve erlik adını diline getirmeyesin...

Kardeşim:

Tarihe şan ve şeref bahşeden atalarını saygı ile, hayırla yâdet, sen de onlar gibi olmağa çalış, atalarına lâyık oi... Görüyorsun ki, şanlı atalarımız yalnız müslümanlara değil ve hatta yalnız hristiyanlara da değil, cins, ırk, din ve mezhep farkı göetmeksizin bütün dünyaya, bütün insanlığa adalet nurunu götürmüş ve göstermiş, insan haklarını korumak uğrunda cihana önder ve örnek olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman'ın bu mektubundan açıkça anlaşılıyor ki, Charles Quint yahut beşinci Karlo ve avanesi olan zâlimler, o çağlarda Avrupa'da yaşayan Yahudi'lere değil, hatta kendi ırkdaşları ve dindaşları olan hristiyanlara ve tüm insanlığa huzur ve mutluluk verememiştir. O kadar ki, kendi aralarında mezhep kavgaları yaparlarken öldürdükleri hristiyan sayısı, müslüman Türklerle yaptıkları savaşlardaki telefatlarından kat kat fazladır.

Dedelerimiz ve atalarımız, âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-ü Kibriyâ'nın ümmeti olmak şeref ve haysiyeti ile, yalnız müslümanlara karşı değil kayıtsız şartsız hâkimiyeti altında bulunan bütün insanlara karşı âdil, şefkatli, merhametli, haksever ve müsamahakâr davranmak suretiyle, Allah Teâlâya ve kıyamet gününe iyman etmiş, Hakka hakkıyle kul ve Resûl-ü müctebâ'ya lâyık ümmet olmuşlardır. Yukarıda da belirtmeğe çalıştığımız gibi, islâmda müminlere cihadın farz olmasının sebebi ve hikmeti de, mazlümu zâlimin pençesinden kurtarmak, mağdurun hak ve menfaatini gaddara karşı korumak, haksıza karşı haklıyı, kötüye karşı iyiyi savunmak, insanlık dâ'va ve idealine hizmette bulunmak, insanları insana yakışır hak ve hürriyetlere sahip kılmaktır.

Hiç çekinmeden ve olanca sadakat ve samimiyetimizle iddia edebiliriz ki, yeryüzünde müslüman Türk milleti kadar insanlık dâ'vasına hizmet etmiş başka bir millet gösterilemez.

Biz müslüman Türkler tarih boyunca hangi cinsten, hangi ırktan, hangi din ve mezhepten olursa olsun, daima mazlûmun, mağdurun, ezilmişin, üzülmüşün yanında ve her zaman zâlimin, gaddârın, kötünün, hâ'inin karşısıda bulunmuşuzdur.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.