Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Dağıstan arslanı Şeyh Şâmil hazretleri, yirmi üç yıl Rus çarının ordularına kan kusturmuş,… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 227

Dağıstan arslanı Şeyh Şâmil hazretleri, yirmi üç yıl Rus çarının ordularına kan kusturmuş, anlı şanlı bir islâm mücahidi idi. Maalesef, bu mücahede ve mücadelesinde başta Osmanlı devleti olmak üzere hiçbir islâm ülkesinden yardım edilmemiştir. Hatta, yardım şöyle dursun, kıt ve kısır menfaatleri uğrunda Ruslarla işbirliği yapan bazı hainler, dinlerine, mukaddesatlarına, ırz ve iffetlerine ihanet etmekten utanmamışlar, yalnız Şeyh Şâmile değil, aynı zamanda islâm dâvasına da hıyanet etmişlerdir.

O koca kahraman, savaşa savaşa esir düşmüştü. Çar, kendisinin cesaret ve şecaatine, hamiyyet ve metanetine hayran olmuş veya böyle görünmeyi şahsi ve siyasi çıkarı bakımından yararlı görmüştü. Onun için de, teslim olurken yapılan anlaşmada dilediği ülkeye serbestçe gidebileceği şartı kabul edilmişti. Şeyh Şâmil hazretleri, Medine-i münevvere de yerleşmeyi arzu diyordu. Sevgili peygamberine, iki cihan serverine komşu olabilmek ve ömr-ü azizini onun civarında geçirmek en büyük arzusu ve temennisiydi.

Netekim, öyle de oldu ve önce Îstanbul'a geldi. Padişah, kendisinin efsane gibi dillerde dolaşan yiğitliğini, kahramanlığını ve menkıbelerini dinlemiş ve onunla tanışmayı arzu etmişti. Bunun için de, kendisini sarayıın kapısında karşılamış ve elini Şeyh Şâmil'e uzatarak kendisini kutlamak ve hoş geldin demek istemişti. Şeyh Şâmil, büyük bir celâdetle kendisine uzanan bu eli tutarken şöyle demişti:

— Şevketli padişahım!.. Bütün müslümanların halifesi olan siz, bu elinizi bana Dağıstan'da kâfirlerle savaşırken uzatmış olsaydınız, Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ indinde daha makbul ve islâm dâvasında daha meşkûr olurdu...

Söz, Şeyh Şâmil hazretlerinden açılmışken, onunla ilgili bir kıssayı daha nakletmek isterim:

Müşârünileyh, esir olunca Çar yukarıda da belirttiğimiz gibi, şahsi ve siyasi mülâhazalarla kendisine karşı izzet ve ikramda bulunmuş, kendisini sarayında misafir etmişti. Birgün, çar ve erkânı ile aynı sofraya oturmaya tenezzül etmeyen şeyh hazretleri, büyük bir iştiha ile kendisi için hazırlanan pilâvı kaşıklarken, Çar yâverlerinden bir mareşal aklınca espri yapmak istedi ve çara hitaben:

— Haşmetmeab!.. Şeyh hazretleri o kadar iştihalı ki, beni bile yemelerinden korkuyorum, dedi.

Şeyh Şâmil, elinden kaşığı bıraktı, bu soğuk şakayı yapana dik dik baktıktan sonra çara döndü ve:

— Majesteleri, saray mareşalini temin buyurabilirsiniz.

Korkmalarına lüzum yoktur. Çünkü, el-hamdü lillâh ben müsümanım ve bizim dinimizde domuz eti haramdır, dedikten sonra pilâvını kaşıklamağa devam etti.

Şeyh Şâmil, Istanbul'da bir süre kaldıktan sonra Medine-i münevvere'ye gitti, kılıcını ve silâhlarını muvacehe-i şerifede yere koyarak niyazda bulundu:

— Yâ Resûlallah!.. Allahu tealâ indinde yegâne din olan senin getirdiğin din-i mübiyn-i islâm için yirmi üç yıl cihad ettim. İhanete uğradım. Bu mücahede ve mücadelem, kabule şayan görüldü mü? Benim için asıl önemli olan işte budur, diyerek gözyaşı döktü Bir müddet sonra da ecel şerbetini içerek sevgili peygamberinin ebediyyen komşusu oldu ve Cennet-ül-Baki kabristanında ebedi istirahatgâhına defnedildi.

Ey Mü'min kardeşim:

Yolun düşerse Medine-i münevvere'ye vardığında diğer islâm büyükleri meyanında Şeyh Şâmil hazretlerini ziyaret et ve buna muvaffak olamazsan, buradan ruh-u pür-fütuhuna Fâtiha-i şerife ithaf eyle!..

Allah yolunda, din ve millet uğrunda malla ve canla mücahede etmenin kıymet, ehemmiyet ve faziletini açıklayan bazı âyet-i kerimeleri dikkatle okumanızı ve derin derin düşünmenizi âcizane tavsiye edrim:

Ve lâ tekulû limen yuktelü fi sebiylillahi emvât, bel ahyâ'ün ve lâkin lâ tes'ûrun...

El-Bakara: 154 (Allah yolunda katlolunanlar için ÖLÜ'ler demeyiniz. Onlar, diridirler ama sizler onların hayatlarının keyfiyetlerini bilemezsiniz ve anlayamazsınız.)

Bu âyet-i kerimenin sebeb-i nüzulü de şöyledir. Bedir gazasında 14 islâm mücahidi şehid olmuşlardı. Isimleri okunarak her birinin öldükleri beyan ve ilân olunurken, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri bu âyet-i celileyi inzâl ve şehitlerin ölmediklerini, ölmeyeceklerini, onların diri olduklarını ve fakat insanların bu hal ve hakikati anlayamayacaklarını Habib-i edibi vasıtasiyle, tebliğ ve işaret buyurmuştur.

Elleziyne kale lehüm-ün-nâsü innen-nâse kad ceme'û leküm fahşevhüm fe-zâdehüm iymâne ve kalû hasbünallahü ve ni'mel-vekiyl...

Âl-i Imran: 173

(Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine düşmanlarınız size karşı harbetmek için sayısız asker topladı, oysa sizlerin savaşına gücünüz yok, onlardan korkun dediler de bu söz onların imanlarını ve cesaretlerini arttırdı. Allahu azim-üş-şân bize yeter, o ne güzel vekildir, dediler ve savaşa girdiler.)

Bu âyet-i celilenin nüzulü sebebi de şudur: Bedir'de mağlûp olan Kureyş kâfirleri, mü'minlerden intikam almak üzere büyük bir ordu toplamışlardı. Kureyş'in reisi Bedir'de cehennemi boyladığından bu seferde onlara Ebu-Süfyân kumanda ediyordu. Ebu-Süfyân, Medine-i münevvere'ye geldi ve huzur-u Resûlullah'a girerek:

— Yâ Muhammed! dedi. Gelecek yıl, küçük Bedir'de savaşa hazır ol!..

Sonra, hazırlıkları tamamlamak üzere Mekke'ye döndü.

Eskidenberi, küçük Bedir'de panayır kurulması âdet olmuştu. Panayır kurulacağı günlerde Sahib-i Şeri'at aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyet efendimiz, ashab-ı kirama:

— Ebu-Süfyân'ın verdiği müddet tamam oldu. Kureyş kâfirleri ile gaza etmek üzere hazır olunuz, buyurdu.

Li-hikmetin, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri Ebu-Süfyân'ın kalbine bir korku düşürmüştü. O kadar ki, müslümanlarla savaş için cesaret ve metaneti kalmamış gibiydi. Buna rağmen, Medine-i münevvere'ye casuslar göndererek: (Ebu- Süfyân, büyük bir ordu ile Bedir'e geldi...) haberini etrafa yaydırdı. Maksadı, müslümanlar arasında korku ve panik yaratmakt1.

Kureyş casusları görevlerini hakkıyle yaptılar ve ortalığa dehşet saçtılar. Bazı münafıklar da, bunu fırsat bilerek her tarafa haberler salıyorlar ve:

— Sizin, onlarla savaşmanız büyük bir felâket olur. Zira, Kureyş ordusu çok kalabalık ve gayet kuvvetlidir. Savaşacak olursanız, yenileceğiniz muhakkak ve mukadderdir, dediler.

Bu propaganda, etkisini gösterdi ve Medine-i münevvere'.

de ister istemez bir telâş ve heyecan başladı. Bu hali gören, Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz:

— Benimle hiç kimse gazaya gelmese dahi, Vallahi yalnız başıma giderim, buyurdu.

Netekim, bundan mülhem olarak Yavuz Sultan Selim Han aleyh-ir-rahmeti vel-gufrân Çaldıran seferine giderken, bugün Ağrı iline bağlı Eleşkirt (Toprakkale) kazasının sakallı köyünde yeniçeriler isyana yeltenmişler ve:

— Düşman yok, harap bir memlekette nice bir seyyahat ederiz? bahanesiyle geri dönmeği tasarlamışlardı. İşte, o zaman koca Hakan tıpkı Resûl-ü zişân gibi büyük bir soğukkanhılıkla atını ileri sürmüş ve âsilerin önüne dikilerek:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.