Yunan megalo-idea'sı yalnız Türklerle yetinmemektedir.
Yunanların, Arnavutlukla Epir anlaşmazlığı vardır. Bulgarlarla Makedonya anlaşmazlığı vardır. Yugoslavlarla anlaşmazlığı vardır. Hâsılı, bütün komşularının topraklarında ve haklarında gözü vardır. Ama, müslüman- Türk milleti ile uğraşmayı, ondan bir şeyler koparmayı şi'ar edinmiş ve insan hakları beyannamesini neşreden batılı ülkeler, daima haksızlığı desteklemiş, zâlime yardım etmiş, ezilen müslüman - Türk halkına, çiğnenen müslüman - Türk hakkına daima seyirci kalmıştır.
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere, Tükürün onlara alkış tutan kahpelere, Tükürün ehl-i salibin o hâyâsız yüzüne, Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne...
Sevgili kardeşlerim ve aziz Hak yoldaşlarım:
Tekrar ediyor ve tekrarında fayda görüyorum. Biz, müslüman - Türk milleti SEN - BEN çekişmelerini terketmeğe, birbirimizi sevmeğe, birbirimizi desteklemeğe, milli birlik ve beraberliğimizi titizlikle korumağa her zamankinden daha çok muhtacız. Birbirimizi sevelim, sayalım, tanıyalım ve tamamlayalım, birleşelim, tevhide gelelim, okuyalım, yükselelim, Türkün şeref ve haysiyetini, islâmın izzet ve rif'atini elbirliğiyle, gönülbirliğiyle savunalım. Allah yolunda, din ve millet uğrunda malımızla, canımızla, dilimizle, kalemimizle mücahede edelim, din ve millet düşmanlarına fırsat vermeyelim, saflarımızı sıklaştıralım, yüreklerimizi birleştirelim. Bakınız, Kur'an-ı azimüş-şân ne buyuruyor:
Faddal'Allah-ül-mûcahidiyne bi-emvalihim ve enfüsihim alelkaldiyne derece ve küllen vâ'ad'Allah-ül-Hüsna ve faddal'Allah-ül-mücahidiyne alelka'idiyne ecren aziymâ...
En-Nisa: 25
(Malları ve canlarıyla savaşanları Allahu tealâ, cihad etmeyerek oturanlar üzerine bir derece üstün kılmıştır. Gerçi, Allahu sübhanehu ve tealâ her ikisine de cenneti vâ'detmiştir.
Fakat, cihad edenlere cihad etmeyerek oturanlardan pek büyük bir ecir ve fazilet ihsan buyurmuştur.)
Bundan büyük bir müjde haberi, bundan yüce bir saadet ve selâmet düşünülebilir mi?
Bazı din büyükleri, islâm dininde miras taksim edilirken erkeklere kadınlardan iki misli hisse verilmesini, erkeklerin Allah yolunda mücahede etmek fazileti ile mükellef bulunmalarından ileri geldiği kanaatini izhar etmişlerdir.
Allah yolunda, din ve millet uğrunda paralarına kıyamayan cahil ve gafil müslüman zenginleri için, Allahu talâ'nın merhamet ve şefkatine sığınırız. Bu zavallılar, din ve devlet düşmanları aziz yurdumuza saldırdıkları zaman daha önce vatan korunmasına harcamaya kıyamadıkları mallarının ve paralarının nasıl ellerinden zorla alınacağını göreceklerdir ama, korkulur ki o zaman pişman olmaları da hiçbir işlerine yaramayacaktır. Bu gibiler, âhirete iymansız ve amelsiz giden müflisler gibi:
— Vah, eyvah!.. diyecekler ve ellerini ısırıp başlarını döveceklerdir. Allah yolunda, din ve millet düşmanları ile mal ları ve canları ile cihad etmeyenler âsidir ve günahkârdır:
Leyse alel-a'mâ haracun ve lâ alel-â'reci...
En-Nûr: 61 (Bedenen hastalıklı olanlar, körler, topallar ve cihada gidemeyenler, fakir olur ve bu yüzden cihaddan geri kalırlarsa, Allahu tealâ'ya âsi ve günahkâr olmazlar. Eğer, zengin iseler hastalıklı, kör veya topal dahi olsalar malları ve dilleri ile cihad etmeleri farzdır.)
Demek oluyor ki, bedenen hastalıklı olanlarla, körler ve topallar fakir iseler, bu yüzden savaşa katılmamalarından ötürü kendileri için günah bahis konusu değildir. Fakat, bunların dışında kalan, yani hem sağlıklı ve sağlam ve hem de malları ve paraları olanlar, din ve millet düşmanları ile savaşa katılmazlarsa, Allahu tealâ'ya isyan etmiş ve büyük bir günah işlemiş olurlar.
Görmesin imdad yâ Rab! Rahmetinden tâ ebed, Sarf-1 makdur etmeyen hemcinsinin imdâdına...
Buna mukabil, Allah ve Resûlüne iyman ve itaat eden, din ve millet düşmanları ile cihad eyleyenler için de öyle büyük mükâfatlar vardır ki, bunları tarif ve tavsif edebilmek mümkün değildir. Şehitlere ve gazilere bahş ve ihsan buyurulacak ilâhi ni'metler sonsuz ve sınırsızdır.
Sağlıklı ve sağlam olduğu, malı ve parası da bulunduğu halde korkaklık ederek savaşmaz veya savaştan kaçarsa, âhiret âleminde korkunç bir azap ve ıztıraba duçar clacaktır.
Bu azap ve ıztırabı, dünya hayatında hürriyet ve istiklâlini kaybetmek, zâlimlere esir ve köle olmak, bütün malı, mülkü ve parası elinden alınmak, ırz ve iffetine kâfirler tarafından tecavüz edilmek, rezil ve sefil olmak suretiyle tatmağa başlayacak ve âhirette de bütün peygamberler, veliler, salihler, şehitler ve gaziler önünde mahcup ve perişan olacaktır.
Aziz mü'minler!..
Bilmiş olunuz ki, dünyanın bütün hazineleri verilse, cennette bir karış yer alınmaz. Cennet, kılıçların gölgesindedir ve bu sebeple onun pahası ancak Allah yolunda din ve devlet düşmanları ile savaşırken dökülen ter ve kan damlalarıdır.
Mü'min ve muvahhid olan, böyle bir fırsatı aslâ kaçırmaz. Şehitlik ve gazilik rütbeleri, dünya rütbeleri gibi gelip geçici ve elden çıkıcı değildir. Peygamberlere ve ilimleriyle âmil olan âlimlere bahş ve ihsan buyurulacak cennet dereceleri ve rütbe-i lerinden hemen sonra en büyük derece ve rütbe şehitlere ve gazilere inayet olunacaktır.
Hayatın sonu ölümdür, ölümden kurtuluş yoktur. Ilâhi hüküm böyledir. Dünya hayatı da fânidir, herşey mahvolacaktır. Gençlik, sağlık, kuvvet ve kudret bizimle nasıl olsa ebediyyen kalmayacaktır. Şu halde, din ve devlet düşmanlarına esir ve köle olarak üç günlük gelip geçici ömrü, sefalet ve rezalet içinde geçirmektense, istiklâl ve hürriyetten mahrum, şeref ve haysiyetten yoksun yılan gibi yerlerde sürünerek yaşamaktansa, Allah yolunda, din ve millet uğrunda kahramanca çarpışarak şehit veya gazi rütbesini kazanmak ve böylelikle âhiret ni'metlerine mazhar olmak elbette akla ve mantığa daha uygundur. Öyle bir ölüm düşününüz ki, son nefes verilirken Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem kucağını açmış onu dâvet etmektedir, Allahu talâ'nın bahş ve ihsan buyuracağı üstün ve yüce dereceler ve rütbeler, bütün cennet ni'metleri kula gösterilecektir. Insan olan, müslüman olan böyle şerefli bir ölümnü, düşman çizmesi altında kahrolarak can vermeğe tercih eder mi?
Bu öyle bir ölümdür ki, ölüm demek bile caiz değildir.
Mü min ve muvahhidlere böylesine bir ölüm, OLUM dur. Şehidin mübarek cesedi toprağa düşer düşmez, kendisini huriler kucaklarlar, doğruca cennet-i â'lâya iletirler ve onun mukaddes ruhu cemal-i lâ-yezâle vasıl olur.
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, Gökten ecdat inerek öpse o pâk alnı değer..
Ne büyüksün ki, kanı kurtarıyor tevhidi;
Ber'in arslanları gibi bu ordu şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
(Gömelim, gel seni tarihe desem!) sığmazsın...
Herc-ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitap, Seni ancak ebediyetler eder isti'ab.